Radyo Günleri…

60 kuşağının dünyaya açılan iki önemli penceresinden biridir radyo… Diğeri, ansiklopediler… Benim için Hayat ansiklopedisi… O zamanlar, yeşil bez kapaklı ansiklopedi ciltlerini dergi gibi okurdum canım sıkıldıkça… Hayat ansiklopedisi, başka yazının konusu…

Bizim evin radyosu, Philips marka siyah, büyük bir kutuya benzerdi. Aynı zamanda benim uyku mekânım olan oturma odamızın en değerli eşyasıydı benim için… Radyonun saltanatı, siyah-beyaz televizyon eve gelince bitecekti ama buna daha çok zaman vardı…

Elektrikli radyomuz, annemin çeyizi ceviz ağacından yapılma komodinlerden birinin üzerine yerleştirilmişti. Her akşam,  açılır kapanır sandalyemi radyonun yamacına yanaştırırdım… Sağ üst köşede yanan, akide şekerine benzer yeşil ışığı izlerdim karanlıkta… Sesleri dinlerken, o sihirli kutunun içinde küçücük insanların yaşadığını düşünürdüm önceleri…  Bu düşünce, bana da  komik gelirdi aslında… Siyah kutunun parmak insanların evi olma olasılığının hayal olduğunu düşündüğümü  de hatırlıyorum…Çocukluk hali…

O yıllarda, fm frekansı yoktu ortada. Uzun dalga Ankara radyosu, orta dalga İstanbul radyosu  bir de arabesk müzikler çalan Polis radyosunun, belli saatlerdeki  deneme yayınlarını biliyorum. Ne kadar çok cızırdardı Polis radyosu… Radyonun iki yanında, ses ve frekans düğmeleri vardı, severdim o düğmelerle oynamayı ancak, frekansları sabitlemek çok zor gelirdi bana…

İlkokul yıllarında, sabah altı sularında, sabah haberleri (Eskiler, haber saatine “Ajans” derlerdi) “Demirbank hayırlı günler diler” anonsunun ardından “Ocak başı” programıyla başlardı gün…“Bizim eller, ne güzel eller…” Radyonun açılış sinyal müziğiydi… İncecik bir bağlama sesiydi, unutmadım…

Ocak başı, köy odası mizanseniyle çiftçiye destek olan eğitici bir programdı. Tarım ve hayvancılığa dair ne çok bilgi verirdi…

Sonra. saat on sularında  “Arkası Yarın” başlardı… Türk ve dünya klasik eserlerinin uyarlamalarını merakla dinlerdim. Ben en çok Ankara Radyosu yapımlarını severdim… Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularının da yeri ayrıydı kulaklarımda… Kerim Afşar (Mario Simmel’in şahane romanı Güneşten de sıcak…”Yaşamak,sevmek, ölmek, hepsi de sıcak ve yakıcı. Ama hangisi güneşten de sıcak?” repliği onun sesinden yer etmiştir bende… Hâlâ duyarım içimde. Oysa, Kerim Afşar gideli ne kadar uzun zaman oldu.), Yıldırım Önal (O  hafiften pürüzlü, davudi sesiyle : “Ben o kente gittiğimizi göremiciim, ölücimm” derdi. Neden öyle seslendirirdi, bilemedim.), Ejder Akışık, Semih Sergen, Olcay Poyraz, Yalın Tolga, Yıllar sonra tanışarak birlikte bir oyun izlediğim günün anısını özenle sakladığım muhteşem Cumhuriyet aydını, Atatürk kızı Macide Tanır (Bütün gün ağaçlarda/Margarita Duras ve Kabus Şatosu/Cronin romanlarından uyarlamalar) Erol Kardeseci (Yıllar sonra, Ankara’da, Sermin Hürmeriç ile birlikte oynadıkları Lorca’nın müzikli enfes oyunu “Eskicinin Tazesi”nde izleyecektim onu hayran kalarak…) İstanbul Radyosu yapımı Arkası Yarın’larda da şehir tiyatrosu oyuncuları seslenirdi bize: Rıza Tüzün (Sabir efendinin gelini’nde Tijen Par’la birlikte oynamıştı), Pekcan Koşar, Suna Pekuysal, Agah Hün, Nedret Güvenç (Mehmet Rauf romanı Eylül’ü nasıl unuturum?), Cüneyt Türel

Saat on bir  dolaylarında “Okul Radyosu” başlardı… Ne çok severdim büyük sınıfların derslerini dinlemeyi… Hikmet Şimşek’li müzik dersinden notaları ve gam’ı öğrenmiştim… Ve bir çok okul şarkısını da…

Akşam üzeri, “Çocuk Bahçesi” olurdu. Çocukların radyo tiyatrosu… Rüştü Asyalı, Köksal Engür, Güneri Ünal, Yasemin Helvacıoğlu, Ayten Uncuoğlu… Hepsi de ilerleyen yıllarda devlet tiyatrosu oyuncuları olarak yaşamımızda kaldılar ve ne güzeldir ki, hepsi de hala aktif olarak sahnedeler ya da seslendirme yapmaktalar…

Saat beş civarı meydan faslını dinlerdim, babamı beklerken… Kış akşamları, yanan kuzine ve pişen tarhana çorbasının kokusu ile aklımdadır meydan faslı…

Akşamın güzelliği, pazartesi ve Perşembe akşamları yayınlanan “Radyo Tiyatrosu”ydu. 1970’li yılların başındaki sinyal müziğini, aşağıda paylaştım. O yılların ruhuna uygun, biraz cızırtılı ama radyo severseniz benim gibi, hemen hatırlayacaksınız…

Ankara ve İstanbul radyosu yapımları ayrımı bu programda da vardı… Cihan Ünal-Tomris Oğuzalp Korol’lu, Çingenenin aşkı, Kerim Afşar ve yine Tomris Oğuzalp’in oynadığı ”Yağmurla gelen adam” (Filmi de çok güzeldir)… Aklıma hemen geliveren oyunlar…

Ve “Pop 74, Pop 75, Pop 76” Türkçe sözlü melodilerin istek programı…Hazırlayan ve sunanlar:  Yavuz Aydar ve İzzet Öz ikilisi… İzzet Öz, ilerleyen yıllarda başarılarını televizyon yapımcısı olarak sürdürecekti. Ama o yıllarda bunu da bilmiyorduk henüz… Nilüfer’den “Göreceksin kendini, ağlıyorum yine”Sezen Aksu’dan “Seni gidi vurdum duymaz, Kaybolan yıllar”İlhan İrem’den ”Boşver arkadaş” Mehmet Taneri’den “Seni sevmek”, Ertan Anapa’dan “Benim bütün dualarım seninle”…Ve daha bir sürü…

Pazar konserleri canlı yayınlanırdı…Türk sanat ve Türk Halk müziği sanatçıları  Müzehher Güyer, Nevzat Güyer, Mülkiye-Turhan Toper, Sevim Deran, Gönül Akkor, Nurettin Dadaloğlu, Muzaffer Akgün, Nezahat Bayram, Seha Okuş, Nurten İnnap, Recep Kaymak, Seyit Al, Ahmet Sezgin

Ve klasik batı müziği programları… Smetana, Rodrigo/Aranguez, Bach/Pasion, Dvorjak/Yeni Dünya, Mendelsson/Opus 64 ve elbette Bethooven, Mozart,  Çaykovski, Lizst ve diğerleri…

Reklam programlarını nasıl unuturum? Her biri ayrı güzellikteydi. “Zeki Müren’le başbaşa-Çinturato Pirelli/” Gözünüz yolda, kulağınız bende olsun sevgili şoför kardeşlerim. Radyolarınızın başına hoş geldiniz efendim…” derdi o güzelim Türkçesi ve muhteşem sesiyle… Orhan Boran ile Yuki… Orhan Boran’lı yarışma programı: Doğru mu yanlış mı?… Alpay, “Alpay’la Randevu’da” şiirler okurdu. (Özellikle  öğretmeni Cahit Külebi’nin güzel şiiri “Hikaye” ve ardından söylediği “Fabrika kızı” şarkısıyla aklımda kalmıştır.), Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Müşfik Kenter, Çolpan İlhan, Genco Erkal,Pekcan Koşar ve Bacı kalfa Tevfik Gelenbe’li “Uğurlugiller… (Tevfik Gelenbe ile üniversiteyi yeni bitirdiğim yıl,  kendi tiyatro sahnesinde kesişecekti yolumuz ve beni onurlandırarak Tiyatrosu’nda oyuncu olarak yetiştirmeyi önerecekti… Bu beraberliğin gerçekleşmediğini anlamışsınızdır… Bu anı da başka bir yazıya kalsın…)

Erol Keskin, Suna Keskin, Hakan Tanfer ve Gamze Gözalan’lı “Kaptan amca anlatıyor”… Dünya üzerindeki binbir çeşit hayvan ve ülkeyi anlatırdı… Şu anda aklıma gelenler bunlar…

Biliyorum, yine çok uzattım yazıyı ve anılara dalmayı… Ama radyo günleri, gerçekten de çok güzel, çok öğreticiydi… Bizim kuşak için hazine sandığı gibiydi… Benim  yaşıma yakın arkadaşlarıma hatırlatmak, genç sayfa arkadaşlarıma da  özet yaparak o günleri ve radyonun gerçek işlevini anlatmak istedim…

Öznur Eren KANARYA

7 Yorum

  1. AvatarArif Bilgin Cevapla

    Harika bir yazı.. Büyük ihtimal sizinle çağdaşız. Yazdığınız her program, her sanatçı, her şarkı, her reklam spotu sanki yeniden dinliyor gibi gözlerimin (pardon kulağımın önünden) geçti. Üstelik birçoğunu akşam evde neredeyse ailecek dinlerdik. Ajans (haber) saatlerinde sesimizi çıkartmaya korkardık, zira anında büyüklerimizden birinin “Susun bakiim!” azarını yerdik.
    Annemin anneannesi kur’an okunurken, namazını da muhakkak vaktinde kılacağı için birimize seslenirdi:
    – Arif şu reddoyu sustur da namazdan sonra okusun…
    Zannederdi ki radyoyu kapatınca Kur’an okuyan da duracak, açında kaldığı yerden devam edecek…
    Teşekkür ederim, bu yazı için…

  2. AvatarÖznur Eren Kanarya Cevapla

    Sayın Arif Bilgin, 60 kuşağı çocukları için radyo öğretmen gibiydi. Ben de o kuşağa mensubum. Güzel anı – duygu eşliğiniz ve içten yorumunuz için teşekkürlerimle, saygılarımla…

    Öznur Eren Kanarya

  3. AvatarSuna Çiftci Cevapla

    O günleri hiç unutmadım, dün gibi aklımda. Çok güzel bir yazıydı okuduğum. Yüreğinize kaleminize sağlık.

    1. AvatarÖznur Eren Kanarya Cevapla

      Sevgili Suna Çifti, güzel duygu eşliğinizin benim için ne kadar değerli olduğunu bilmenizi isterim.
      Çok teşekkür ederim… Dostlukla…

  4. Avatarİsmail Bingöl Cevapla

    Otuz üç yılını TRT’de Radyo Prodüktörü ve idareci olarak geçirmiş (Sonrasında birileri bizi ya anlamadiklarindan ya da bilmediklerinden başka kurumlara gönderseler de) biri olarak aynı zamanlarda yaşadığımız o güzellikleri anlattığınız yazınızdan dolayı tebrik ve teşekkür ederim. Bize göre radyo yayıncılığı bir hayat tarzıdır. Ve bugün bu işler, genelde radyoya bu şekilde bakamayanların elindedir ne yazık ki. Yani Radyo yayıncılığı sıradanlaştırılmış dersek, sanırım çok fazla ileri gitmemiş oluruz. Yüzlerce programa, yazıya, şiire imza atmış birine radyoculuğun kattığı o kadar çok şey var ki!

    1. AvatarÖznur Eren Kanarya Cevapla

      Değerli İsmail Bingöl, bu gününün temellerinde radyo yayınlarının da önemli katkısı olan bir 60 kuşağı üyesi olarak, hem emekleriniz, hem de içten yorumunuz için teşekkürlerimle, saygılarımla….

      Öznur Eren Kanarya

  5. AvatarÖznur Eren Kanarya Cevapla

    Sayın İsmail Bingöl, bu gününün de radyo yayınlarının önemli katkısı olan bir 60 kuşağı üyesi olarak hem değerli yorumunuz, hem de emekleriniz için çok teşekkür ederim. İçten saygılarımla, dostlukla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir