Kalk ve Uyar!

“Allah Resulü şöyle dedi: Bir gün yola gidiyordum. Aniden gökten bir ses geldi. Başımı kaldırdığımda daha önce Hira mağarasında gördüğüm meleğin bana geldiğini gördüm. Yer ve gök arasında bir kürsüde oturmuştu. O’nu görünce müthiş dehşete kapıldım. Hemen eve gelerek “Beni örtün!..” diye bağırdım. Evdekiler hemen üzerime bir yorgan örttüler.” (1)

Henüz  “Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (2)”  ayeti nazil olmamış olsa da  Allah’ın Resulü vahyin ağırlığını ve dehşetini biliyor ve bu bilgi O’na “zemmilûnî, zemmilûnî”(3) -beni örtün, beni örtün dedirtiyordu telaş  ve korku ile . Çünkü gördükleri dehşet bir haldi ve  ağır bir sözdü vahiy. Bu ağırlığın mahiyetini Yüce Allah Müzzemmil Suresinin beşinci ayetinde “Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahy edeceğiz. “diye bildirir Resulüne. O ağırlığı anlayabilmek, layıkıyla idrak edebilmek onun dışında her şey ile irtibatı kesmeyi ve sadece ve sadece ona yoğunlaşmayı gerektirirdi.

Örtünmek içe dönmekti, görüneni, mevcudu unutmak, görünenin basitliğine ve  sıradanlığına bir perde çekmek, set oluşturmak, bir başka aleme dalmak, başka bir dünyada sefere çıkmaktı. Zaten Allah Resulü uzun bir süre idi bu  yolculuğu devam ettiriyordu. Büyük bir yeis ve üzüntü içinde geçen, ruhi ve manevi alanda kemale erişilen bir hazırlık safhası. Asgari altı ay azami üç yıl sürmüş olduğu rivayet edilen bir fetret devri. Vahyin, ilahi kelamın bir süre kesilmesi hali. Böyle bir iklimde geldi bu ayetler;

“-Ey örtünüp bürünen (Peygamber!) Kalk da uyar. Rabbini yücelt. Nefsini arındır. Şirkten uzak dur. İyiliği daha fazlasını bekleyerek  (bir kazanç elde etmek için ) yapma . Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (4)

Yüce Allah’ın peygamberine yüreğindeki bütün endişe ve korkuyu gideren ve yeni bir başlangıca, yeni ve mukaddes bir vazifeye  O’nu hazırlayan emirlerin ve görevlerin  vahy edildiği sonraki surede de hitabı “ey örtünüp bürünen peygamberdir” (müzzemmil). Ferahlatan, huzur ve güven veren, sonsuz güç ve kudretinin onunla olduğunu hissettiren bir hitap. Rabbin her zaman ve zeminde seninle ve asla seni terk etmedi diye düşündürten bir hitap.

Kur’an Mesajı’nda Muhammed Esed, Müddessir suresinin ilgili ayetlerini “Sen Ey (yalnızlığına) bürünmüş olan, kalk ve uyar “ diye tercüme eder.(5) Zaten örtünmek yalnızlığa bürünmek, içine kapanmak, dışarı ile irtibatı kesip içeriye yoğunlaşmak değil mi bir anlamda. Kendisiyle olmak, kendi dışındaki her şeye yabancılaşmaktır ve her halu karda belli bir zamanı kapsar ve ilâ nihâye devam ettirilebilecek bir hal değildir. Bir bitiş noktası, bir kifayet miktarı, bir olgunluğa erme vadesi vardır ki sonrasına bir hazırlık sürecidir. Çıkılacak uzun yola manevi hazırlık safhasıdır. Bu hazırlık aşama aşama tamamlanacak ve  sonrası safhalar gelecektir akabinde.  Vakit tamama erip  bedensel ve ruhsal ameliye  kemale ulaşıldığında  “kalk ve uyar” der ilahi emir.

Ağır bir görev, büyük bir mesuliyet. Altından ancak O’nun lütfu ihsanıyla, koruyup kollaması ve ‘asla terk etmemesiyle’(6) kalkılabilecek bir görev. Rabbini yüceltmeyle, nefsini arındırma ve şirkten uzak durmayla hazırlıkları kemale erdirilebilecek bir vazife. Bedeni ve ruhi arınmayı bütünleyen ve yönlendiren bir emirler manzumesi. Tedrici ve çok yönlü bir eğitim süreci.

Nefsini arındırma emri ilahisi ‘elbiseni temizle’ şeklinde de tercüme edilebilir. Nitekim zahiri anlamı böyledir. ‘Şirkten uzak dur’ ayeti ise  pisliklerden ve günahlardan uzak dur’ şeklinde de tercüme edilebilir.(7) Ve Rabbinin rızasına ermek için sabret. Sabırla aşabileceğin bir süreçtir ancak. Bu zor görevi yerine getirirken nice güçlük  ve sıkıntı ile karşılaşacaksın ve onları sabır ile aşacaksın diye müjdeliyor elçisini yüce Allah. Ve sana yüklediğimiz ağır sözü taşıyabilmek için sende tahammül gücü geliştirsin diye “birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle.” (8) diye  ilahi bir istikamet çizmektedir elçisine Yüce Allah.

Kalk ve uyar, tevhidi anlat , Rahman’ın varlık ve birliğini anlat. Kendilerine bile bir fayda veya zarar vermekten aciz olan putlara tapmanın abesliğinden, boşluğundan ve anlamsızlığından bahset, hak ve hukuka riayet edilmeyen adaletin gölgesinden nasiplenmemiş bir cehalet toplumunun güce râm olan, güçsüze ve zayıfa baskı ve zorbalık  ile hükmeden sefilliğini izhar et, çoklukla övünmenin ilkelliğini beyan et, kabilecilik  ve aşiretçiliğin karanlık kuyusunda debelenmenin beyhudeliğini anlat, hak ve hakikati tebliğ et, doğruluğu, dürüstlüğü, samimiyet ve ihlası anlat.

Kalk ve uyar! Yüce Allah’ın kullarına verdiği sonsuz nimet ve mükafatlara hamdü senalar, şükürler edilmesi gerekirken nankörlük ve azgınlık çukurunda bocalamanın, doğru yoldan, hak ve hakikat yolundan saptıran şeytanın ardı sıra  cehennem yolunda yapılan yolculuğun, ateş çukurlarında nihayete erecek amaçsız feveranın beyhudeliğini anlat. Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatını anlat onlara. Güvendikleri, sığındıklarının korunaklarının, tapınaklarının çoğu zaman örümcek yuvalarından farksız olduğunu ve şüphesiz ki örümceğin yuvasının dayanıksız olduğunu anlat onlara. Deki onlara akletmiyor musunuz? ‘Çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden’ (kıyametten) korkmuyor musunuz. Korkmadıklarını, şükretmediklerini ve akletmediklerini anlıyoruz devam ayetlerde ki Yüce Allah  Resulüne şöyle sesleniyor. O akletmeyen, o şükretmeyen ve korkmayanları, o  “Nimet içinde yüzen yalanlayıcıları bana bırak ve onlardan güzellikle ayrıl”(9)

Küresel salgının korku ve endişe ile ruhlarımızı ve bedenlerimizi esir aldığı bu günlerde hepimiz evlerimize kapanmış bir anlamda ‘örtülere bürünmüş’ , kendimizi dış dünyadan izole etmiş, ‘insanın sosyal bir varlık olduğu hakikatine’ ters takla attırıp insan ‘en çok asosyal bir varlıktır’ tezini arkalıyorsak Peygamberin elçiliğinde bizlere seslenen ayetleri yeniden ve derinden düşünelim gerektir. Bu süreçte evlerimiz birer örtü oldu, kalın duvarları  bir zırh gibi kuşattı benliğimizi. Ve uzun bir muhasebe sürecini yaşadık ve yaşayacağımız sürecin nereye uzaya bileceği veya evirilebileceği  ise kocaman bir meçhul olarak zihnimize çakılı bir kanca gibi durmaktadır orta yerde.

Bu süreci her birimiz kendi gerçekliğinde ‘örtülere bürünen’ olarak düşünmeli ve değerlendirmeliyiz. Tutulduğumuz uzlet hali ayrıntılı bir  muhasebe imkanı bahşetmeli bizlere evvel emirde. Evlerimize kapandığımız ve dışarı ile ilgi ve alakamızı en asgari düzeye indirdiğimiz korona günleri artıları ile eksileri ile yaşamımızı sorgulama imkan ve fırsatı koymaktadır önümüze. Yaşama bakış açımızı sil baştan değiştiren, değer yargılarımızı yeniden güncelleyen bu pandemi psikolojisi aslında çoğu zaman ve ekseriyet nazarında bakmaktan, görmekten ve akletmekten ne çok kaçındığımızın ve kaçtığımızın idraklerimize dank ettiği bir acı tecrübe oldu. Önemsediğimiz kimi şeylerin ne kadar da önemsiz, önem ve ehemmiyetini çok rahat gözden çıkarıp , sıralama kaydırdığımız kimi şeylerin de ne kadar öncelik ve sıralamasında sabit kadem olması gerektiğini aynel yakin öğreniyoruz. Kendimizi yeniden tanıyor, yeniden kuruyor ve yeniden “bismillah” diyoruz. Yola koyuluyoruz, her dem yeniden doğar gibi…

Her hazırlığın bir sonrası, her birikimin bir ötesi vardır daha doğrusu  olmalıdır. Olaya lokal veya global düzeyde bakan ve bu bağlamda postkorona üzerine nice farklı teori ve öngörüler ortaya koyan yazılar okudukça Müslümanlar nazarında post korona sürecinin Müddessir suresinin çizdiği atmosferle ne kadar belirgin ve büyük  bir paralellik arz edebileceğini düşünüyorum. Ayetleri okudukça Yüce Rabbimizin bizlere “ey örtülere bürünen, kabuklarına çekilen kullarım! Kalkın ve uyarın.” diye seslendiğini duyar gibi oluyor insan.

Kalkın ve uyarın! Ama elbette öncesi var, ötesi var. Neyi söyleyeceğiz, nasıl söyleyeceğiz ve neye karşı uyaracağız? İnsanların bağışıklık sistemlerini çökertme ve yaşamsal fonksiyonlarını kitleme şeklinde yayılım ortaya koyan salgın bu fiziki saldırının kat be kat fazlasını ruhsal bağışıklık sistemimize karşı sergilemektedir. Süreç sonunda ‘artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı’ dahası olamayacağı bir genel kabul olarak hep ifade edilse  ve her anlamda bir değişim ve dönüşümün kendini dayatacağı ifade edilse de bunun mahiyeti üzerine pek hayırhah öngörüler dillendirilmemektedir.

Dijital yaşamın ve kontrol mekanizmasının anlam çeperinde dolanıp dönenen bu öngörülerde meselenin daha çok teknik uzamı ortaya konulmaktadır. Oysa yaşanılan sürecin tahripkarlığı ve kıyıcılığının insanlığın ruhsal dünyasına ve zaten fazla sağlam olmayan ‘inanç sistematiğine’ karşı olduğu ve bu noktadaki dayanak, korunak ve mevzileri çökertmeye dönük olduğu apaçık ortadadır. Bir tufan, bir fırtınadır yaşanan. İnançla, sabırla, sebatla dinmesi beklenen. Şairin güzel dizelerinde ifadesini bulan bir dirençle ancak üstesinden gelinebilecek bir kavga;

“Üzüm kurusuyla açılmış oruç,
Başına çiğ yağmış namaz,
Bu fırtınanın önünde
Bunlardan başkası duramaz”(10)

Öncelikle tedirgin ve endişeli bir belirsizliğin sularında, kapandığımız evlerimizde bir anlamda büründüğümüz örtülerimizin içinde ve altında epey bir süre geçirdik ve daha ne kadar sürecek bu cerbezeli süreç bilemiyoruz. Ama ne yapmamız gerektiğini öğrenmek istiyorsak kutsal kitabımızın sayfalarını çokça karıştırmak, ilahi ikaz ve emirleri ayet-ayet, sure-sure yaşamımıza aksettirmek müslüman olmamızın alameti farikası hükmüne geçmelidir.

Varlık tarihi boyunca inanç ve umutla  nice badireler aşmış olan insan soyu elbette bunu da aşacaktır. Hem de bu sürecin  insanlığın ortak niyet ve çabasıyla olabildiğince kısaltılabileceğine ve yakın zamanda insanlığın tekrar biri birine olan bağlılık ve mecburiyetinin daha sağlam ve daha köklü temeller üzerine inşasıyla güçlü ve evrensel bir insani ve insancıl medeniyetin temellerinin atılacağını görmek hayali cihan değer bir rüya olsa da . Ancak hayal ve rüyalarımızı çoğu zaman gerçekliğin katı ipiyle boğsak bile Rabbimizin kullarını asla yalnız bırakmayacağına ve terk etmeyeceğine olan ümidimizi hep canlı tutuyor, diriltiyor, güçlendiriyor ve büyütüyoruz.

Rabbimizi yüceltiyor ve nefsimizi arındırıyoruz. İbadetlerimizin şekli boyutlarını da ihmal etmeden anlam ve mahiyetleri üzerinde tefekkür ediyoruz. Rabbimize ulaşanın niyet ve samimiyetimiz olduğunu bir an bile aklımızdan çıkarmadan her türlü kirden ve fazlalıktan bedenimizi ve ruhumuzu temizlemek, her türlü şirkten uzak durmak ve aramızda iyiliği arttırmak ‘emri bil maruf/ nefyi anil münker-iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma’ ölçüsüyle birbirimize karşı mesuliyet dengemizin farkına varmak bu sürecin bizler için en büyük kazancı olmalıdır.

Yardımlaşma ve dayanışmanın artması, adalet ve hakça bölüşüm duygusunun ve talebinin her zamankinden daha görünür olarak öne çıkması, aile ve aidiyet bağlarının güçlenmesi, güvenlik ve sağlık ihtiyacının her türlü bedensel dürtüden öncelikli ve yukarıda konumlanması, aciz bir varlık olduğu hakikatini çoğu zaman unutan ve ne yapsalar da “ne yeri yarabilen  ne de dağlarla boy ölçüşebilen” (11) zavallı insanoğlunun şeytana öykünerek inşa ettiği  enâniyet ve kibir kulelerinin yerle yeksan olması bu salgın sürecinin insanlığa kazandırdığı ‘kısa günün kârı’ kazanımlardır.

Bu kazanımları kalıcılaştırmak her bireyin örtülere bürünüp uzlete çekilme süreci bittiğinde de kalkıp uyarması, bu hakikatleri durmadan talep etmesi, dile getirmesi ve takipçisi olması ile mümkündür. İnancımızın ve medeniyet tasavvurumuzun her çağa söyleyecek sözü olan, her probleme çözüm umudu ve iradesi olan, ‘her güçlüğün ardında bir kolaylık vardır’ düsturu ile güçlüğe ve zorluğa değil de ardından gelecek olan kolaylıklara ve  güzelliklere odaklanan bir kuşatıcılıkla bütün insanlığa ulaştırma mesuliyeti bütün Müslümanların omuzundaki ağır görevdir. Bu ağır görevin öncelikle kendi hayatımızdaki pratiği ve sorumluluğu inancı ve sonrasında bu inancın mücessem bir numunesi olmuş Müslümanca varlık ve kişiliğimiz. Her birimiz kendimize sormalıyız ne kadar hazırız  bu göreve?

Fadıl KARLIDAĞ                       

1-Tefhim’ül Kur’an-Mevdudi-İnsan Yay.C-6
2-Haşr- 21
3-Kur’an-ı Kerim Meali-DİB
4-Müddessir-1-7
5-Kur’an Mesajı-Muhammed Esed-C.3
6-Duhâ-3
7-Kur’an-ı Kerim Meali-DİB
8-Müzzemmil-2-3
9-Müzzemmil-11
10-Sezai Karakoç-Gün Doğmadan, Şiirler-Diriliş Yay. -Shf-167
11-İsrâ-37

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...