Dijital Çağda Mevlit Okutmak

30 yıl önce bugün Berlin Duvarı yıkıldı. Bu olay tarihi, siyasi ve ekonomik açıdan bir dönüm noktası sayılır. Gerçekten yeni bir dünya ortaya çıktı. Henüz kavrayamadığımız ve çözemediğimiz… Ancak Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve sosyalizmin başarısızlığı, Marksizmin burjuvazi ve kapitalizme karşı mücadeleden vazgeçtiği anlamına gelmez. Kamuoyunda, Marksizm genellikle Lenin, Mao, Castro veya Chavez gibi devrimci liderler ile ilişkilendiriliyor. Fakat devrimcilik, Marksizm’in yalnızca bir türevidir. Bizatihi kendisi değildir.

Devrimciler sadece işçilere güvendiler. Proletaryanın ayaklanmasıyla birlikte özel mülkiyeti devletin eline devretmeyi hayal ettiler. Ancak işçi sınıfının vaziyeti değiştirmek, yani devrim ile ilgilenmediği görüldü. Tek amaçları güvenli işyeri ve artan ücretler elde etmekti. Bu nedenle, komünist rejimler ancak cebren ayakta durabildiler: Birçok ülkede, marksistler, insanların Doğu Almanya’da olduğu gibi ülkeden ayrılmasını engelliyor ve sınırlara duvarlar örüyorlardı. Fakat marksizmin başka bir türü daha olduğu unutuldu: Kültürel Marksizm.

Kültürel Marksizm devrime değil, reformlara dayanıyor. Muhatapları işçiler değil aydınlar. Marx’ın zaten kendisi entelektüeldi, işçi hareketi lideri değil. Feuerbach Tezi‘nde şöyle yazdı: “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” Marks‘ın burada dünyayı değiştirme görevini atfettiği kişiler, aydınlardır. Kültürel Marksizmin en önemli düşünürü ise Antonio Gramsci‘dir.

Gramsci 1891-1937 yılları arasında yaşayan bir İtalyan düşünür. Stratejisi, Marksizm için aydınları kazanmak ve onların yardımlarıyla burjuvazinin kültür kurumlarına, üniversitelere, hukuk ve yargı düzenine, bürokrasiye ve medyaya sızmaktı. Öyleyse, Marksizm, bir ülkede kültürel hegemonyayı mutlaka ele geçirmeliydi! Gramsci sosyalizmi “dinin üstesinden gelmesi gereken din” olarak gördü. Her toplumun ideolojik bir ayağa ihtiyaç duyduğunu fark etti. Batı toplumlarında bu, geleneksel olarak Hıristiyanlıktır. Gramsci bunu sosyalizm ile değiştirmek istedi, böylece Batı’da bir ‘kaos’ yaratmayı amaçladı. Türkiye’de bu durum ‘paralel devlet’ olarak niteleniyor. Ancak Türkiye’deki örgütün dini motivasyonu, diğer toplumsal hareketlerin siyasi saiklerine göre çok yüksek. O yüzden uzun soluklu bir mücadele gerekmektedir.

Gramsci‘nin fikirleri hâlâ yaşıyor. 1960’larda Frankfurt Okulu düşünürleri ve sosyologları, Theodor Adorno, Max Horkheimer ve Herbert Marcuse bir anlamda Gramsci‘nin fikirlerine sahip çıktılar. Frankfurt Okulu tarafından geliştirilen Eleştirel Teori, kapitalist sistemi A’dan Z’ye eleştirmeyi, sürekli kapitalizm aleyhinde konuşmayı ve başarılarını karalamayı ya da onu yok saymayı amaçlar. Örneğin, üretimdeki muazzam ilerleme tüketim terörü olarak yorumlanmaktadır. Sağlık, iletişim, eğitim alanındaki gelişmeleri olumsuzlamak ve mevcut koşulları -çözüm üretmeden- sürekli eleştirmek insanların ekonomik ve siyasal sisteme olan güvenlerini sarsmaktadır.

Müslüman aydınlar, mesela yıllarca, Batı medeniyetinin çöktüğünü iddia ettiler. Modernitenin eşitlik ve adaleti tesis edemediğini ileri sürdüler. Bu görüşler kendi ülkelerimiz için doğru olabilir ancak Batı toplumlarında bu iki kriter -nasıl olduğunu sorgulamazsak eğer- büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Elbette her sistem kendi çelişkisini içinde barındırır. Kapitalizmin sorunlarını liberaller hepimizden daha iyi biliyorlar. Mütemadiyen iyileştirmeye çalışıyorlar. Her şeye rağmen kapitalist düzenin hemen yıkılmayacağını, hatta yalnızca kapitalistler tarafından yıkılabileceğini Joseph Schumpeter yarım yüzyıl önce söyledi. (Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi – 1942)

Muhafazakâr çevrelerin bariz özelliği gerçeklerden kaçmak, yenilenmek zahmetine katlanmadığı için kendini tekrar etmek ve en sonunda temelsiz kurgular üretmek. o yüzden en basit yapısal sorunları bile çözemiyorlar. Bu yaklaşımın patolojik bir durum olduğunu söylemeye gerek var mı? İşte kapitalizm ‘dijital’ yüzüyle önümüzde duruyor. Hızla zenginleşen dindar kesim ‘helal’ eğlence ve kutlamalarıyla göze batıyor. Onları kınamak için herkes birer birer sıraya giriyor. Hâlbuki dijital kapitalizm değer üretmez, yalnızca kâra odaklanır. Kimin ne yaptığı veya nasıl yaşadığı ne Youtube ne Facebook ne de Instagram’ı ilgilendirmektedir. Kırsal kökenlilerin hiç bir düzende ‘toplumsal bilinç’ geliştiremeyeceğini ileri süren komunist Gramsci aynı sebeble Komünist Parti‘den ihraç edilmiş, yoldaşları tarafından terk edilmişti. Ama sonuçta o haklı çıktı. İdeolojiler artık asker çizmeleriyle değil, kadife pençeleriyle iktidara geliyor.

Dijital kapitalizmin getirdikleri ve götürdüklerini bir başka yazıda konuşalım…

Alaattin DİKER

1 Yorum

  1. AvatarRahmi Kızıltoprak Cevapla

    Harcadığını, yediğini, yaşadığını 7 düvele göstermek utanılacak bir şey olmaktan çıktı artık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir