Yalaza Yalnızlık

Varoluşun ilkeleri üzerine söylenmiş beylik sözlere bulaşmadan sadeliğin estetiğine ulaşmak… Yegâne arzum budur benim. Yalnızca yalınlaşmak ve yalaza yalnızlığın izinde kendime kavuşmak… Sızlayan kemiklerim değil zira, bedenimin her zerresi, aklımın savruluşlarından muzdarip. Çürüyen eklemlerim, çöken antika bir konak misali aile ağacının dallarından köklerine değin uzanan sırlarını aşikar eder. Sallanan basamaklarını tırmanırken verandanın, çırpınan anılar ölgün suretlerin tebessümüyle dalgalanır.

Çıplanan hatıralar mı maziyi uyandıran? Yoksa solgun bedenlerden vareste kılınan ruh mu yüreğimin iklimlerine kırağı çaldıran? Ağlamak ağartmaktır yüzünü, yüzlerce yarayla dağlanan sancıların. Kurşuna dizilen şiirler yankılanırken surlarda, özgürlük nidalarıyla yankılanan ve ağır ağır kaybolan sesidir gitarın. Lorca dersiniz ona, ağlarım işte bunu anımsayınca, köprüler altında gezinir ve damlayan mürekkeplerden yaşam damıtırım.

Acziyetim ölçüsünde içlendiğim, merhametim denli kabullendiğim yitirişlerde bulurum belki de kendime varan yolu. Öfkemin kaynağı bulanan sularımın coşkunluğu, haykırışlarım desen, çıkmaz sokaklara teşne kadere tesellisiz başkaldırı. Sesim içime kaçar korkudan, kaçışların meyli kurtuluşa dair umuttandır; nitekim, umudun olduğu yerde anlamsız bir hayalin buğusu aralanır. Zuhur eder asırlık düşten ve aralar akla giden kapıları. Ardından kısar ışıkları ve örter perdeleri. Şayet umudun varsa halen, unutmaktır yapılacak yegâne şey…

Oysa unutamaz insan! Ama hatırlamak, çizgilerini çınlayan kulakların saydığı metronom adımlarında beliren ölüm nöbetleridir. Bir, iki, üç ve hiç… Zira, kararan gözlerde silinen bakışların inadına yüzün her çizgisi anılar taşır. Benim aynalardan kaçışım, aynalara kaçışım ve cam kırıklarına sürte sürte doğradığım etin kanla süzüldüğü gerçeğe inatlanışım gibi…

Seyyahım dolaşırım özgürce, zincirlerini çöz bedenimden. Sal esrik ruhumu, dokunuşlarından azade kıl nefretin. Beni bırak, bırak halime. Aksın zaman ya da dursun fakat bırak bir başıma. Kaçayım, savaşayım, ölüşeyim, yığılayım iklimler arasındaki denize. Kanatlarımı ver, düşlerimi ve mutluluk denen rüyaya dalayım yeniden. Sıyrılayım gölgelerden, gönendireyim delişmen nefesi. Renkleri belirdiğindeyse, zeytin yapraklarıyla müjdeleyeyim yılmadan direnen mağrur sözleri…

Emre BOZKUŞ

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir