Cesur Ol, Affet!…

Aile; iki taraflı akrabaların koruma çemberinin içinde kuralları ve sınırları olan, kadının ve erkeğin sorumluluklarını yerine getirmesi ile mutluluğu artan, içinde cıvıl cıvıl çocuk seslerinin duyulduğu kurumdur. Nasıl ki kadını ve erkeği mutlu olmayan aile parçalanmakla karşı karşıya ise toplum da yok olmaya mahkumdur. Bir bina temelsiz, toplum da ailesiz olmaz.

Aile danışmanı olmak gerçekten çok zor. Dört duvar arasında yaşanan acıları direkt birinci ağızdan duymak kolay değil. Geçmişte yaşanılan acıları silmekte zorlanmak, affedememenin büyük çaresizliğe ittiğini görmek, bu çaresizlik içinde bütün acıları tekrar tekrar yaşamak…

Hatalar görülmemekte, yapılan yanlışlara da sebepler aranmaktadır!

Hayat seçimlerdir. Mutlu olmayı seçmek, güçlü olmanın ancak mutlu olmakla ve affetmekle olduğunu bilmektir. Güçlü ve haklı olmak uğruna yıkılan ailelerin arkada bıraktıkları bu ümmetin yitik çocuklarıdır. Bizi bu durumda bırakan ise, egolarımızı tatmin etme yarışında olmamız, gücümüzü göstermek için haksızlıklar yapan bireyler haline gelmemiz, tek dünyalı yaşamamızdır.

Allah var, hesap var, ölüm var!

Halbuki geçmişte acı yaşamayan kimse yoktur. Acılar imtihanın bir parçasıdır. İnsan olarak dünyaya gözlerini açan herkes ya insan kalır ya da mazeretlerin arkasına sığınarak hayvandan da aşağı olur. Zira hayvanlar yaratanı inkar etmediği gibi hiç kimseye zulmetmezler. Sorumluluğunu ihmal etmediği gibi sınırını bilirler. Kimsenin hakkına girmediği gibi kimseyi gücü nispetinde hakkına girdirmezler.

İnsanlığını unutup kendine zulmeden, bu da yetmiyormuş gibi etrafındakilere hayatlarını çekilmez kılan kişilerin yaptıkları için sundukları bir çok mazeretleri vardır. Geçmişinde acıların olması, travmalarının kendisini bırakmaması, bu durumda kendisinin suçunun olmaması, bilinç altının etkisinden kurtulamaması, genlerden kendisine geçenlerin etkisi, büyüklerin, kültürün, toplumun algıları vs… Arkası kesilmez mazeretlerin hata yapanın kendini temize çıkartma gayreti vardır.

Ne acıdır ki bütün bu söylemler insanı kendinden uzaklaştırmaktadır. iyileştireceğine yaraları daha da derinleştirmekte ve yanlış yapması için her zaman sebepler buldurmaktadır. Kendini temize çıkartmaktadır. Lâkin içten gelen vicdanının sesini bastırtamamaktadır.

Herkes insan doğar lâkin insan kalamaz!

Herkes severek evlenir lâkin aile olamaz!

İnsan doğmak bir seçim değildir. Lakin insan kalmak bir seçimdir. Evlenmek de bir seçimin ürünüdür. Sağlıklı insanın yapacağı seçim ise insanı aile kurmada ilerletir. Seçimini iyi yapmış olan sağlıklı insan da her ne kadar büyük acılar yaşamış olsa da, kötü olmamak için mazeretlerin arkasına sığınmamalıdır. Aksi takdirde seçimi her ne kadar iyi olsa da iyi davranmadığı için kendisini rezil edecek, geçmişten özenle bu zamana kadar getirdiği mevkiini, makamını, malını, bütün varlığını elinden kaybedecektir. Korkuları ile de yüzleşecektir.

İnsan korkuları ile yüzleşmedikçe etrafındaki sevdiklerine ve kendini sevenlere zulmeder. Aklın yolu birdir. Doğru hareket etmeye engel ise duygulardır. Duygularının esiri olanlar her zaman yanlış yaparlar. İçlerinden gelen sesleri bastırırlar.

Cesur olmak ancak insanın kendisiyle yüzleşmesiyle olur. Hayat o kadar kısadır ki, bir gün ölümle ile karşı karşıya kalındığında yüzleşmek için geç kalınmış, arkada kapanmayacak acılar bırakarak ahiretteki kötü akıbet hazırlanmış olabilir.

Unutulmamalıdır ki, başımıza acı tatlı her ne geliyorsa kendi yaptıklarımızdandır. Hak etmediğimizi düşündüğümüz her yaşanmışlık aslında bizim imtihanımızdır. Kazanımımızdır. Tecrübemizdir. Değerlendirilmeliyiz.

Yaşanılan bütün güzellikleri “bu benim hakkım”, şer olarak nitelenenleri de “ben bunu hak etmedim” diye düşünmek ne kadar doğrudur?

Halbuki Rahman “bizim şer gördüklerimizde hayırlar vardır” demektedir. Bu güzellikleri görmeyi de doğru hareket etmeye ve doğru adresten istemeye bağlamıştır.

Asıl mesele tam da bu noktada başlamaktadır. Karşıdakinin değişimi üzerine kurulan mutluluk hayallerinden sıyrılmalı, öncelikle hatalar kabul etmelidir. Aksi takdirde hatalarımızı görmezsek kendimize haksızlık yaptığını düşündüklerimizi af edemeyiz…

İnsan kalma mücadelesi veren, içinde bir çok acıları büyüten, hayatın yükünü kaldıramayıp depresyonlara girme eğilimi olanların kendine yapabileceği en büyük iyilik affetmektir. Kendisine haksızlık  yaptığını düşündüğü kişiye vereceği en büyük ceza, affetmektir.

Lâkin af etmek hiç de göründüğü kadar kolay değildir. Batı düşünürü Laurence Sterne “Yalnız cesurlar af etmeyi bilir.  Korkaklar hiç bir zaman af etmezler, af onların tabiatında yoktur.” der. Aslında bu tespit pek de yabana atılacak cinsten değildir. 

Af etmek insani özgürleştirdiği gibi, geçmişin kölesi olmaktan da kurtarır. Af etmemek ise insanı “Kurban psikolojisi” içinde bırakır.  Bunu hak etmedim düşüncesi, insanın özgüveni yok eder. 

Sonuçta kazanmakta kaybetmekte, mutlu olmakta mutsuz olmakta bizim özgür irademizle yaptığımız seçimlerimizdir. Yaşadığımızı hayatın sorumluluğunu üzerimize almak, başkalarının bize layık gördüğü hayatı yaşamamaktır. 

Ves-selam…

Asiye TÜRKAN

1 Yorum

  1. AvatarTuğba Çiçekyurt Gökgöz Cevapla

    Kaleminize sağlık.. İçinde bulunduğumuz durumları o kadar güzel özetlemişssiniz ki bizlere ayna tutmuşssunuz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir