Ben Büyüdüm!

O gün pazar ve evde bir banyo telaşı var. Banyoya her giren, bir öncekinin “sıcak suyun hepsini bitirdiğini” söylüyor. Babam salonun bahçeye bakan penceresinin yanındaki somyaya uzanmış, uyuyor. Salonun köşesindeki divanda, hem kitabımı okuyor, hem de etrafı kolluyorum. Yerim iyi. Kucağımda tarihçi İbrahim Bey’in verdiği bir kitap var: “Bozkurtların Ölümü.” Yarına bitiririm. Abimin elinde “Liseli Bir Kız Sevdim” kitabını da gördüm ama, istesem vermez, evde olmadığı bir zamanı seçmeliyim.

Elindeki battaniyeyle babamın üzerine örterken onu uyandıran ebem, babamın kızarak battaniyeyi yere atmasına canı sıkılmış, kucağında odunlarla yanından geçen anneme sızlanıyor:

“Uyuyanın üstüne gar yağar guzum. Oğlan üşümesin diye örttüydüm.”

“Hadi sen de gir banyoya. Yıkansın herkes, bir sürü işim var daha yapacak,” dedi annem, beni fark ederek. Çaresiz bıraktım kitabı ve doğru banyoya. Kapıyı arkadan kilitledim hemen. Suyu ılıştırıyorum, ama kulağım kapıda. Annem gelir simdi, kafamı sabunla yıkamak için. Ebeme söylenerek geliyor ve kapıyı açmak istiyor. Kilitleyeceğime ihtimal vermediği için de, birkaç kez zorluyor. Sessizce bekliyorum.

“Aç guzum kapıyı.”

Biraz durup, cesaretimi topluyorum sonra:

“Ben yıkanıyorum anne.”

Bir an durakladığını hissediyorum.

“Kafanı sabunlayım, sonra gine yıkanırsın.”

“Ben sabunlarım anne. Kendim yıkanacağım artık, sen git.”

Kapının arkasındaki şaşkınlığını görür gibiyim. Elindekileri banyo kapısının önüne bırakarak gidiyor sonra. Salondan banyoya açılan camlı kapının kapanışını duyuyorum. Evet, artık yalnızım ve tek başına yıkanabilirim. Büyüdüm işte!

Poyraz

Doğumhanenin kapısında gezindiğimi gören hemşireler, “İsterseniz siz de girin doktor bey,” diyorlar. Bu durumlara alışkınmışım gibi bir kafa hareketi yaparak savuşturuyorum teklifi. İçim içimi yiyor ama. Lakin, façayı da bozmamalıyım. Bu arada, ameliyathaneden çıkanların yüzlerini inceliyorum, bir şey oldu da bana mı söylemiyorlar? Sanki bin yıl geçiyor ve sonra Poyraz, küvözün içinde bana doğru geliyor. Şükür, her şey yolunda. Uzun uzun ellerine, ayaklarına bakıyorum. Bana benziyor. Annesi anesteziden uyanıyor ve hemen bebeğini istiyor. Göğsünün üzerine yatırılan el kadar bebeği kaldırarak yüzüne bakıyor önce ve: “Bu benim mi, benim bebeğim mi?” diyor. Sonra ağlayarak, yanında ona bakan annesine doğru uzatıyor Poyraz’ı: “Bak anne bu benim bebeğim.” Annesinin söyledikleri, odadaki sevinçli gürültüyü bir vakum gibi çekiyor içine ve ardından tüm ağırlığıyla çöküyor kalbime:

“Ah! Gızım benim. Anne olmuş benim gızım. Büyümüş de anne olmuş…” Karım da anne olup, büyümüştü işte.

Şimdi İstanbul’dayız. Oğlum yedi yaşında ve çok hareketli. Baş başa kaldığımız zamanlarda göz ucuyla da olsa sürekli takip ediyorum. Bazen tehlikeli şeyler yapıyor ve korkuyorum bundan. Geçen gün odamda çalışırken banyoya girdiğini fark ettim. Elinde bir şeyler var. Yerimden kalkarak, sessizce gittim arkasından. Banyo kapısı aralık. Oradan görebilirim ne yaptığını. Kısa bir süre gözlüyorum. Elindeki torbaya bir şeyler doldurup, boşaltıyor. Sonra, bir anda kafasını çevirerek beni görüyor. Yakalandım işte. Kapıyı iyice açarak, sitem dolu bir ifadeyle konuşuyor:

“Baba, bana böyle davranmaktan vazgeç, ben büyüdüm artık.”

 Odama dönüyorum sessizce. Oğlum “ben büyüdüm,” diyor, demek ki ölebilirim artık…

Ercan KESAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...