Bilgelik Üzerine

Bilginin yüceltildiği bir çağdayız. Bilgi sahibi olmayı, bilgiyi yığmayı ve bizden önceki büyük isimlerin onayıyla ortaya koymayı entelektüalite saymaktayız. Oysa, “entelektüel olmak için farklı bir şey söylemek gerekir” diyordu Edward Said. Farklılık için özgünlük gerekmesine rağmen çağdaşlarımızın çağ aşan söylemlerini karalayan bizler, yalnızca mumyalanan isimlerin sözlerine sırt yaslanıldığında sözün saygın olduğu kanaatine ulaşıyoruz. Bugün Deneme türünün en ünlü erbabı Montaigne bile yazdığı dönem kendinden önceki filozoflardan alıntılarla düşüncelerini çağdaşlarının eleştirilerine karşı gölgeliyorsa, akıl karı eleştiri pek de var diyemeyiz. Nitekim, eleştiri denilen kavramın kendi içinde sorgulanır hali de ortada.

Bu bağlamda bilgi ile bilgelik ayrımını iyi yapmak gerekir. Bilgi bize bilecek şeyleri sunar. Fakat bilginin hayatta karşılığı olması için bilgelik şarttır. Bilgeliğe ise yine hayatta sorularla ulaşılabilir. Öyle ki “ekmeğin fiyatı Fransız İhtilalinden daha önemli olabilir”. Öte yandan sosyal ilişkilerin bu bağlamda daha belirleyici olduğu da kabul edilmelidir. Zira, bilge kişi bilgiye sahip olan değil enstrüman işleviyle kullanabilendir. Sosyal ilişkileri yönetirken de bu yönü öne çıkmaktadır. İnsan, bir muammadır ve bunu çözmek için bilgi değil bilgelik gereklidir. Zira, Faleros‘lu Demetrios gençlere şu nasihatte bulunuyordu: “Üç kimseye mutlaka saygılı olunuz: Kendi evinizdeyken, ailenize; Sokaktayken, gelip geçenlere; Yalnızken, kendinize.” Bunlar bilgeliğin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu gösteren derslerdir. Ayrıca okumayla ilgili bir dersi de Tolstoy Bilgelik Takvimi adlı kitabında şöyle verir, “Okuyun, çalışın ama daha fazla düşünün. Öğretmenlerinizden ve okuduğunuz kitaplardan sadece gerçekten ihtiyacınız olan ve gerçekten bilmek istediklerinizi edinin.”

Platon, ünlü Sokrates’in Savunmasında, “Ömrümüz boyunca erdem ve bilgelik kazanmak için elimizden geleni esirgememeliyiz, çünkü ödülü güzel olduğu gibi verdiği umut da büyüktür” der. Fakat, eğitim sistemi bizleri bu anlamda hem cahil hem de duyarsız bırakmaktadır. Bizlere kelimelerin gücünü öğretmek, ilişkilerimizde belirleyici hitabet eğitimini vermek yerine örneğin etimolojik kökenlerini öğretmeyi marifet saymaktalar. Oysa, kitlelerin karşısında hitabet yeteneğiyle öne çıkan insanların yaşamda tutunma şansları latince ek kök ayrımını uzman derecede bilenlere göre çok daha fazladır. Nitekim, Hitler Kuantum Fiziğini bilmiyordu ama Einstein‘la aynı devirde bütün Almanya’yı etkileyen Alman oydu. Bu bile başlı başına eğitim sisteminin ne kadar çağdışı ve çürümeye yüz tutmuş olduğunu göstermektedir. Ama akademisyenlerin bilgi satma hastalığı ve kitaplar üzerine kitap yazmayı çalışma olarak çalıştığı ortamda fazlasını beklemek ne mümkün!

Filozof Empedokles, bir sohbet sırasında, “Hikmet sahibi bir insan bulmakta zorlanıyorum” deyince; Filozof Ksenophanes, “Nolmaldir efendim” cevabını vermiş. “Çünkü bir hikmet sahibini, ancak hikmet sahipleri tanıyabilir”(1) der. Bu bağlamda çağın sorunlarına çözüm sunmaktan uzak ve donuk bilgilerin sunulması da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmakta. Yapay Zekanın, klonlamanın, bilinç aktarımının ve hatta bu yolla ölümsüzlüğün konuşulduğu bir çağda Ovidius‘un Dönüşümler’i ya da Jane Austen‘in romanlarının bizlere hitap etmesini beklemek en hafif deyimiyle romantik ve gerçeklerden kopuk olunduğunu göstermektedir. Fakat zamanın insana gösterdiği bir şey varsa okumasını bilene açık bir kitap gibi olduğudur. Hasan Boynukara Hocanın da dediği gibi, “Eğer çağı iyi okuyamazsan, o döner canına okur.” İşte bu sebepten ötürü sorgulamaya açık, gerçeği üstünkörü kabullerle benimsemeyen ortalama bir insan olmak, çağdışı bir bilgi yığınına sahip olmaktan yeğdir. Asıl bilgelik Sokrates‘ten beri bu olarak tanımlanmıştır.

Emre BOZKUŞ

Dipçe:
(1) Bilgelik Hikayeleri, Cevdet Kılıç, Sayfa 79.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...