Evliya Çelebi İlahî Komedya’yı Okudu Mu?

Giriş

Ayasofya’nın iç bölümünde, güneydeki Vestibül Kapısı’nın üzerinde Bakire Meryem’in kucağındaki İsâ’ya ellerinde bir kiliseyle bir şehir maketi sunan iki hükümdar mozaiği vardır. 10. Yüzyılda yapıldığı varsayılan I. Konstantin ve Justinianos’un yer aldığı bu mozaik, yapının en canlı tasvirlerinden biridir (Resim 1). Fetih ve sonrasında da tüm ihtişamıyla bu büyük mabedi süsleyen mozaik, bugün olduğu gibi dün de şehirde yaşayanların, orada ibadet edenlerin dikkatini çekmiş olmalıdır. Nitekim Evliyâ Çelebi, rengarenk mozaiklerinden dolayı bukalemun renkli gökyüzünün aydınlattığı diye sunduğu yapının kubbelerinin her birinde yaldızlı, altınlı garip şekiller, acayip sihirli melek ve insan resimlerine dikkat çekerek, bunların hâlâ insafla bakanları hayrette bıraktığını söyler (I. 35a).

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nde İstanbul ile ilgili efsaneler insanı büyüleyecek zenginlikte arkeolojik, tarihsel, folklorik ve yazınsal veriler barındırmaktadır. İslâm ve kadim geleneklerin sözlü kültüründen derin izler taşıyan bu anlatılar yanında Evliyâ, yararlandığı yazılı kaynakları da kimi zaman adını anarak belirtmektedir. Ancak bu tür durumlar, Seyahatname’nin bütünlüğü göz önünde bulundurulduğunda pek nadirdir. Evliyâ’nın kadim dönemlere ait kaynakları arasında Tarih-i Yenvan/Tarih-i Yunâniyân önemli bir yere sahiptir. Özellikle İstanbul’a ilişkin anlatılar arasında Tarih-i Yenvan’dan yararlandığını söylediği bir öykü var ki, gerçekte o da 5.-6. yüzyıllarda uydurulmuş ve daha sonraki yıllarda siyasal erk mücadeleleriyle birlikte sürekli değişikliğe uğramıştır.

15. yüzyıla kadar sorgulanmadan gelen bu kurgu, kilisenin dünyevî iktidarını meşrulaştıran argümanlar arasında önemli bir yere sahiptir. Bu kurgu İstanbul şehrinin kurucusu ve kimi kaynaklarda yanlışlıkla Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun resmî dini yapan biçiminde sunulan I. Konstantin’e aittir. Çağdaş araştırmalar, onun Hıristiyanlığı konusunda ihtiyatlı yaklaşırken bilhassa menkıbe niteliğindeki tarihsel metinlerde mucizevî bir biçimde vaftiz oluşu, kiliseye dünyevî otorite bağışlaması argümanını kuvvetlendirecek birer unsurdur. Konstantin’in vaftizi dışında annesi Helena ve vaftizi gerçekleştiren Aziz Sylvester’a ait öyküler de bu sözde Konstantin Bağışı’nı destekleyecek nitelikte ikincil anlatılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle öncelikle Evliyâ’nın Tarih-i Yenvan’dan okuduğunu iddia ettiği Konstantin’in cüzzam oluşu ve annesi Helena’nın Kudüs’e gidişi öyküsünü nasıl ele aldığına bakmak gerekir.

İstanbul ve İstanbul’a ait her şeye büyük bir merak duyan Evliyâ Çelebi, şehrin dokuzuncu kurucusu olarak nitelendirdiği Konstantin’in “diyâr-ı müşrikîn”den çıkmış kötü üne sahip bir kral olduğunu yazmaktadır. Doğu, batı, kuzey ve güney bütün yedi iklim krallıkları hâkimiyeti altına alan Konstantin, “şehr-i Makdon kaldı deyü hasretü’l-mülûk olan İslâmbol’u” fethetmek istedi (I. 12a). Yedi aylık bir kuşatmadan sonra şehri alıp başkent yaptı ve ganimet mallarından harcayarak imar faaliyetlerine koyuldu. Frenk memleketlerinden tâ İran’a kadar İsâ’nın dinini yaymak ve güçlendirmek için binlerce kilise inşa etti. Başta Erzâyil olmak üzere pek çok kilise, hastane, misafirhâne, okul, sarnıç, Hipodrom, sütunlar ve tılsımlı yapılar ve tasvirlerle İstanbul’u süsledi. İmparator olduğunda Îsâ âyini üzere hayatta olan havarilerin meşveretleriyle Nûşırevân-ı Kisrâ gibi bir âdil kral olan Konstantin, önce bütün putları yıktı ve kiliseler yaptırdı. “Netîce-i kelâm Kostantîn’in ömrü bu İslâmbol kal‘ası amârıyla âhir olup murg-ı dili, bâz-ı ecelden kurtulmayup kafes-i tenden tayerân edüp bir hâkim-i âdil ve dîn-i Îsâ’da kâmil olduğundan ehl-i cennetdir, derler.” (I. 14b)

Evliyâ’ya göre Konstantin, önceleri Mecusî dinine mensuptur. Bu dini terk ederek Hıristiyanlığı benimsemesinin özünde meşhur cüzzam öyküsü yatmaktadır. Konstantin, cinsel arzularına çok düşkün olduğundan dolayı cüzzam hastalığına yakalanmış; kaşı, kirpiği, saçı ve sakalı dökülerek “Şam cini”ne dönmüştür. Hastalığına çare bulmak için çeşitli ülkelerden hekimleri sarayında toplayan Konstantin’i iyileştiren kimse olamamıştır. İmparatorun ölümle tehdidi üzerine Mecusi bir hekim, tek çarenin, kırk gün boyunca büyükçe bir havuzun henüz meme çağındaki  çocukların kanı ile doldurulması ve hükümdarın her gün bir saat bu havuzda yıkanması olduğunu ileri sürmüştür. Konstantin hemen üç bin çocuğun havuz başında katledilmesini emretmiştir. Ancak çocukların ana ve babalarıyla akrabalarının feryatlarına ve dualarına dayanamayan hükümdar, onları katletmektense ölmeyi tercih etmiştir. Çocukları ailelerine bağışlamış ve kendisine dua etmelerini istemiştir. Ardından Konstantin rüyasında İsa peygamberi görmüş, onun duaları ile cüzzam hastalığından kurtulmuş; “Lâ ilâhe İllallâh Îsâ Rûhullâh” diyerek Hıristiyan olmuştur (I/13a-13b).

Hikâyenin bundan sonrası daha ilginçtir. İsa peygamber, bahsi geçen rüyada Konstantin’den çocukları katlet diyen Mecusi hekimleri öldürmesini istemiştir. Hekimleri huzura getirip katlettirdiği sırada içlerinden fasih bir tabip, neden bu çareye başvurduklarının anlatmak istemiştir:

“Pâdişâhım, cemî‘i diyârın Bokrât ve Sokrât ve Restetâlîs ve Câlinûs ve Eflâtûn mertebesinde olan hukemâları kıralıma niçe yüz bin gûne edviyeler ile mu‘âlece etdük, aslâ ilâc pezîr olmadı. Âhir bildik kim sana derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden du‘â lâzımdır, âhir bunu tedbîr eyledik kim ma‘sûmların kanına giresin, ma‘sûmları cem‘ edüp cellâdlar katl edecek mahalde cümle ma‘sûmların vâlideynlerine pes ü perdeden haber etdük, anlar dahi hâzır olup vâveylâ vü vâveledâ deyü feryâd etdüklerinde kıralım merhamet edüp cümle ma‘sûmları âzâd etdüğinizde du‘âları müstecâb olup anlara rahm etdüğinden Hırıstos dahi sana merhamet edüp şifâ verdi deyü hekîm-i hâzik kelâm-ı cevâb verdikde Kostantîn ol hekîm-i sâhib-kelâmı afv edüp azâd etdi.” (I/13b).

Bir gün rüyasında yine İsâ’yı gören Konstantin, onun telkinleri üzerine annesi Helena’yı Kudüs’e göndererek orada bir kilise ve kumâme yaptırmak istemiştir. Üç bin gemi, asker ve mühimmat ile yola koyulan Helena, Kudüs’te Yafa Limanı’na çıkmıştır. Helena, kutsal topraklarda İsa peygambere ait birçok eşya bulmuş ve Nablus’ta büyük bir kilise inşa ettirmiştir. Evliyâ’ya göre, Hıristiyanlarca kutsal sayılan İsâ’nın çarmıha gerildiği gerçek haçı bulup ortaya çıkaran da Helena’dır. Söz konusu olay Seyahatnâme’de şu şekilde geçmektedir: “Bir gün Magaryos nâmında tâ Hazret-i Îsâ’den berü mu‘ammer olmuş bir pîr-i nâ-tuvân-ı mugân papas bulur. Meğer Yahûd tâ’ifeleri Hazret-i Îsâ’yı bu papas üzre salb etmişlerdi ve salb olunan ağaç haçı bu bıtrîk bilirdi. Âhir Magaryos papas Hellana avrete ol haç ağacın yerini gösterüp Hellana emriyle ol ağacın dibin kazup içinden bir kabr ile salîbler çıkar, ya‘nî haç misilli üç pâre ağaçlar çıkar. Hattâ nasârâ zu‘munca ol ağaçları bir bir ol kabr içindeki meyyit üzre bırakdılar, ol ân ol meyyit hayât-ı câvidân bulup turageldi.” Ölünün, üzerine bırakılan haçla dirilmesi karşısında bunun gerçek haç olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle Hıristiyanlar, İsâ’nın doğumundan 328 yıl sonra gerçek haçın bulunduğu 14 Eylül gününü bayram olarak kutlamaktadırlar. Bundan sonra “Hellana avret niçe bin hazîne harc edüp Mescid-i Aksâ’yı ta‘mîr ü tevsi‘ ve Sahratullâh’ı tezyîn ve Beytüllahm’i müceddeden binâ edüp niçe bin hayrâtlar dahi edüp Yahûdîleri kıra kıra İslâmbol’da oğlu Kostantîn’e gelüp altun sandûka içindeki haçları Îsâ’nın yâdigârıdır ve Allâh ismidir deyü hedâyâ verüp Kostantîn haçları yüzüne gözüne sürüp anası Hellana firavı ve Îsâ Nebî haçla’i ziyâdesiyle amâra başladı.” (I. 13b; ayrıca bk. IX.Y 223b-224a).

Tarihsel metinler incelendiğinde Evliyâ’nın yukarıda anlattığı olaylardan, azizlerin hayatını konu edinen menkıbe niteliğindeki eserlerde bahsedildiği görülür. Konstantin’in cüzzam oluşuyla ve vaftiz edilişiyle ilgili öyküye ilk olarak 5. yüzyıla ait Aziz Sylvester’ın hayatından bahseden bir eserde rastlanmaktadır. Ancak bu eserle Evliyâ’nın anlattıkları karşılaştırılırsa, kurgudaki en önemli eksiğin aslında her iki olayda da fail olan Sylvester olduğu anlaşılır. Konstantin’i vaftiz ederek sağlığına kavuşmasını sağlayan, imparator ve Helena’nın Hıristiyan olmasında etkili olan isim Sylvester’dir. Roma’da Kapitol Tepesi’ndeki ejderhayı etkisiz kılan da odur. Seyahatnâme’de Sarı Saltuk’un kerameti olarak anlatılan ejderha öyküsüyle büyük benzerlikler taşıyan bu metin de büyük ihtimalle aziz menkıbelerinden alınmadır (II. 266a-266b). Oysa Evliyâ’nın ondan bu olaylar doğrultusunda bahsetmemesi akla iki şeyi getirmektedir. Yararlandığı kaynakta Sylvester adının hiç anılmadığı varılacak ilk yargıdır. Ancak buna imkan yok gibi gözükmektedir. Zira Evliyâ’nın en ince ayrıntısına kadar bahsettiği bu kurgular, azizlerin hayatlarını anlatan metinler, Vita Silvestri adlı eserin türevidirler. Hıristiyanlara ait tarihsel metinlerde Konstantin’in kiliseye sözde dünyevî otoriteyi sunduğu kurgusunun aksine Evliyâ, onun merkeziyetçi ve otoriter yönünü ön plana çıkarır: “Ve azîm şevketli kıral oldu. Gerçi niçe kırallar gelmişdir, ammâ bu Kostantîn dahi cihângîr olmak iddi‘âsında bir muta‘azzım şân [ve] şöhret [ü] şevket sâhibi kıral-ı dâll olmağile arslan yatağından, şâhin durağından ma‘lûmdur deyü var kuvvetin bâzû-yı tüvânâsına getirüp inkırâzu’d-devrân bir âsâr-ı azîmim kalsın deyü selef pâdişâhlarının binâları üzre İslâmbol sûruna zamîme kârgîr şeddâdî binâlar ihdâs etdü…” (I. 14a). Bu açıklamalar dikkate alınırsa ikinci varsayım daha güçlü bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Buna göre Evliyâ’nın, Konstantin Bağışı’nın özgünlüğü üzerine Batı’da kopan fırtınadan ve kilisenin dünyevî otoritesine karşı çıkan erken aydınlanmanın mimarlarından haberdar olduğunu göstermektedir.

Yahya Kemal TAŞTAN

Makalenin devamını okumak için aşağıdaki linki tıklayınız.

Evliya Çelebi İlahî Komedya’yı Okudu Mu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir