Ophelia’ya Mektup – I

Seni ilk kez gördüğümde zaman durmuştu sanki ve ben sığınmıştım gölgelere. Oradan bakmıştım sana ve hislerimi tanımlamak için cümleler arayıp durmuştum. Zira aşk dediğin ehil bir duygu değildir, her daim acemice yaşanmalıdır, derdi babam. Seninle yaşayamadığım aşkın acemiliği halen durur üzerimde. Tıpkı bedenine büyük gelen kıyafetler giymek gibidir ve ben asla kendime uygun giysiyi bulamadım. Burada olsan da bulsan keşke.

O gün tren garından uğurladığımda, döneceğinin hayaliyle yaşadım durdum. Oysa artık yüreğim bir hoşçakal ülkesi, bedenimin her zerresi kayıp giden anıların hüznüyle bezeli, bense yitik zamanın elçisi. Ellerimde rüyalara açılan kapılar, zihnim perde perde solar sokaklarında. Düşsem, kalkmaktan çok ölüp kalmaktan ürkerim; hayaller kursam, yitik şehirlerin yosun tutmuş kıyılarında unutulmaktan sakınırım. Birleşen ve köşelerinde karanlık gölgeler sevişen şu ıssız duvarları parçalar, ıssızlığına ağıtlar yakar, ağlarım.

Fakat, acı çekmek değil de acı çekmişlik ağlatandır beni. Sızlayan yaralarım geçmişin yükünü omuzlayan sadık kardeşlerimdir. Tutsam ellerinden ve gel desem, öylece bakar kalırsın bana, bilirim. Çünkü, benim yüzümde kaybedişin izleri var. Senin aklındaysa galibiyetin mağrur özlemi. Hasretle önümüze bakarız iç çekerek. Belki de anlaşırız bir noktada; bu hayatta herkes kendi arzularının sürgünü, bir kavganın kaybedeni aslında…

Oysa aşk bir kavga değil ki sevdiğim. Aşk bir… Onca tanımdan hangisi seçmek gerekiyor bilemiyorum. Sanki çocukken daha kolaydı, dokunulmaz gibiydi yürek ve duygular. Şimdi kırılıp dökülerek öğreniyorum yaşamayı. Bir de özlemin aleviyle yanıyor, tutuşuyorum. İnsan, ne zaman kazanacağını ve kaybedeceğini bilemiyor. Elini kaldırıyorlar ve kazandın diyorlar. Sense kimi yarıştıracağını bilmeden, içinden geriye sayıyorsun.

Saat durduğunda ne olacak sevgilim? Hatıralar arasında gezip duran şu dolaşıksız akla bak. Ama sen hiç benimle gelmedin, beni görmedin değil mi? Yaşanılanları anlamak için yaşamaktan fazlası gerekiyor inan. Tutunacak dalı olmayınca geriye atılması gerekiyor adımların. Bunları konuşmak için bile sen lazımsın ama yoksun işte, anlıyor musun?

Uzun geceler boyunca düşünü hayallerimle büyüttüm ve şimdi gerçekten de hayal oldun. Gerçek, insan hayal etmeyi bıraktığında var olmaya devam eden şeydir diyorlar ama varsın işte, burada karşımdasın. Delilik değil eminim, yalnızca bazı şeylerin açıklaması diğerlerinden farklı belki biraz daha zordur. Yine de anlatılması mümkün olanın anlaşılması mümkündür değil mi?

Seni çok bekledim sevgilim. Nasıl olsa bulurum diye çok bekledim ama gelmedin sonunda. Ama nihayete eren fikirlerim asla olmadı benim. Yarım kaldım boyuna ve kendimi de eksik bıraktım. Gelseydin ne güzel olurdu ah bir bilsen. Yapraklar dökülüyor, rüzgarlar esiyor, sular durulmuyor ve aklım fırtınaların ortasında sakin bir liman arıyor. Senin o içten tebessümüne muhtacım, ah bir görsen de anlasan beni.

Kelimeler yetmiyor, cümleler boşa çekilmiş kürekler gibi. İçimde yükselen şarkılar yalnızca kendini duyuyor ve parlayan hazin ışıklar şehrin karanlığında kayboluyor. Oysa bir tek adımda binlerce kilometre aşarsın gibi geliyor böyle zamanlarda. Böyle zamanlar, içine umutla birlik aşk denen hissin tohumları ekiliyor. Yine de yetmiyorsun, yettiremiyorsun kendini.

Artık elini bırakmalıyım zamanın ve tüm ardımda kalması gereken anıların. Sana gelen yollar kapalı diyordu ya şair, çaresizliği böyle derin anlatan kaç kişi vardır bilemiyorum. İnsan içine düşmedikçe anlamıyor batak denen yutar düşün derinliğini. Olsun, kalsın burada ve filizlensin. Ney gibi sırrını üflesin sevgiliye, sevgiliden nadide. Zira, ömür bitse de aşk bitmez aslında, yalnızca toz tutar geride bıraktıkları ve üflersin geçip gider…

Emre BOZKUŞ

 

   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...