Böceğin Fark Edemediğini Farketmek

“Ben hayatımda, ne bir ülkeye, ne doğduğum memlekete, ne bir arkadaşlar grubuna, hatta ne de aileye tüm kalbimle ait olmayan yalnız ve kendine dönük biriyim. Tüm bu bağlara ihtiyaç duymamın tersine bunlara karşı sürekli bir yabancılaşma duygusu ve yalnızlığa yönelme ihtiyacı yaşadım, yaş ilerledikçe de artan bir duygu”

Bu sözlerin sahibi “Albert Einstein”… Büyük deha 1930’da yayınlanan “Dünyayı Nasıl Görüyorum” başlıklı makalesinde anlatmıştı. Satır aralarında aidiyet ihtiyacı ile yabancılaşma duygusunun bir arada olduğu bir ruh seyri… Kafasında dünyayı değiştiren bir deha... “Bir böcek eğri ilerleyen bir dalda yürürse dalın eğriliğini fark etmez. Ben böceğin fark etmediğini fark etme şansına eriştim” diyen yüzyılın dehası…   

2005 yılı Almanya’da “Einstein Yılı” olarak kutlanmıştı. Deutschland Dergisi’nde 100 yıl önce Almanya’da doğan ve bilim dünyasında devrim yaratan Einstein’ı anlatan dikkat çekici bir yazı okumuştum. Derginin kapağında yer alan “Bir formül dünyayı değiştirdi” ifadesi yazıda anlatılanları çok iyi özetliyordu. “Einstein Yılı” etkinliklerinde de muhtemelen bu ifade imlenecekti zihinlerde.

“Time” dergisinin de ‘yüzyılın şahsiyeti’ ilan ettiği Einstein, nasıl biriydi ve dünya onu nasıl biliyordu?

Bir mektubunda “Ben karşıma çıkan her fırsatta gerçek düşüncelerimi açıklıkla söylemekten çekinmedim, bunu kendime görev saydım. Ama tek kişinin sesi kalabalığın uğultusu içinde yitip gidiyor, hep böyle oldu” dile getirmiş duygularını Einstein. Söyleme yürekliliğinin tek başına dinletebilme başarısına denk gelmediğini, o  günlerde yani 1950’lerde hâlâ kendini anlatamadığını hisseden Einstein’ın deneyiminden de öğreniyoruz.

Ancak 1905’te yayınladığı beş makaleyle yepyeni bir dünya görüşü getirdiği sarsıcı bir biçimde hissedilen Einstein’ın, 100 yıl sonra bile böylesine ilgi merkezi oluşturacağı, anlaşılan o ki kendisinin de tahmin edemediği bir şeydi.

Çılgınca dağılmış saçlarından, hınzır yüz ifadesine kadar Einstein, çok iyi anlatılmıştı o dergide. Doğrusu yazının bütününü aktarmak isterdim ama özetlemek daha yerinde olacak.

Fizik biliminin 19. yüzyılın sonuna doğru ağır krize girdiği ve bu bilim dalının sonuna ulaşıldığının düşünüldüğü bir dönemde, yeni dünyanın anahtarını kimin bulacağı merak ediliyordu. 1905’te bilim dünyasının saygın dergilerinden birinde arka arkaya 5 makale yayınlanır. Yazarı 26 yaşındaki Einstein’dır. Zaman, mekân, madde ve enerji hakkında radikal yenilikler ve yeni bir dünya tasavvuru geliştirdiği iddiasındadır.

Hakikaten de öyledir. Birinci makalesinde ışığın karakterini açıklar. İkincisinde atomun gerçekten varolduğunun kanıtını getirir. Sonrasında dünyayı tepetaklak eden zaman ve mekânla ilgili kuramını ortaya koyar. “Hareketli Parçaların Elektrodinamiği” başlıklı makalesi tüm zamanların en mükemmel buluşunu içerir. Üstelik ne matematiğe başvurur ne de diğer çalışmalara gönderme yapar. Hiçbir destek almadan salt düşünceden geçerek sonuçlara varır.

Einstein, nasıl bir çocuktur?

Üç yaşına kadar tek kelime konuşamamış bir çocuk. Böyle bir çocuğun annesi veya babası olsanız, onun ileride buluşlarıyla dünyayı değiştirecek bir dahi olacağına ihtimal verir miydiniz? Kendi başına Öklid’in yazılarını okuyarak, Geometri’yi öğrenmesine rağmen, okul hayatı hiç de parlak değilmiş üstelik. Nitekim bir ara terk edip İtalya’ya ailesinin yanına gitmiş. Daha sonra 1900 yılında Zürih’te teknik üniversiteden Matematik Öğretmenliği diplomasını almış ve fakülteden arkadaşı Mileva Maric’le evlenmiş.

Akademik profili çok renkli görünmese de ilgileri ve merakı onun özel bir dünyası olduğuna dair işaretler barındırıyordu. Daha çocukluğunda bir insanın ışık hızıyla hareket etmesi ve kendisiyle birlikte hareket eden ışık dalgasını gözlemlemesi halinde neler olacağını merak etmesi ancak Einstein gibi bir dahinin arayışı olabilir. Hangimiz doyurucu cevap bulamadığımız sorumuza kafa yormaktan vazgeçmedik? Hangimiz aynı sorun üzerinde on yıllar boyunca düşünecek kadar yoğunlaşabildik. Patent Dairesi’ndeki işinden evine dönerken, yolunu uzatmak ve düşüncelere dalmak için dolambaçlı yollar çizermiş Einstein.

O zamana kadar kabul gören ve bilimsel düşünceye yön veren, mekanik yasalarla çelişen tezine göre: Işık evrenin her yerinde aynı hızla, “c” olarak tanımladığı bir hızla hareket ediyordu. Işık hızı evrenimize ulaşabilecek en yüksek hız, saniyede 299,792,458 kilometre gibi şaşırtıcı bir düzeyde. Bu kuramda ışığın hızının sabitlenmesi zaman ve mekânın göreceleşmesi, bu ikisinin birbirine bağımlı hale gelmesi yani mekândan ayrı ve tersi bir zamanın olmaması demek. Einstein, görecelik kuramına yaptığı bir ekle fiziğin en ünlü formülünü oluşturdu: E=mc2. Bunun anlamı, enerjinin ve kütlenin aynı maddenin farklı formları olduğudur, yani bunlar birbirine eşdeğerdir. Diğer bir deyişle: Enerji açığa çıkmış maddedir, madde de açığa çıkmayı bekleyen enerjidir.

Einstein bu sarsıcı kuramıyla süperstar olur ve üniversitede kariyer yapmaya başlar. Yıllar sonra bir sosyalist ve ateşli bir barışçı olarak Nobel Ödülü’nü aldığında çoktan dünya tarihinin büyükleri arasındadır. Almanya’da kitaplarının yakıldığı dönemler de olmuştur ama. 1933’te Hitler iktidarı devraldığında ikinci karısı ile ABD’ye gider ve bir daha dönmez.

1939’da Başkan Roosevelt’e yazdığı mektupta Almanya’nın atom bombası geliştirmesinden duyduğu kaygıyı dile getirir. Ancak bu mektup atom bombasının yapımıyla sonuçlanan Manhatten Projesi’ne karar verilmesine yol açar, Einstein bunu bir hata ve bilimin gücü ile güçsüzlüğünü sergileyen bir örnek olarak tanımlar. 1950’de “hiçbir askeri girişimde rol almadım ve atom bombasının yapımıyla alakalı bir araştırma yapmadım” deme ihtiyacı hisseder.

Nükleer tehlikeden arınmış bir dünya için mücadele ettiğini söyleyen Einstein, Nazi katliamından duyduğu ıstırapla İsrail’in kuruluşunu destekler. Ne yazık ki ikinci büyük hatasıdır bu.

Dünya barışını fitilleyen ve oluk oluk kan akıtan bir ülkenin temeline bir taraftan  harç koyarken diğer taraftan şunları söylemiştir:

Eğer sizler bizden daha adil, daha barışçıl ve esas olarak daha mantıklı olamazsanız yüzünüzü şeytan görsün.”

Deniz BAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...