Kırım Sürgünü 1944

“Çocukları havaya kaldırın. Havasızlıktan öleceksek önce ihtiyarlar ölsün.”

İşte böyle haykırıyordu sürgün vagonlarında dedelerimiz. Kırım Türklerinin geleceği olan çocuklara (yani bizlere) böyle nefes hakkı verdiler… Unutma… Unutturma…!

Stalin’in emriyle alınan Sovyet Hükûmeti kararıyla 18 Mayıs 1944 Perşembe günü Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Kırım Yarımadası’nda korkunç bir insanlık dramı yaşandı. Uzaklardan gelen işgalciler, Kırım’ın medeni sahiplerini topraklarından bir gecede topyekün sürgün ederek geride kalan bütün izlerini sildiler. Sürgüne maruz kalan bu insanların üçte ikisi yollarda hayatını kaybetti.

Kırım’daki önceden saptanmış bütün Tatar evlerine sayıları on binleri bulan NKVD’ye bağlı birlikler baskın yaptılar. Bunlar kısa bir süre önce Kuzey Kafkasya’da Balkarların, Karaçayların, Çeçenlerin, İnguşların ve Kumukların sürgün edilme operasyonlarını yürütmüş tecrübeli birliklerdi.

Hayvan taşımada kullanılan Tren vagonlarında bitlenen insanlar kısa sürede çeşitli hastalıklara yakalanmış, vagonların kapıları içeride ölenlerin veya hasta olanların atılması için bir-kaç günde bir açılıyordu. Kapılar açıldığında susuzluktan yanan çocuklar su içmek için indiğinde orada bırakılarak trenler yoluna devam ediyordu. Trenlerde salgın hastalıga yakalananlar çoğu zaman gitmekte olan trenlerin camlarından atılıyor, insanlar ölülerini bile gömemiyordu.

Bu yolculuk üç hafta sürdü, sürgünlerin yarısı yollarda hayatını kaybetti. Bu eziyetli yolculuğa bünyesi dayanamayan yaşlı ve çocuklar hazan yaprağı gibi dökülmüş, Kırım Türkleri nüfusunun % 46,2’sini bu sürgün yollarında kaybetmişti.

1944 Temmuz sonlarına doğru Sürgün Operasyonu tamamlanmış, sürgünü yöneten büyükbaşlar madalya ve nişanlarını alırlarken Kırım’ın kuzey-doğunda yer alan Arabat şeridindeki bir küçük Tatar balıkçı köyünün unutulduğu anlaşıldı. Derhal Geniçesk’ten kalkan bir tekne köy kıyılarına yollandı ve köy halkı tekneye bindirilerek Azak denizi açıklarına doğru çekildi. Su vanaları açılarak tekne batırıldı, yüzmeye kalkışanlar makineli tüfeklerce taranarak temizlik tamamlandı. Ve bu sürgünde 238.000 Kırım Türkü hayatını kaybetti.

1945 yılında, yine sessiz sedasız, özerk cumhuriyet lağvedilerek Kırım Rusya SSCB içinde basit bir vilayete (oblast) çevrildi. Kırım Tatarca yer adları değiştirildi. Mezarlıklar ortadan kaldırıldı, kültür yâdigarları yakılarak perişan edildi.

Rusya içlerinden ve kısmen Ukrayna’dan yeni insanlar getirilerek Tatarlardan boşalan konutlara yerleştirildi. bu demografik hareketlerle yarımada hızla Slavlaştı.

&&&&&&&&&&

Ah Ey, yeşil ada, ey ana yurdu,
Parçalarken seni şimalnın qurdu,
Nerde? Yoqmı bugün bir Altın Ordu,
İmdatqa qoşsun, isterim qana!

Benzeterim seni saçılan “ah” a,
Quturan dalgalı Bahri Siyaha.
Öksüzsün, esirsin de şimale!
İnlersin, fakat dinlegen qana!

Altın destanlı künlerin vardı,
Güneşin bir melek kibi doğardı!
Lakin zulumlarle saçın ağardı,
Menqıbeni yazıp, söyleyen qana!

Ey Vatan, ey, Ana! Uluğsın, uluğ!
Er köşen qaraman, şeitle dolu
Bilirim, sendedir cennetin yolu,
Gidip de oğruna can veren qana

Zarema MEMETOVA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...