Düzeni Bozuk Düzen

Bazen dışarıdan evlerin yanıp sönen ışıklarına bakınca
hangisi daha parlak diye düşünüyorum.
Fizik kurallarından bahsetmiyorum.
Gökyüzündeki en parlak yıldızı bulabilirim,
ama ışığı en parlak evi bulamam.
İstesem de göremem görünenin ötesini.
Bu yüzden hep her şeyin mutlak bir an’a ait olduğunu düşünüyorum.
Mutlaka her şey olacağız:
Aşık, sevgili, eş, dost, anne, baba, saf, temiz, iyi, kötü …
Her neyse hepsinden olacağız.
Fakat sonuna kadar öyle kalamayacağız.
Bütün hepsi rol. Olması gereken, olması istenen, olmadan olamadığımız…
Gözlerimin içine bakan bir kızılcık şerbetine, bunu söylediğimde önce şaşırdı.
Sonra kafasından bana asla güvenemeyeceğini geçirdi hem de bir kaç defa..
Ben bunu gördüm, kafasındakilerin isabet ettiği gözlerinden.
Düzeltmeme gerek yoktu. Düzeltmeye kalkışsam, düzelmezdi, düzeni bozuk bir düzendeydik.
“Sadece rollerimizi sevmediğimiz zaman sahteleşiyoruz korkmana gerek yok.” diyebildim. Sevmeden yaptığımız, inandığımız her ne varsa sahte de, biz gerçekmişiz gibi(!)
Karşımızda duran terkedilmiş bir harabeyi işaret ederek,
“Girelim mi ?” dedim.
“Asla, hatta sen git bir daha ben seni eve bile almam.” dedi. Çocukça geldi, evin kapısından girmesem tüm korkularının o kapının dışında kalabileceğine inanan bir çocuk…
Neyse ki hiçbir zaman bana ait olduğunu düşündüğüm bir evim olmamıştı, maddi ve manevi.
Korkusu bu yüzden gülünçtü.
Geceydi ve içerisinde ne olduğunu bilmediği yerlerden korkuyordu,
Hoş ben de korkuyordum.
ama düşüncelerimin gerçek olduğunu farkedebilmem için bir ölçü birimi bulmuştum:
‘İnsanların korktuğu şeylerin üzerine gidip
onlar hakkında ne kadar doğru ön yargılara sahip olduğunu anlama birimi.’
Hiç yanıltmıyordu…
Nelerden korktuklarını tahmin edip insanların, dediklerimden kaçta kaçını anlayabileceklerini ölçebilme korelasyonuna sahip birimim beni hiç yanıltmadı.
Çünkü insanlar korktuğu şey kadardı bu hayatta.
Yalnız kalmaktan korkuyorlarsa eğer,
Mutlaka biri oluyorlardı biri için.
Eğer özgürlükten korkuyorlarsa,
kendi zaaflarının tutsakları.
Ve benim gibi korktuğu bir çok şey olup,
buna tepki gösterecek kadar bir anlam bulamıyorsa, sadece reflekste kalıyorsa her şey,
Hiçbir şey olamıyordu.
Kendisi için ya da bir başkası için.
Tövbe haşa! İlahi bir bakış oluyorlardı…
Öyle hissediyordum,
Uzaktan her şeyi bilen, gören, duyan
Ama ne yazık ki hissedemeyen.
Sadece bir refleks ve içgüdü seviyesinde kalabilen.
Bunları dahi birileri okuyup anladığı için yazmıyorum,
ama ne yazık ki anlamaları için yazıyorum. Halen daha anlaşılmak istiyorum, öğrenilmiş çaresizliğe ulaşamamış tek dürtüm benim anlaşılmak. Halbuki herkes bunu isterken anlamayı unutuyor yetişemiyoruz… Yetmiyor…
Sadece hepimizin bir rolü var, bazen birden çok.
Rollerimizi sevdiğimiz sürece sahiciyiz.
Mutlaka hepsi birgün bitecek.
Her şey bir an’a ait kalacak.
Bunu farkedin toplumun temelini sarsabilir fakat farkedin,
Biz çok güzel oyuncuyuz!
Rollerimizi sevebiliriz ama arızalarımızı farkedelim.
Yok ben seni her koşul şartta severim icabı senetler imzalamayalım.

Ne kadar istesek de öyle kalamayız, bir gün hepimiz bunu farkettiğinde dönüşeceğiz en çok da ne olmak istemiyorsak ona. Belki de Kafka’nın böceğine, çünkü dünya dönüyor biz de içindeyiz, başımız dönüyor. Dünya tutuyor hepimizi bulanıyoruz “kirli sularda parıltılar” arıyoruz.

 

Zeynep ARSLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir