Ölülerin Baskısı

Dostum, umarım kahrımı ve isyanımı anlıyorsun. Anlamanı tüm kalbimle dilerim, diliyorum. Ölüler var ya, ölüler… İşet onlar daha ölmeden önce kendinden öncekilere aynı teslimiyet ve itaatle boyun eğmişlerdi. Ölmüş olanlar, dirilerin hayatlarını kontrol ediyorlardı. Ölenler tarafından kontrol edilmiş hayatlar… Mutsuzluk yaratan ve yaratacak olan, insanı kendi olmaktan uzaklaştıracak bütün katı kuralları onlar koymuştu, ölüler… Para düşkünü, kadın düşkünü ve ezmeyi marifet bellemiş bozuk zihniyet, kokuşmuş kirli kültürü, işlerine geldiği için bu ölülerin hükümlerini toplumunda devam ettiriyorlar. Oysa hangi inanç olursa olsun bir toplumu esir almışsa; o inançlar, o toplumun gelişip üretmesine, kalkınmasına engel olur. Rengarenk imajının aksine insan zihninde yaralar açan, her gün bir hezimet doğuran, toplumu enkaz altında can çekişir bir hale getiren her türlü düşünce, siyaset maşeri vicdanda suçtur, suçludur. 

Dostum, ölüler derken mezara gömülenleri düşünme. Kastım onlar değil… Üstüne ölü toprağı serpilen, devinimsiz, donuk, sevimsiz, ağır bir töre ve kültür… Evet, hayatı durduran, zamanı mıhlayan bir töre ve kültür… Tam da budur kastım. Bir kâbus misali insanın üzerine çöken, özgürlüğünü kendine yem etmiş ve etmeye devam eden anlamsızlıklar bütünü.

Kültür dediğimiz, töre dediğimiz, âdet dediğimiz bu lanet çevrim hiçbir aydınlanmaya izin vermemiş, izin vermiyor. Dostum hele kadın özgürlüğüne hele hiç… Ailede erkeğe güç, özgürlük, kadına iş hususunda ödevler vermiş. Kadın insan değil dişil nesne, hayvan da değil, çünkü hayvanların hakları var ama kadının yok. Hani şairin dediği gibi: “Yeri sofrada öküzümüzden sonra gelen.” Ölen atalarımızın biz kadınların hakkında söyledikleri birkaç söz… “Kız yükü tuz yükü, kızını dövmeyen dizini döver”…

Dostum bunları yazarken, ne hissettiğimi ne kadar acı çektiğimi anlatacak cümle bulamasam da yine yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim.

Kadın sadece bir dişil nesne. İradesi yok, özgürlüğü yok, seçim hakkı yok, sevme hakkı yok. Hiçbir hakkı yok… Kadın bir ömür yaşayacağı eşini seçemez, babasının evindeyken babasının, evlenirken de kocasının soyadını taşır. 

Dostum kültürel sisteminin kutsadığı analık da yalan, çünkü kadın evlatları için yaşamalıdır. Kendi için değil… Kadının kocası ölse veyahut iş için başka illere ya da ülkelere gitse kadın çocuklarını korumak için gerekirse ömrünün sonuna kadar beklemelidir. Bu önemli bir yargı…  Bekler ve toplumundan şu övgüyü de alır belki: “Helal olsun, erkek gibi kadın”… Hayatının bazı alanlarında erkeğe benzetilerek yüceltilen kadın bu onurla susar ve kaderine razı olur. Susmayı ve sabretmeyi büyüklerinden öğrenmiştir. Bu yargıyı ölüp gidenler koymuş, hatta bu ölüler o kadar ileri gitmişler ki nesilden nesile devam etmiş ve edecek olan sözler söylemişler.  O sözlerden bir tanesi de şu, ‘yuvayı diş kuş kurar’ ve diğer sözler gibi bu söz de kabul görmüş kadınlar tarafından. Bütün bunları Allah’a isnat edilerek kutsal bir kılıfla da paketlenerek sunulmuş.

Allah neden bu aciz insanların eliyle kadını üzecek yasa koysun ki? Kanımca tüm üzücü yasaları ölü insanlar koymuş. Ölü insanların kirli kültürleri anneliği kutsarken, diğer taraftan da kadının içinde ki “beni” saklayarak iki yüz yaratmışlar. Saklanan kişilik… Oysa yasaklar ahlaksızlığı doğurmaz mı?

Bu ölüp giden insanlara, sevgili dostum, öyle masum bakıyorlar ki insanlar, bilmiyorlar ki onlar saçma çürük fikirleriyle her insanın içinde saklanan bir kişilik bıraktılar. Oysa bir kadın kendisi için yaşarsa ve kendi kararlarını kendisi verirse, annelik görevini mükemmel ve sorumluluğunu daha da özgürce yapacaktır.

Dostum annelik biyolojik bir olgu. Tüm canlılar evlatlarını sever ve onlar için her türlü fedakârlığı yapar. Canlının doğası bu… Mesela bir kartal düşün, ana bir kartal… Analığının yanı sıra uçuş özgürlüğü de var. Kirli kültür, köy kültürü, kör gelenek her şeyi kendine tabi eder. Bu korkunç güç bu denli insan ruhunu işgal eder ve kendine esir eder. Geleneğin dininde özgür, irade sahibi kadın yok, oysa tüm erkekler serbest. Çünkü diri kadın özgür olmamalı. Geleneğin dini kadına özgürlüğü ölümünden sonra verir, cennette…

Dostum milyonlarca kadın tarih boyunca küçük farklı düşüncelerinden dolayı vahşice öldürülmüş. Dünya kurulduğundan bu yana kadın hep eksik sayılmış. Kadınlar kimliksiz nesneler gibi tarlalara serpilmişler, sonrada bu topluluğu sabırla direnmesin diye geleneğin miskin diniyle uyutmuşlar. İşin ilginç tarafı bu kadınlar çok mutluymuşcasına hayatlarına devam ediyorlar. Tüm ömürlerinin gereksiz yalanlara adandığını görüyor ama içleri kıyılarak, derin ahlar çekerek çareyi susmada görüyorlar. Oysa geçen ömrü geri getirmek olanaksız. 

İnsanın kazancı yalnızca acı gerçeği ve hakikati idrak etmesi oluyor. Bizim hayatımızı diriler değil ölülerin baskısı yönlendiriyor. Kültür ve hurafelerin dini zaten bu. 

Yani sen dirilerin değil, ölülerin emrine göre yaşamalısın. Kültür dirilere hayat hakkı tanımaz. Ölüleri kutsar, çünkü ölülerin sorusu yok ve kültürü rahatsız edecek soru sormazlar. Kültürün baskısı bu yüzden. Kültürün ruhu yok, hepsini ölüler belirleyip gitmişler. Belki de modern zamanların farkı şu olabilir: “Ölüler bizim hayatımıza karışamaz”.

Aysel ÖZDEMİR

1 Yorum

  1. AvatarRehim Qoseri Cevapla

    Cüretkar bir kalem.. kutluyorum yazarı. Tüm gerici normlara karşı kadın şahsında bir meydan okumadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir