Tokyo Camisinin İlk İmamı: Abdürreşid İbrahim

Abdürreşid İbrahim 1944’te 87 yaşındayken Tokyo’da vefat etti. O, yirminci yüzyılın başlarında, bazen “tespihli bir din adamı”, “bir öğrenci”, “bir monarşist”, “bir anarşist”  bazen de “bir milliyetçi” olarak adlandırıldı. Bununla birlikte, Rusya tarihindeki ilk Müslüman siyasi parti olan “Müslümanlar Birliği”nin kurucularından biriydi. Abdürreşid İbrahim aynı zamanda Rusya Türkleri arasında anayasal özerkliği teşvik eden ilk siyasi figürdür. Rus Müslümanları Birinci Kongresi’nin başlatıcısı olarak da anılmaktadır. Türkiye’de ise daha çok bir seyyah olarak tanınır.

Japonya’da İslam’ın ilk bayrak taşıyıcısı olarak anılır.

Yüzyıl önce Pantürkist olduğu için Ermenilerin kendisine saldırdığı Abdürreşid İbrahim’i Sovyet döneminde ise Japon özel servisleriyle iş birliği yapan bir casus olarak tanıtmaya çalıştılar.

Abdürreşid İbrahim’in “Teşkilat-ı Mahsusa” ile bağlantısı olduğu göz ardı edilemez. Trablusgarp savaşında da Enver Paşa‘nın yanındaydı. Balkan savaşlarında Müslümanları cihada çağırdı.

1915-1916 yıllarında Ali Bey HüseyinzadeYusuf Akçura ve Şeyh Şamil’in torunu Şamil Spahi“Turan Heyeti”nin temsilcileri olarak Avrupa’daki Rus Müslümanlarının kurtuluşu için mücadele ediyorlardı. Onlar gittikleri Viyana, Berlin, Sofya ve Budapeşte’de, Avusturya, Almanya, Bulgaristan ve Macaristan’ın cumhurbaşkanları, meclis başkanları ve başbakanları ile görüşerek Rusya’dan ayrı bir Türkistan devletinin kurulmasını, Kafkas Türklerinin bağımsızlığının sağlanmasını, Kazan ve Kırım hanlıklarının yenilenmesini, Rus Türklerinin haklarının korunmasını talep eden ve bu talepleri için  ABD Başkanı Wilson’a mektup yazan büyüklerimizdir.

Rusya Devlet Duması’nda temsilci olarak bulunan bizimkilerden birisi, Turan Heyeti’nin Avrupa ülkelerine beklenmedik ziyaretini ve Avrupalı ​​liderlerle yaptığı görüşmeleri, yazdığı bir mektupla 8 Haziran 1916’da  Rusya Dışişleri Bakanlığına bildirmiş;  Ali Bey Hüseyinzade, Yusuf Akçura ve Abdürreşid İbrahim’i maceraperestler olarak adlandırmıştır.

Abdürreşid İbrahim, LeninSultan II. Abdülhamid ve Dalay Lama tarafından tanınan bir şahsiyetti. Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte 1917’de Stockholm’deki Sosyalistler Kongresi’nde bir konuşma yaptı. Abdürreşid’e göre, Nuh’un tufanından daha kötü bir fırtına, Nuh’u da kendi girdabında boğmayı başardığı Batı’nın kültürel fırtınasıydı. 1917’de Hintli Müslümanların lideri Mevlana Barakatullah‘ın Lenin ile görüşmesini o ayarlamıştı. Üstelik Japonya İmparatoru’nun Sultan Abdülhamid’e mektup yazmasına da vesile olmuştu.

Celil Memmedguluzade “Hacı İbrahimov” başlıklı makalesinde şöyle yazıyordu:

“İbrahimov’un Japonlar ile hangi dili konuştuğunu merak ediyorum: Çünkü İbrahimov kendi dilinden başka bir dil bilmiyor ve Japonlar da bizim dili bilmiyorlar.” Veya yine “Molla Nasreddin’de “Lağlalalağı” takma ismiyle yazdığı yazıda öyle yazıyordu: “Molla Abdürreşid İngilizce bilmiyor, Japonca bilmiyor, Fransızca bilmiyor. Ve açıktır ki, üç dilden en az birini konuştuğu Japon meclislerinde, dinleyenlerin kulakları çınlayacaktır. Ama Molla Abdürreşid’in hikâyesi farklıdır: Japonların Molla’nın konuşmasının içeriğini bilmesine gerek yoktur çünkü Japonlar, Molla Abdürreşid’in uzun sakalını ve sarığını seviyorlar.”

Abdürreşid gerçekten kendi dilinden başka bir dil biliyor muydu? Japonlar Abdürreşid’in uzun sakalını ve sarığını gerçekten seviyorlar muydu? Cevap olarak, başka bir alıntıdan bahsetmem gerekiyor. Osmanlı padişahı Abdülhamid şunları söylüyordu:

“Japon İmparatorluk ailesinden bir şehzade beni ziyarete geldi. İmparator’dan özel bir mektup getirdi. İslam’ın ilkelerini,  felsefesini ve kurallarını açıklamak için âlimler istedi. Bunun bir sebebi vardır. Onun yanında Abdürreşid İbrahim adında bunu kutsal bir görev sayan ve aslen Kazanlı olan bir Müslüman vardır. Abdürreşid İbrahim bizim din adamlarımızdan farklıdır. Türkçe, Arapça ve Farsça dışında Rusça ve Japonca biliyordu. Ayrıca Fransızca ve Latince de öğrendi.”

Mayıs 1906’da İsmail Bey Gaspıralı‘ya Tokyo’dan bir mektup gönderildi. Tokyo merkezli Din Araştırmaları Derneği’nin üçüncü sekreteri Samuraku, İsmail Bey Gaspıralı’ya şunları yazmıştı:

“Tokyo’ya gelecek İslam âliminin Arap, İngiliz ve Fransız  dillerini bilmesi; teoloji, Arap edebiyatı, Hristiyanlık, Yahudilik ve Budizm hakkında ders vermesi gerekmektedir. Aylık maaş vb. ‘Araştırma Merkezi’ tarafından memnuniyetle karşılanacaktır.”

Abdürreşid İbrahim’in Tokyo’daki bu “Araştırma Merkezi”nde çekilmiş bir fotoğrafı var. Bu fotoğraf her şeyi ayrıntılı olarak gösteriyor. Japonca bilmediği için hedef alındığı iddia edilen adam, bir öğretmenle birlikte Japon topluluğunun ortasında oturuyor. Onun örneğinde, Panislamizm, İmparatorluk Sarayı Tokyo’daki araştırma alanlarına müdahale etti; Abdürreşid, Japon prensleriyle temasa geçerek Japonların İslam’ı sadece öğrenmeleri için değil, aynı zamanda onu kabul etmeleri için çalıştı. Aynı zamanda Japonya’daki Hristiyan misyonerlerine karşıpropaganda örgütledi. İslamlaşmış Japonya’nın bir gün Müslüman bir etken olarak Avrupa’nın önünde olacağına inanıyor ve dünya düzeninin bu anlamda da yeniden kurulabileceğini umuyordu. Sadece Abdürreşid İbrahim değil, bütün Rusya Türkleri, İslam’ın Japonya’daki derin kökleriyle ilgilendiler. Haziran 1906’da Tokyo’da yayımlanan “Che Chu Ban” gazetesine yazdığı cevap mektubunda İsmail Bey Gaspıralı şöyle diyordu:

“Size bir Müslüman olarak değil bir insan olarak sesleniyorum. Maneviyat ile insanlığı en güzel şekilde birleştiren din, mensubu olduğum İslam dinidir. Araştırmasını sizin takdirlerinize bırakıyorum.”

Samuraylara “kelime-i şehadeti” öğreten Abdürreşid Efendi, ayrıca Japon diplomatı Oharan’ın adını Ebubekir koymuş, İslam’ı araştıran Toshihiko Izutsu‘ya dersler vererek onun “İslam’da Varlık Düşüncesi” kitabını yazmasına vesile olmuştu. Şimdi aradan uzun bir süre geçtikten sonra Gazi Abdürreşid’in Japon İmparatorluğu’nu Müslüman ederek Tokyo’nun İslam hilafetinin merkezi olabileceği üzerinde durduğu görülmektedir.

Abdürreşid İbrahim aynı zamanda, Mehmet Âkif‘in İstanbul’daki “Sırat-ı Mustakim” dergisinin yazarlarından biridir ve Japonya’dan yazdığı yazıları da bu dergide yayımlanmıştır.  Mehmet Âkif’in yazdığı “İslam Dünyası ve Japonların İslam’la Tanışması” kitabını  “çok önemli çalışma” diye nitelerken, Molla Nesreddin Dergisi bu habere atıfta bulunarak Abdürreşid ile alay ediyordu.

Yine aynı yıllarda Mehmet Âkif, en önemli şiirlerinden biri olan “Süleymaniye Kürsüsü’nü yazıyordu. Abdürreşid İbrahim, İslam dünyasının sorunlarını anlatan “Süleymaniye Kürsüsü” şiirinin  başkahramanıdır. Şiir, Abdürreşid’in dilinde yazılmıştır.”

Süleymaniye kürsüsünde vaaz veren bu sevimli şahsiyet ak sakallı, ak omuzlu, geniş alınlı, göksel görünüşlü, ışıltılı yüzlü bir ulemadır ama dediğim gibi şeriat meselelerinden bahsetmiyor, İslam dünyasının acılarından ve problemlerinden söz ediyor:

“Serseri, hiç birinin mesleği yok, meşrebi yok;
Feylesof hepsi, fakat pek çoğunun mektebi yok!
Şimdi Allah’a söver… Sonra biraz bol para ver:
Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder!”

Âkif’in bu mısraları, Fikret’in yedi yıl önce kaleme aldığı “Tarih-i  Kadim” adlı eserine ve genel olarak Tevfik Fikret‘in pozitivizmine bir cevaptı. Tevfik Fikret, “Süleymaniye Kürsüsü”nün ardından ünlü “Tarih-i Kadime Zeyl”i yazmış ve Mehmet Âkif’i “Molla Sırat” olmakla suçlamıştır. Mehmet Âkif’in 1912’de, Abdürreşid İbrahim’in dilinden Tevfik Fikret hakkında söylediği sözler ve 1914’te Tevfik Fikret’in kendisine verdiği cevap, Türk düşüncesinin hayatını şu ya da bu şekilde ilgilendirmeye devam ediyor gibi görünüyor…

Celil Memmedguluzade“Süleymaniye Kürsüsü” adlı şiirinden üç yıl önce Abdürreşid İbrahim’i hedef alan bir makalesinde şunları yazmıştı:

“Molla Abdürreşid Efendi gidip geziyor ve sonunda da, “Ne kadar gözü kapalı halklar var, onlardan daha gözleri kapalı, kulakları sağır, beyinleri çürük olanlar ise Müslümanlardır.” diyor. Ardından da o “Vakit” gazetesinde yine Abdürreşid Efendi ile ilgili, “Yeni sözleri varsa anlatsınlar, bunlar eski sözlerdir!” diye yazıyordu.

Aslında Abdürreşid Efendi’nin sözleri yeni sözlerdi. Mehmet Âkif, “Süleymaniye Kürsüsü” eserinde Abdürreşid İbrahim’in “Âlem-i İslam” eserine atıfta bulunarak İstanbul’daki insanlara, Batı kültürünün onların ahlakıyla değil teknikleriyle girdiğini anlatıyordu. Abdürreşid ise İslam kardeşliğinin gerekliliğini gösteriyordu.

Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamberden,
Ki uzaklardakı bir mümini incitse diken,
Kalb-i pakinde duyarmış o musibetten acı?
Sizden elbette olur ruh-i Nebi davacı.

20. yüzyılda Seyyid Cemaleddin Afgani’den sonra ümmet felsefesini harekete geçiren Abdürreşid İbrahim, 1907 tarihli “Binbir Hadis”adlı kitabında “Milletimiz ümmetimizdir”fikrini öğretmiştir.

Rus-Japon Savaşı’ndan sonra, onun Panislamcı görüşmeleri, Abdürreşid’in Bakü’deki Hayat gazetesinde yayımlanan bir makalesini bile çarpıtarak Moskova’da yeniden yayımlanması Ermenileri alarma geçirdi. Moskova basınında yayımlanan makalenin tahrif edilmiş versiyonu, Rusları hem siyasi hem de ahlaki olarak aşağılıyordu. O dönemlerde Bakü’de konu çok tartışıldı ve Ali Bey Hüseyinzade bu konuda şöyle yazdı:

“Peki, Moskova merkezli “Novosti dnya” gazetesine ne diyorsunuz? Bize ait olmayan düşünceleri yazarak bizim ismimizi kirletiyor.”

Bu nedenle orijinal makale yeniden Rusçaya çevrildi ve çeşitli Rus gazetelerine gönderildi.

