Kim Geldi Penceresi

Eski evlerin çoğunda cumba olurdu. Tek cumba daha yaygındı. İki cumbalı evler genellikle konak sınıfına girerdi.

Cumbalar, genellikle ikinci katlarda sofanın sakağa bakan yani cümle kapısının üstüne denk gelen duvarına yapılırdı. Bazen de cümle kapısının üstüne değil kapının üst yanlarındaki iki odaya yapılırdı. Cumbalar, sofanın sokağa bakan duvarını ortalayarak en az bir metre çıkıntı oluşturarak yapılırdı. Bu çıkıntı içten ahşap ile sofanın zemininden bir karış kadar yüksek boydan boya, sabit, oturmak ve yatmak için/sedir/mahat/kerevet yapılırdı.

Alttan cumbanın duvara bitişik iki tarafına da duvara yapışık olarak iki kalın direk dikilirdi. Cumbanın tabanı sağlam ağaçlarla tamamlandıktan sonra direklerin ikisine de birer elibelinde yapılarak tabanın uç kısımlarına alttan destek verilir ve ağırlıktan sarkması, çökmesi önlenirdi.

Zaten cumba yapılmasının en büyük sebebi sofayı sokağa doğru uzatmak ve sokağın üç (evin önü ve geliş gidiş istikameti) tarafını da rahatlıkla görebilmektir. Bu sebeple karşı duvarda bir, iki ve -genellikle- üç tane, iki taraf çıkıntılarında da birer tane pencere olurdu.

Cumbaya doğru yere halı veya kilim serilir. Duvarların önüne halı kaplı minderler yerleştirilip yine halı kaplı hasır yastıklar dizilirdi. Eğer birkaç sandalye varsa onlar genellikle gerilere konurdu.

Yazları cumbaların olduğu sofa evin en serin yerleri olduğundan burada yaz aylarında gündüzleri evin hanımları mahalle veya yakın akraba hanımları ile oturur, sohbet eder, hatta misafir ağırlardı. Diğer zamanlarda yorgan döşek köpümeden, dolmalık oymaya, içli köfte yapmaya kadar işlerini görürdü. Akşamları babalar, dedelerle birlikte ev horantası hatta varsa akraba veya samimi komşularla oturulurdu. Genç kız ve gelinler o yıllarda şimdiki gibi sık ve istedikleri zaman çarşı pazar ve hatta eş dost gezmeye gitmediklerinden/ gidemediklerinden, ev işlerini bitirdikten sonra burada otururlar, peçiç, elim elim öpenek gibi oyunlar oynarlar, işleme işlerlerdi… Sofanın boş olduğu zamanlarda da burası evin küçük çocuklarının oyun yerleriydi. 

Evlerin bütün pencerelerinin yarıdan aşağısı kafesli olurdu. Cumbalardaki pencereler de öyle tabii… Sokaklar zaten dar olurdu. Bir at arabasının rahatlıkla geçeceği ölçü esas alınırdı. Dar sokaklar ise su taşıyanların/ sakaların omuzlarında taşıdıkları çangallardan/ çengellerden biraz daha enli olurdu. Kafesler daha çok iki sebeple yapılırdı; birincisi dar sokakta evler karşılıklı olunca birbirini görmesini engellemek için ikincisi de kapıya gelmiş veya sokakta satıcı, adres arayan vs birisi ile konuşulurken görülmemesi için.. Evdeki sakağı ve sokaktakileri net gördüğü halde dışarıdan içeri görünmezdi, orada oturanın, konuşanın kim olduğu asla belli olmazdı.

Birisi kapıya vursa, cumbanın sağ veya sol penceresinden bakarak “Kim o?” derler ve gelenin sesin geldiği tarafa gelmesi sağlanarak görmek isterlerdi. Gördükten sonra aşağıdaki oradan bir şey söyleyip gidecek mi, misafir mi geldi, satıcı mı, tanımadık biri bir şey mi soracak, dilenci mi olduğu anlaşılır ve kapı açılır veya açılmazdı.

Eğer cumba bir tane ve cümle kapısının üstünde ise ya cumbanın ön kısmına denk gelen veya cumbanın iki yanındaki odalardan birinin cümle kapısına en yakın penceresine diğer pencerelerde düz kafes olduğu halde dışarı taşan bombeli kafes yaptırılırdı. Kapı vurulduğunda oradan başı yeteri kadar uzatılarak kimin geldiğini gelenden de habersiz görmek icap ediyorsa “kim o?” bile demeden açıp açmamaya karar vermek, hatırı sayılır kimselerle kapı çılanmasını duymamış gibi birkaç dakika gecikerek hazırlanmaya fırsat yakalanırdı. Bu yüzden bu pencerelere KİM GELDİ PENCERESİ denilirdi.

Arif BİLGİN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...