Gülmezdi Babam!…

Nasıl bir insandı, nelere kızar, nelere gülerdi? Bir dakika “Güler mi” dedim. Gülmezdi babam. Veya biz görmedik onun güldüğünü. Hep asık suratlıydı. Fazla ciddiydi babam. Çocukluğuma dair anılarımda, ki çok şey de hatırlamıyorum o yıllara ait. Ama çok azında vardı babam. Hele bu fotoğraf karesindeki halini hiç hatırlamıyorum. Tek odalı kondumuzda, yatağının az üstünde neredeyse tavana yapışık gibi durur, bize hep uzak ve yukarıdan bakardı. Mobilya denecek bir dolap, bir kerevit ama bir de abimin kitaplığı vardı içi tertemiz ve özene bezene kitapla doldurulmuş. Hayatımızdaki en önemli şeyleri sakladığının bilincinde dimdik dururdu annemin mutfak olarak da kullandığı taht altında.

Gaz lambasıyla ders çalışırken çaktırmadan dolaptan aşırdığımız kitapları da okurduk, çoğu zaman sesli okur ve ailece dinlerdik. En çok o anları severdim veya en çok o anlarda sanırım “aile” olurduk.

Evimizin önünde marangoz atölyesi vardı. İmrenirdim oradaki el aletlerine. Çocuklara oyuncak, kız çocuklarına çeyizlik sandığı, yeni evleneceklere çanaklık vs. yaptıkları. Bir zamanlar kalfalarımız, çıraklarımız varmış ama işte o yıllarda annemle abilerimden küçük olanı yardım ederdi babama. Eskiden inşaatlara da giderlermiş kalfalarla. Çoğu zaman o anıları dinlerdik masal niyetine.

Zorlukla yürüyebiliyordu babam. Hemen sokağımızı geçince, caddenin başladığı at arabacılarının iş çıksa bile işi beğenmeyip gitmediği, meydanda pinekleyen atları gibi kahvede pinekleyip aznif oynadığı o kahvehaneye götürürdük babamı. Reisin kahvesi derlerdi de ben bilmezdim reisin kim olduğunu önceleri. Sabahtan bırakırdım babamı Reis’in kahvesine. Okuldan geldiğimde annem seslenirdi elinde yıkadığı çamaşırı asarken. “İsmaiiil git babanı al kahveden” kaç yıl böyle geçti bilmem. Babam bir gün kahveye de gidemedi. Gözleri de eskisi gibi değildi.

Ben de elektrikçide çalışıyorum o zamanlar. Bir hava, bir fiyaka ben de. Hatta tek odalı evimizin elektriğini de ben yapmışım bir hevesle. Abilerim çalışıyor ben çalışıyorum kızkardeşim çalışıyor. Her kes çalışıyor anlıyacağınız. Meğer çalışmak o yıllardan kalmış bize. Başka bir alışkanlığımız olmadı çalışmaktan başka. Hayat hep zordu bize.

Uzun yıllar hastanelere götürdük babamı. Göremedi bizleri yaşamının son yıllarına kadar. Kaçıncı ameliyat sonrası açıldı gözleri. Gözlükle az da olsa görecekti. Hiç unutmuyorum bizleri sesimizle ayırt edip gözlerini açtığındaki bakışlarını. Yanımızda her zaman olduğu İlhami ağabey vardı kuzenimiz.

Sonra abilerim askerde ilken beni de aldılar askere. Ne olacaktı ki aslan gibi kızkardeşlerim vardı!. Onlar çalışır bakarlardı çalışamayan babama, anneme küçük kardeşlerime. Öğrenmişlerdi çalışmayı nasıl olsa. Hiç olmadı evden kitap götürürlerdi kitapçı Ahmet’e satarlardı da eve ekmek getirirlerdi.

Askerde anlamsız bir yerde nöbetteydim o haber geldiğinde “Baban Hastalanmış” hemen anlamıştım babamın artık olmadığını çünkü zaten hastaydı babam. Hava buz gibiydi veya bana öyle geliyordu. Elimdeki G3’ü aldıklarını hatırlıyorum bir de otobüse bindirdiklerini. Aylardan belki de Nisan’dı.

İsmail KUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...