Kaşgar’dan Toroslara Uzanan Bir Sözcük: Yumuş

– Ne biçim çocuk bunlar anam; ne işe geliyorlar ne yumuşa. Biz anamızın ağzına bakardık; ne yumuş buyuracak diye…

Nenem yine söylenip duruyor. Allah’tan bu sefer suçlu ben değilim; kardeşim. Hiç oralı olmuyorum. Aslında, etrafına sürekli emirler verip başkalarına iş yaptırmaya çalışanlara ‘Bu da ağzında bir yumuşla geziyor.’ diyerek kızar; kendi işini kendi yapmaya çalışırdı, daha çok. Onun yumuş dediği, konu komşudan bir şeyler istemek ya da onlara bir haber göndermek gibi çoğunlukla çocuklara havale edilen ufak tefek işlerdi. Ama maalesef, hayırsız torunları bu küçük yumuşları bile yerine getirmekten kaçıyordu.

O zamanlar, nenemin Kaşgarlı Mahmut ya da Yusuf Has Hacip’ten tevarüs edilmiş bin yıllık sözcüklerle konuştuğunun farkında değildim tabi. Evet, yanlış duymadınız, nenemin kullandığı en az bin yaşındaki yumuş sözünün coğrafi kaynağı, bugün Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’dır. Çukurova ile Doğu Türkistan arasında nerdeyse dört bin kilometre var. Hadi gelin, sizinle sözcüğün Kaşgar’dan Toroslara uzanan bin yıllık yolculuğunu takip edelim.

Türkologlar, yazı tarihimiz kadar eski olan bu sözcüğün yum- fiil kökünden türetildiğini söyler. Kaşgarlı Mahmut Divanu Ligati’t-Türk’te sözcüğü ‘Hizmet, vazife, elçilik, iki ve ikiden artık kimseler arasında elçilik.’ biçiminde anlamlandırmış ve bundan türetilen yumuşçı sözünün de Arapça melek için kullanılabileceğini eklemiştir (III-12). Ne var ki kültürümüzün tarihi seyri, Kaşgarlı’yı haksız çıkarmış, dilimizde Arapça melek yerine Türkçe yumuşçı değil maalesef Farsça ferişte sözü kullanılmıştır, yüzlerce yıl. 16. yüzyılda, Farsça kökenli ferişte sözünün kullanım sıklığı azalmaya, Arapça melek’in kullanım sıklığı ise artmaya başlamıştır. Bugünse dilimizde ‘feriştahı gelse’ kalıp ifadesi dışında kullanımı yoktur, ferişte sözünün…

Yumuş sözü Kutadgu Bilig’de hem ‘vazife, görev’ hem de ‘haber, işaret’ anlamındadır. Yumuşçı ise ‘hizmetçi ve haberci’ demektir. Aşağıdaki beyitte Has Hacip, kara saça düşen akları, ölümün habercisi olarak tanımlar:

kara saç ürüñi ölümdin yumuş
kılur ol tirigke tiriglik küsüş ‘Kara saçın ağarması ölümün işaretidir; o yaşayana hayatın kıymetini arttırır.’(1105)

Benzer biçimde hastalık da ölümü hatırlatan sıkıntılı bir duruma işaret eder:

ölümdin yumuşçı ig ol aşnusı
kişi igledi mü ölüm koşnısı ‘Hastalık ölümün habercisidir; insan hastalandı mı ölüm yanı başındadır.’(4618)

Aşağıdaki ilk beyitte bir işin vaktinde ve süratle yapılması; ikinci beyitte ise büyüklerin sözünü tutmanın önemi vurgulanmıştır:

yumuşka erig bolsa yügrü turu
kulak köz yiti tutsa aşru körü ‘Her işi sür’atle ve vaktinde yapmalı; işini iyice dikkat ederek, gözü ve kulağı tetikte bulunmalıdır.’ (4040)

uluglar sözin tut yumuş kıl yügür
ulug sözi tutsa tilekke tegir ‘Büyüklerini sözünü dinle, hizmetlerine koş; büyüklerin sözünü tutan arzusuna erişir.’ (4179)

Sözcük, Yunus Emre ile birlikte Anadolu sahasına taşınmıştır. Yunus, bu dünyanın kalıcı olmadığını, dünyaya Tanrı’nın insana yüklediği işleri yapmak için geldiğini ve bütün bunları da kendini dünyaya gönderen zatın bizzat bildiğini söyler:

Beni bunda viribiyen bilür, ben ne işe geldüm
Karârum yok bu dünyâda; giderem, yumuşa geldüm

14. yüzyılda Âşık Paşa’nın yazdığı Garipname’de geçen örnekler, sözcüğün bugünkü anlamda kullanıldığını göstermektedir:

Her birisi bir şekil yumuştadır
İlle baksan kamusı bir iştedir

Ekmedin biter idi cümle yemiş
Varmadın olur idi cümle yumuş

İlk örneğini Divanu Lügati’t-Türk ve Kutadgu Bilig’de gördüğümüz yumuşçu sözü de kayıtlıdır, Garipname’de:

Hod bular her birisi yumuşçudur
İş buyuran kanı, bular işçidir

15. yüzyıla ait el yazması bir atasözü kitabında da geçer yumuş sözü. Atasözünde kullanılmış olması sözcüğün dilde kökleşmiş ve artık muhkem olduğuna işaret eder: oğlanı yumuşa sal, ardınca sen var. Bu atasözü bugün ‘Çocuğu işe koş; sen de ardına düş.’ ya da ‘Uşağı işe koş; sen de ardına düş.’ biçimindedir.

Daha 16. yüzyılda Arapça ve Farsça kelimelerden şikâyet eden ama maalesef çok da destek bulamayan Edirneli Nazmi de kullanmıştır, şiirlerinde yumuş sözünü:

Ol güzeller hânına âh oldugum çaglarda tuş
Vây nolaydı ben kulına buyuraydı bir yumuş (O güzeler hanına denk geldiğim zamanlarda keşke ben kuluna bir iş buyursaydı.)

Anadolu’da ilk olarak Yunus’ta gördüğümüz bir diğer sözcük de ‘hizmetkâr’ anlamındaki yumuş oğlanı’dır:

Fikir yumuş oğlanıdur endîşe kaygu kânıdır
Bu âh u vâh ‘ışk tonıdır taht’oturan han neyimiş.

Dede Korkut’ta Deli Dumrul’un canını almaya gelen Azrail, kendi iradesiyle bir iş yapmadığını ancak bir yumuş oğlanı (Tanrı buyruğunu yerine getiren bir emir kulu) olduğunu söyler:

Mere kavat menüm de elümde ne var, men dahı bir yumuş oğlanıyam.

16. yüzyıl şairi Gelibolulu Mustafa Ali de aşağıdaki beyitte gözlerini (göz bebeği) sevgilinin kapısından ayıramadığını, bunda da şaşılacak bir şey olmadığını, yumuş oğlanının asıl görevini yerine getirdiği anlatır:

Merdüm-i dḭde ḳapuñ bekleyüp eglense nʾola
Yumuş oġlanınuñ eglendügi yegdür cānā

Arapça ve Farsça eser yazılmasına karşı çıkan ve Osmanlı yazarlarının Türkçeye önem vermeleri gerektiğini vurgulayan Lamii Çelebi’nin 16. yüzyılda Farsçadan çevirdiği Hüsn ü Dil adlı eserinde de geçer yumuş oğlanı sözü:

Gülşeninde bir semenler cariye ab-ı revan
Hizmetinde bir yumuş oğlanıdır bad-ı saba. (Gül bahçesinde yaseminler ve akarsular; sabah rüzgârı da hizmetinde bir emir eridir.’

Lamii Çelebi, divanında da kullanmıştır bu sözü:

Bir yumuş oğlanıdır bad-ı saba durmaz yeler
Bir mülayim-tab’ hizmekardır her cuybar ‘Sabah rüzgârı bir emir eri gibi sağa sola koşturur; ırmaklar da yumuşak huylu bir hizmetçidir.’

16. yüzyılda yazılan Şamilü’l-Lüga adlı sözlükte Farsça pervane sözü yumuş oğlanı ve kılavuz biçiminde anlamlandırılmış. 16. yüzyıldan sonra sözcüğün kullanımını tanıklayan örnek bulunamaması, büyük olasılıkla Arapça ve Farsçanın artan etkisi ile açıklanabilir. Tarihi metinlerde kalmış olan yumuş oğlanı ile bugün kullandığımız emir eri (ya da emir kulu) sözü arasında anlam bakımından güçlü bir ilişki olduğu görülmektedir. Ne var ki çok sayıda tarihi sözlük, divan ve tarihi metin taramış olmama rağmen bu ilişkiyi tanıklayacak örnek bulamadım.

Derleme Sözlüğü’nde ‘iş hizmet, vazife, buyrulan iş, söz’ anlamları verilen yumuş sözünün kullanıldığı iller şöyle sıralanmıştır: Afyon, Isparta, Burdur, Eskişehir, Aydın, Kastamonu, Çorum, Sinop, Tokat, Giresun, Malatya, Urfa, Gaziantep, Maraş, Hatay, Sivas, Yozgat, Ankara, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kayseri, Konya, Adana, Mersin, Antalya, Muğla. Sözcüğün daha geniş bir coğrafyada kullanıldığını, vaktiyle kısıtlı imkânlarla hazırlanmış olan Derleme Sözlüğü’nde kaydedilmemiş olsa da Anadolu’nun başka bölgelerinde de bilindiğini söylemeye gerek yok.

Sivaslı halk ozanı Talip Coşkun’un aşağıdaki dörtlüğünde geçen örnek, sözcüğün Toroslardaki kullanımıyla birebir örtüşmektedir:

Fukarayı kim kayırır
Her gelen yumuş buyurur
Fakirhaneden ayırır
Del’ettirir bu yoksulluk

Bin yıllık sözcükleri koruyup kollayarak bugüne kadar getiren ve bize teslim eden atalarımıza rahmetle…

Mustafa SARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir