Cehaletin Cazibesi – IV: Haz & Hakikat

İnsan, hayata herhangi bir canlı olarak başlar. Sıradan, kedi-köpek yavrusundan farksızdır o anda. İnsan olduğuna dair şekil harici bir delil yoktur. Hayvan yavrularından daha savunmasızdır. Refleks harici bir faaliyet görülmez.

Sonradan beyin ve vücut sistemleri gelişimine devam ettikçe bir hayvan standartlarına erişir. Yer, içer, sever, algılar fakat akledemez. Konuşmak dahi taklit düzeyindedir.

İnsanlardan insan muamelesi ve davranışları gördükçe insan yavrusu insanlaşır. Hayvanlardan ayrışmaya bu esnada başlar. Değerlerle tanıştıkça ve onları benimsedikçe insaniyet hayvaniyet karşısında varlık iddiasını ispat eder ve ayrı bir araz olarak gelişir.

Ergenlik ile beraber gelişim ve dönüşüm son aşamayı bitirir. Yeme, içme faaliyetine üreme kabiliyeti ve idraki de eşlik eder. O anda insan ve hayvan beyni tam kapasiteye açılır. Bir farkla. Artık hangi tarafın gelişeceği beynin sahibinin kontrolündedir.

On beşinden sonra insanlar, deli akan kanıyla zirve yapan zekasının tutarlılık çağrılarına eş zamanlı tanık olur ve tercih yapmaya başlar. Hazzı mı tercih edecektir tutarlılığı/hakikati mi?

Çevre değerler, içgörü, özsaygı gibi kuvvetlerden hangisi besleniyor ve söz hakkı veriliyorsa kişi, kişiliğini o minvalde besler. Bir an gelir ve kişi esaslı bir tercih yapmak durumunda kalır. Haz mı Hakikat mı?

Kişi, maddi değerleri sever, benimser ve geliştirmeye çalışırsa alt beynin ürünü olan hazzı, üst beynin tutarlılık çağrılarına galip gelir ve o andan itibaren haz hakikate tercih edilir? Öyle biri için bir şeyin doğruluğu yanlışlığını iç tutarlılık, kurallara bağlılık ile değil, kendinin ve çevresinin kabulleri ile orantılanır.

-Herkes yanlış bir sen doğru, değil mi!

-Ben hocamı dinliyorum, seni değil

Bu türden mazeretler, hazzını hakikat bellemiş kişinin değişmez bahaneleridir ve bunlarla akıl cedeline girmek havanda su dövmekten farksızdır.

Hakikati hazza tercih eden kimseler için tutarlılık ve doğruluk temel değerdir. İç kabuller, ön görüler-yargılar, eskilerin görüşleri bir veri olarak değerlidir fakat hakikat söz konusu olduğunda yarışa herkes eşit başlar. Bu kişiler kendileri gibi düşünenlerden çok düşünmeyenlerle konuşmaktan haz alırlar. İnandıklarına yönelik eleştirilere öfkelenmezler. Tutarlılık testinden geçmeyen iddialara, kendilerinin olsa dahi, değer vermezler.

Bu tür insanlara kabul ve yargılar tesir etmez. Senden önce yüz kişi de böyle düşündü cümlesi manasızdır. Ailendeki herkes böyle inanıyor’un kıymeti yoktur. İddia, delil ve içerikleri tutarlıysa kıymetlidir değilse konuşarak vakit kaybetmenin anlamı yoktur.

Mesele kişinin tercihinde düğümlenmektedir. Hayvanların kullandığı alt beynin hazzını hakikat belleyerek itaat ve mutlulukla hayatı geçirmek mi yoksa insan olmanın riskini göze alarak merakı uğruna hazır kabul cennetinden çıkmak mı? İlk akıllı insan ikincisini tercih ederek adam olmaya hak kazanmıştı. Herkes kendi imtihanından sorumlu.

Ahmet BAYRAKTAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...