Emmer Buğdayı’nın Küresel Öyküsü

Asıl konuya geçmeden önce, Arkeolojik verilerimizi anlaşılır şekilde izah etmek açısından 5N1K isabet olacaktır.

Neolitik Dönem taş çağlarının sonuncusudur ve M.Ö.10 bin yılına kadar tarihlendirilir. Hepimizin aklına tarım yapılmaya başlanması ve hayvanların evcilleştirildiği gelmiştir. Bu dönem Dünya’nın çeşitli bölgelerinde farklı zamanlarda yaşanmıştır. Çanak çömlek yapımı Neolitik dönemin ortalarında başlar. Buna paralel olarak dönem çanak çömlek öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılmıştır.

Tarımın geliştiği ilk yer Bereketli Hilal denilen bölge olarak kabul edilir. Neresidir bu Bereketli Hilal? Filistin’den başlayarak batı ve kuzey Suriye’yi, Kuzey Mezopotamya’yı ve Dicle Nehri’nin doğusunda kalan Zagros Dağları’nın batı eteklerini kapsayan bölgedir. Yapılan araştırmalar ilk defa tarıma alınan buğdayın ana vatanının Urfa ve Diyarbakır arasındaki yer olduğunu ortaya koymaktadır. Farklı yerlerde farklı zamanlarda saklı kalmakla beraber.

Bu dönem yerleşik yaşamın başlaması ve ilk köylerin oluşmasıyla bir nüfus artışı olmuştur. Köylerde artan nüfusu beslemek yetersiz hale gelince insanlar besin sorununa yeni çözüm yolları aramaya yönelmiş ve yabani bitkileri denetim altına almayı keşfederek tahıllarını artık kendileri üretmeye başlamışlardır. Yabani tahılları toplayan insanlar tahılların doğal özelliklerini gözlemleyerek tahılları denetim altına almanın yollarını da üretmişlerdir.

Yabani emmer buğdayı, makarnalık ve ekmeklik buğdayda dâhil Dünya’da en çok ekimi yapılan neredeyse kültüre alınmış bütün buğdayların orijinal formu olarak bilinmektedir. Buğdayın kültüre alınmasıyla genetiğinde meydana gelen değişiklikleri anlamak için genom dizisinin bilinmesinin gerekli olduğu savunulmuştur.

Dünya’nın çeşitli kurumlarından araştırmacıların oluşturduğu ekip, Science dergisinde ilk defa yabani emmer buğdayının genom dizisini yayınladı. Yabani emmer buğdayı, makarnalık ve ekmeklik buğday da dahil olmak üzere neredeyse kültüre alınmış bütün buğdayların orijinal formuydu. Bugün çiftçilere göre düşük verimli ve hasadındaki zorluklar bahane edilse de bitki ıslah çalışmalarında buğdayı geliştirmek amacıyla genetik kaynak potansiyeline sahiptir.

İsrail’in Kudüs İbrani Üniversitesi’nden Dr. Zvi Peleg; “Birçok modern buğday çeşidi su stresine karşı duyarlı olmasına rağmen, Yabani Emmer buğdayı kuraklığa eğilimi olan Akdeniz ikliminde uzun bir evrim süreci geçirmiştir. Bu nedenle buğday ıslah programlarında yabani genlerin kullanılması daha az su ile daha fazla verim alınmasını sağlayabilir.” açıklamasını yapmıştır.

Bütün bunları, İsrail biliyor, ABD biliyor, Rockefeller biliyor. Peki, sen…  ABD’li MONSANTO ki bu isim yeniden karşımıza çıkacak, 1997’de tarım ilacıyla ülkemize girdi. Arkası da geldi. Sebze tohum firması, pamuk tohum firması…

Tohum yasası meclisten geçmeden evvel 2 Ekim 2006’da bir grup, TBMM önünde pankartlarla şu açıklamayı yaptı: “Tohumlarımızı yasaklamak ülkemizi silahsız işgal etmektir.” Basın açıklamasını okuyan Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın’dı. Çiftçi sendikaları konfederasyonlaşma platformu meclise mektuplar gönderdi. Avrupa’daki küçük çiftçilerin örgütü benzer yasalardan çok çektiklerine dair bir mektup yolladı. Ama bütün bu girişimler sonuçsuz kaldı ve tohum yasası kabul edildi.  Artık kayıt altına alınan çeşitler üretilebilir ve ticareti yapılabilirdi. Tohum takası yerine tohumlar şirketlerden alınacaktı. Aksi halde çiftçi cezasını çekecekti.

Yeni Dünya Düzeni ve Dünya imparatorluğu politikaları ile tohum ticareti ilkesinden taviz vermeyen şirketler amaçlarına ulaşmakta sıkıntı yaşamazken, biz bir de 1800’lü yıllara gidelim.

Ortodoks Rusların baskılarından bıkan mennonit mezhebi mensupları Kırım Kars gibi bölgelerden ABD’ye gittiler. Her aile birkaç kilo tohumluk buğday getirmişti yanında. Burada tarım yapacak uygun iklim koşullarını buldular. Kışa ve kuraklığa dayanıklı mevsim ortasında olgunlaşan, başakları tüylü, rengi kırmızı, tanesi kabuğundan zor ayrılan sert dokulu tahıla ABD’de Türk buğdayı adı verildi. Bu Dünya’nın en eski kavılca buğdayıydı.(Dünya’da ilk kültüre alınan buğday türlerinden emmer’e Diyarbakır Çayönü’nde m.ö.7.binde rastlandı. Kastamonu siyezi ile Kars’ın kavılcası da antik buğday içerisindedir.) Bugün Amerika’daki melez buğdayların kütüğü Türk buğdayına dayanmaktadır.2006’dan bu yana bir grup gönüllü tarafından Kars’ta yüz tondan fazla kavılca üretilmeye devam etmektedir.

Son olarak sıcak gündemimizden bildirmek isterim ki… Ebu Gureyb denilince aklınıza sadece işkence cezaevi gelmesin. İşgalden önce Irak tohumunu Ebu Gureyb Tohum Deposu’nda saklamaktaydı. İşgal öncesi bakanlık tohumların bir kısmını, yedeklenmesi için Halep’e gönderdi. İşgal sonrası Amerikan MONSANTO, Irak’taki köylülere bir sonraki yıl kullanırsa cezasını ödemek koşuluyla tohum ithal etti.

Peki, Irakta’ki tohumlar neredeydi?

Norveç’teki Svalbard Tohum Deposu’nda…

Dilek BASTAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir