Cehaletin Cazibesi – III: Tanrı ve Kader

Hakikatin ve Tanrının tabiatının çelişik olduğunu ifade etmiştik. Şimdi kaderin bu çelişik çerçevede nasıl anlaşılması gerektiğini düşünelim.

Bugüne kadar ortaya konulan kader teorileri hep bir tutarlılık çabası gözetilerek izaha çalışıldığından hepsi de işi daha da giriftleştirmiş, çıkılmaz labirente dönüştürmüş. Allah her şeyi bilir diye söze başlarlar ve yaratır derler. Bu durumda işin ucundaki inanan insan haklı olarak sorar “O zaman benim ne yapacağımı Allah biliyor, neden tekrar beni yaratma ihtiyacı duyuyor ya da daha da kötüsü benim cehenneme gideceğimi bile bile yaratıyorsa bu Allah zalim”. Teori sahipleri burada tam anlamıyla çöker, önce bir afallama evresi geçirirler, sonra muhatabı küfür ya da şirkle suçlamaya çabalar, yetmiyorsa aslında orada öyle denmek istenmedi diye daha saçma bir teoriyi ortaya sürerler.

Buradaki saçmalık ne ve nerede? Biz Allah’ın bilgisini bizimkinin  bir üst boyu zannediyoruz. Bu da “ben L giyiyorsam Allah da 5XL giyiyordur” demekle aynı. Benim için bilgi önceli ve sonralı. Bilebilmem için önce olması gerek. Allah yaratıcı olduğu için bilmesi ile yaratması arasında fark, zaman olamaz. Onun bilgisi ile bilinen aynı andadır.

Tam bu noktada tutarlılığa programlı beyin devrelerimiz, akıl ve mantık kabiliyetlerimizi uyarır burada bir mantıksızlık var der. Haklıdır ama yanlış. Bizim bilgimiz ve görgümüz sonradan oluşumun evrelerine tanıklık edebiliyor. Yaratıcı kendinden başka hiçbir kurumun ya da ilkenin kısıtına tabi değildir ve istemediği müddetçe de olmaz. Sevgiyi kendisine ilke edinmiştir dediği için biz Allah’ın bizi sevdiğini biliyoruz. Adilim dediği için adaletli olduğunu düşünüyor, zalimleri ve zulmü sevmediğini söylediği için zulümden tenzih ediyoruz.

Madem Allah hem adil, zulme düşman, kendisi de zalim olamaz demektir. Peki, bizim zihnimize akıtılan kader teorilerinde neden zulüm başrolde. Neden teoriler hep bir zalim tanrı seçeneğinde sonlanıyor. Çünkü teori sahiplerinin fizik ve madde hakkında yeteri bilgisi yok. Fizik bilgisi sınırlı insanlar, metafiziğin sınırları ya da sınırsızlıkları hakkında da yeterince zihin çalıştıracak bilgi ve tecrübeden mahrum. Ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar fakat bugün hiçbirine itibar edilmiyor. İtibar edenler de benimsediğinden değil bahane edip dini reddediyor.

Olması gereken, anlatılmayan, anlaşılması gereken nedir? Kaotik düzen ya da çelişik tutarlılık diyebileceğimiz sınırlı alanda sınırsız ihtimalleri içeren bir program dizgesi. Allah aynı anda farklı şeyleri yapabilir, yaratabilir, tecrübe edebilir fakat biz edemeyiz. Bizim mantığımızda A A’dır, B değildir ve üçüncü hal imkansızdır. Biz tanrılaşmadığımız müddetçe de bu değişmeyecek. Fakat Tanrısal düzlem böyle bir kısıta müsaade etmez. Orada gerçek değil gerçeklikler vardır. Bizim ihtimal dediğimiz her imkan Tanrı katında birer olmuş vakadır. Bizim için olması, olmaması, olabilmesi mümkün, kesin, imkansız olan her şey Tanrı gerçekliklerinden biridir ve olmuştur. Biz bizim için seçilebilecek bir, iki, milyon ihtimalden birini seçerek onu kendi seçimimiz ve gerçekliğimiz haline getiriyoruz. Onunla yargılıyoruz, yargılanıyoruz. Kaderde olmayan hiçbir imkan da bizim aklımıza ya da önümüze gelmiyor.

Peki, Allah benim ne yapacağımı biliyor mu, cennete ya da cehenneme mi gideceğimi biliyor mu sorusunun bu andan itibaren sorulmaması gerekir değilse metin anlaşılmamıştır. Allah bizim seçebileceğimiz bütün ihtimalleri zaten bilmiş ve yaratmıştır. Biz kendi dünyamızda uyuruz ya da uyanığızdır üçüncüsünü düşünemeyiz ama Allah’ın bilgisinde hepsi de eş zamanlıdır. İnsan ya ölü ya diridir Allah için hem ölü hem diridir. İnsan ya cennette ya cehennemdedir Allah için hem cennette hem cehennemdedir. İkisinde de varız. Tıpkı bu dünyadaki gibi.

Bu dünyada da biz bizim için önümüze serilmiş yaratılmış ihtimallerden birini seçerek bilincimizi o duruma yansıtıyor ve kendimize atfediyoruz. Öte dünya için de aynısı geçerli. Her iki durum da var. Biz seçimlerimizle birisini gerçeğimiz haline getiriyoruz.  Allah benim nereye gideceğimi biliyor mu sorusu komik bir espri gibi algılanır bu düzlemde. Nereye gidersen git zaten gitmeden önce gidilebilecek bütün ihtimaller ve adımlar var. Biz onun varlıklarından ve gerçekliklerinden bir tanesini kendimize ayırıyoruz ve benim hayatım, seçimim diyoruz. Yol bittiğinde kaderim diyoruz.

Ahmet BAYRAKTAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...