8 Nisan 1905’te Müslümanların siyasi birliğine yönelik beklentiler, Rusya Müslümanlarının ilk kongresinin yapılması, “Müslüman İttifakı” partisinin kurulması, Rus Türklerinin birliği üzerine görüşmeler Ali Merdan Bey TopçubaşovAli Bey HüseyinzadeSadri Maksudi Arsal ve diğerleri bu konuyu Abdürreşid’le Petersburg’da bir araya gelerek tartıştılar. Abdürreşid Efendi o zamana kadar, Avrupa ve Asya’da bir dizi ülkeye seyahat etmişti, ancak henüz bir seyyah olarak bilinmiyordu. Orenburg Müslüman Ruhani İdaresi’nin bir gazisi veya sadık bir din adamı olarak tanınmamıştı.

Abdürreşid İbrahim, hâlâ ulusal çıkarları düşünen ve özerklik (Özerklik ya da idari özerklik) talep eden bir siyasi figürdür. Daha sonra, 1915-1916’da Avrupa’ya bir seyyah veya manevi bir lider olarak değil, bir diplomat olarak gitti. Demek ki seyahat ve manevi ikliminin alt yapısı oluşmaya başlamıştı. Bu yorulmaz seyyahın, Hindistan’da Mevlana Barakatullah, veya Trablus’taki savaşta Enver Paşa ile ne işi vardı? Veya bir din adamı, Stockholm’deki Uluslararası Sosyalistler Kongresi’nde ne anlatacaktı?

Ali Bey Hüseyinzade’nin kızı Feyzavar Hanım bana bir fotoğraf göstermişti. Fotoğraf Ekim 1918’de çekilmişti. Abdürreşid İbrahim, Ali Bey Hüseyinzade’nin yanında oturuyordu ve ikisinin arkasında Fuad Köprülü vardı. Fotoğraf Odessa’da çekilmişti. Rusya Türklerinin sorunlarını görüşmek için İsviçre’ye gidiyorlarmış. Ayrılmadan önce Almanya’nın Ukrayna Büyükelçisi Baron Mum ile görüşmüşler.

“Japon dilini bilmeyen” Abdürreşid İbrahimov, Japonya’nın manevi hayatına o kadar derinden nüfuz etti ki, sonunda 1938’de inşa ettiği Tokyo Camisinin ilk imamı oldu.

Yorgun hayatı Japonya’da sona erdi.

Mezarı Tokyo’da bir türbedir.

Not

Abdürreşid İbrahim, 1857’de Rusya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında dünyaya geldi. Babası Buharalı bir aileden gelen Ömer Bey, annesi Başkurt Türklerinden muallim Afife Hanım’dı. Çocukluğunda Rusya’daki medreselerde öğrenim gördü. 1879’da Orenburg’a gitti. 1880’de hacca gitti. Hacdan sonra Medine’ye yerleşti ve orada medrese öğrenimine devam etti. Beş senelik eğitiminin sonunda icazetnamesini aldı. Ayan İsker ile evliliğinden Sabahat, Favziye, Kadriye, Timur, Hasan Cangiz, Ömer Kamil isimli çocukları olmuştur.

1884’te memleketine dönen Abdürreşid İbrahim, Tara’da müderrisliğe başladı. Müderrisliğe başlamasından 6 ay sonra öğrencileri ile birlikte tekrar hacca gitti; onları bir medreseye yerleştirdikten sonra memleketine dönüp modern okullar açmakla meşgul oldu.

1911 yılında Trablusgarp’ın İtalyanlar tarafından işgali üzerine Osmanlı Devleti’nin İtalya ile yaptığı Trablusgarp Savaşı’na katıldı. Trablusgarp’ta beş ay kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. Trablusgarp Savaşı hakkında çok ilgi gören konuşmalar yaptı.

Hayalinde hep, Japonları Müslümanlıkla tanıştırmak vardı.

12 Ekim 1933’te üçüncü kez Japonya’ya gitti. Japon basını kendisine büyük ilgi gösterdi. Tokyo’da yaşayan Tatar halkının sorunlarıyla ilgilendi. Arsa temini çok zor olan Tokyo’da cami yaptırmak için büyük çaba gösterdi. Tokyo Camisi’nin planlarını hazırlatıp temelini attırdı. Cami; 1937’de ibadete açıldı ve ilk imamı Abdürreşid İbrahim oldu. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınması ve teşkilat kurma hakkı kazanmasında rol oynadı.

Abdürreşid İbrahim, 17 Ağustos 1944 tarihinde Tokyo’da hayatını kaybetti ve Tokyo yakınındaki Müslüman mezarlığına (Tamareien) defnedildi.

Azer TURAN

Türkiye Türkçesine aktaran: Orhan Aras

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir