İleride Bir Gün

Sevgili günlük, bugün uyandım, elimi yüzümü yıkadım, kahvaltı yaptım ve okula gittim…

Sevgili günlük, bugün uyandım, elimi yüzümü yıkadım, kahvaltı yaptım, işe gittim…

Sevgili günlük bu sabah tatlı bir telaşla uyandım, elimi yüzümü yıkadım ve güzel bir tatil için yolculuğa çıkıyorum…

Hemen herkes hayatının bir döneminde günlük tutmuş ve o günlüğüne bu satırlara benzer şeyler yazmıştır. Bir süre sonra sıradan olduğunu, yazmaya değer olmadığını düşünerek terk ettiğimiz cümleler bunlar. Bugün bizi kendisine hasret bırakan faaliyetler… Dışarı çıkmak, birine sarılmak, öpüşmek veya bir kalabalık içine karışmak şimdilerde intihar etmekle katil olmak arasında bir yerlerde duruyor.

Kalabalık caddelerde yürürken söylendiğim günleri düşünüyorum, kuyrukta beklerken veyahut her günümü dışarda geçirmek zorunda olduğum zamanlarda nasıl da isyan edip durmuşum her birini tek tek hatırlıyorum. Öyle ya bu aralar düşünmek için bolca vaktimiz var. Zaten bugünlerde kim geçmişiyle muhasebesini yapmıyor ki… Dört duvara sığdı bir anda tüm hayatımız.

Oysa biz dünyanın bile dar geldiğine inanırdık. Mühim işlerimiz vardı hep, kariyerimiz için canhıraş çalışıyor, zamanın yetmeyişine öfkeleniyorduk. Toplum içinde iyi bir statüye sahip olmak için, ayaklarımız üzerinde durabilmek için sağlığımız dâhil her şeyi feda ettiğimiz günlerden sadece sağlıklı olabilmek, hayatta kalabilmek adına evden dışarı çıkamadığımız günlere ulaştık.

Sevdiğiniz birini alelacele gömmek zorunda kaldınız mı hiç? Yada gözyaşlarınızı silecek birini yanınızda bulamadığınız oldu mu? Benim oldu. Kendimizi herkesten izole etmek zorunda olduğumuz bugünlerde sevdiklerime sarılmaya, onlara sarılıp ağlamaya ihtiyaç duyacak bir acı yaşadım. Çocukluk hatıralarımın kahramanını, bana masallar öğreten, bir kadının bir erkekten bile daha güçlü olabileceğine beni inandıran insanı kaybettim. Kaybettim ama toprağına dâhi el süremedim, veda bile edemedik birbirimize. O, giderken ben hoşça kal diyemedim. Öyle kimsesiz gibiydik ki her şey bir anda olup bitti. O gitti, biz kaldık, yalnızlığımız büyüdü, kimseye anlatamadık. Tarifsiz acılar ekledik hayatımıza ve bu acılarla birlikte nasıl yaşanacağını öğreniyoruz şimdilerde.

Yarın ne olur bilemediğimiz halde on yılın planını yapıp yaşıyormuşuz aslında. Şimdi tüm kariyer planları, gelecek kaygıları, tatil rezervasyonları rafa kalktı. Elimizde, hayallerimizden, umutlarımızdan, bir de sarılamadığımız, elini tutamadığımız, yanında olamadığımız sevdiklerimizden başka bir şey kalmadı. Şu günler geçsin uzun bir yolculuğa çıkacağım… Ayağımda terliklerle hatta yalın ayak… Dışarıda güvende olduğum her anın kıymetini bilerek… Taşı toprağı öpe öpe, denizin kokusunu içime çeke çeke tabanlarım nasır tutana kadar yürüyeceğim. Mis gibi kokar belki ortalık, bir kelebek görürüm, beyaz olur belki rengi. Bana güzel bir yaz geçireceğimi müjdeler. Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesi kaydetmem bu defa telefonuma sadece gözümü kapatır dinlerim. Kulağıma kulaklık takmam, insan kalabalığının çıkardığı o gürültü bir süre en güzel ezgi olur. Yolda gördüğüm her insana sarılasım gelir ama tutarım kendimi, sarılmam; bu her şeye rağmen güvenli olmayabilir. Ama gider yol kenarında sahipsiz biten papatyaları öperim mesela, güneşe göz kırparım güneş gözlüklerimi çıkararak aldırmadan alerjime.

Elimi toprağa daldırırım bulduğum ilk parkta. Otururum çimenlere tepemde belki kavak ağaçları olur uzun mu uzun. Seyreder durur, hülyalara dalarım. Kimseye anlatamadıklarımı düşünür, kendimle sohbete dalarım. Sokaklar bir de güzel gelir ya o sıra gözüme bilirim kendimi yorulsam da durmam birinden çıkar diğerine saparım. En sapa sokakları sonraya bırakır en kalabalıklarına uğrarım. Sinemaya gider, ilk bulduğum filme girerim. Perdeye yansıyanın bir önemi yok yanımdaki koltuklar dolu olsun yeniden bir arada olmanın, insanın insanca yaşadığı zamanın içinde bulalım kendimizi o bana yeter. Karşıma çıkan kedileri kovalarım yakalar kucağıma alır, oynarım. Çantamda yine bir Sait Faik hikâyesi olur elbet. Onsuz olur mu? Uzanırım bu defa çimenlere, öyle banklara hanım hanımcık oturmak olmaz. Uzanır okurum bir taraftan gökyüzünü seyrederek. Gün bitmeye yakın ayaklarım beni anneanneme götürür eminim. Geniş bir vakit olur bu defa mezarı başında vedalaşmak için. Toprağına sarılırım, öperim doya doya. Bir hoşça kal derim bu defa ve görüşmek üzere anneanne…

Emel AKBAŞ

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...