Duygularla Boğuşmak

Günümüzde bir çok kişi tavır ve duygularıyla boğuşup duruyor. Neye nasıl tepki vereceğinin ya da karşılaştığı sorunların nasıl çözülebileceğinin bilincinde değil. Çoğunlukla akılla gönül birbiriyle hiç kesişmeyen yollarda yürüyor. Tavır duygular kimileyin de hiç değişmeyecekmiş naslar gibi algılanıyor. Doğru olmadığı bilinse bile tavır ve duyguların, karşımıza çıkan olaylar ve kişilerden dolayı oluştuğunu ve değiştirilebilir olduğunu düşünemiyoruz.   

İnsan, iki ileri bir geri idare edip gideceğim diye uğraşıyor. Oysa ki bugünkü yaşadığı olaylarla hiç alakalı gibi görünmeyen ve çocukken yaşadığı ve es kaza başına geldiğini düşündüğü veya orada yaşanıp bittiğini sandığı çocukluk yaşanmışlıkları var. Çocukluk âdeta hayatın karakutusu. Rahatsız olunan birçok durumun çocuklukla direkt bir bağlantısı var. Ve hatta bu çocukluğun bir çok anı kimseyle paylaşılamayacak cinsten.

Bu paylaşılamayan şeylerin, konuşulması hoş görülmeyen konuların önemi dolayısıyla özellikle bunlardan örnek vermek istiyorum. Zira alakasız sorunlarda dâhi sıkça karşıma çıkan konular… Mesela sosyal fobisi olan bir genç, “hipnoterapi seansı”nda sorun olan duygunun ilk yaşandığı an dediğimde, anne babasını özel bir anda yanlışlıkla görmüş olduğu bir ana gidebiliyor. Veya paranoyaya varacak boyutta şüphe duygularının altında yine benzer bir olay çıkabiliyor.

Veya bir başka sosyal sorunun altında, bir aşk acısının altında, bir tembellik duygusunun altında, Allah’ın adaletini sorgulayan bir düşüncenin altında vs… taciz olayları çıkabiliyor. Bir uçak, yükseklik korkusunun altında annesinin ani ölüm haberiyle birlikte bozuk olan anne kız iletişiminden dolayı kendi kızı ergenliğe girip iletişim bozulmaya başlayınca uçak korkusu oluşabiliyor. Bilinçaltı alakasız görünen alakalar kurar. Çünkü onda mantık zinciri yoktur. O duygularla bağlantı kurar. Çocuk mantığına sahiptir.

Emine BİLGE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir