Türk Dünyasının Birleşme Zamanı

Bugün dünyanın siyasi düzleminde müşahede edilen debelenmeler ve çalkantılar git gide artmaktadır.

Yıllardır Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarının kurtarılması için Azerbaycan Türklerinin verdiği mücadele ve uğraşların hem siyaset hem de savaş meydanlarında sürdürülmesi, Türkiye Türklerinin ise PKK terör örgütüne, aynı zamanda FETÖ terör örgütüne karşı verdiği mücadelelerin dinamikliği ve Orta Doğuda alev alev yükselmekte olan ölüm-kalım didişmeleri de XXI. yüzyılın “volkanik” olayları konumundadır.

Tüm bu “volkanik” ve “fırtınalı” olayların dışında bir de Türk Dünyası gerçeği bulunmaktadır ve bu gerçeğin hala bir çatı altında bulunup faaliyete geçmemesi Türkçü olan her kesi derinden üzmektedir. Vaktiyle Azerbaycan’daki Elçibey dönemi Türklük-Türkçülük ilkelerini siyasi kapasitelere taşıdı. Peki, sonra ne oldu? Bir süre önce Özbekistan’ın koca lideri İslam Kerimov dünyasını değişti. Yılardır Türkistan’ın “anahtarını” elinde bulunduran bu kişi aynı zamanda Türk Dünyasının dışında durmakla yaşamı boyunca hayret edilecek siyasi tavırlar sergiledi ve Türklük düşüncesinin ülkesinde kök atmasına ciddi bir çabayla mani olup Rusya yanlısı duruşuyla Özbek ulusunun başına egemen oldu. Bu açıdan Türk Cumhuriyetlerinin buluşma noktalarında (Ankara, İstanbul, Bakü vs.) Özbekistan’ın siyasi duruşunu göremedik ve buna sebebiyet veren kişi artık bu dünyada bulunmamaktadır. Bundan sonraki aşamada Özbek ulusunun başına yeni bir diktatör çıkmayıncaya kadar Türk Dünyasının bütün düşünürlerinin ve siyaset alanında pekişerek berkimişlerinin (gerçi bunların sayısı çok azdır) devreye girmeleri şarttır ki şarttır!

Dünya değişiyor. Türk Dünyası bu değişen dünyanın neresinde yer almaktadır? Türk Dünyası siyasi bir istikrarın peşindeyken neden bugüne kadar bir konfederasyon halinde birleşemedi? Bu soruları yanıtlamak için elbette biz Amerika, Rusya ve hatta Çin faktörünü gösterebiliriz. Bu faktörler her zaman olmuş ve yer küre var oldukça da olacaktır. Ancak Türk Dünyasının her alanda bir yumruk olma çabalarının zayıflaması faktörünün dikkat çekmemesi için siyasi kararlılığın olması gerekmektedir. Bu kararlılığın başlangıç noktası ise Azerbaycan topraklarının düşman (Ermenistan) işgalinden azat edilmesi mekanizmasının bizzat Azerbaycan-Türkiye siyasi iradesiyle uygulanması meselesidir. Bu mesele ne zaman gerçekleşecektir? Türk Dünyasının bir çatı altında veya ileride büyük bir konfederasyon olarak dünyada süper güçten de büyük bir güce dönüşmesi için ilkin misyon böyle olmalıdır: Azerbaycan topraklarının (Dağlık Karabağ ve diğer iller) kısa süre içerisinde işgalden kurtarılması!

Bugün Türkiye Rusya yakınlaşması bazında tabii ki, Azerbaycan’ın işgal altında olan toprakları yeniden siyasi gündemde yer alabilir. Bu meselede de yalnız aydın kesimlerin üzerine veya omuzlarına görev düşmüyor, aynı zamanda bütün Türk dünyasının bodunu (milleti) kollarını sıvamak zorundadır. Bu gün Azerbaycan-Türkiye devletlerinin birlikte yapacağı veya atacağı her bir adım, Türk Dünyasının birleşmesinin başlangıcı olacaktır. Tüm gücümüzü bunun için toparlamalı, tüm hedeflerimizi bunun için belirlemeliyiz.

Vaktiyle Azerbaycan’a tankları (20 Ocak 1990) gönderen resmi Moskova, milli değerlere güvenip hayatlarını hiçe sayan insanların fedakârlıklarıyla karşı karşıya kaldı. O tarihte Resmi Moskova Azerbaycan Türklerinin mücadele azmi önünde ciddi bir kırgınlık yaşadı. Yıllar sonra bu senaryoyu Amerika daha önce denediği gibi ancak bir az farklı yöntemlerle Türkiye’de uygulamaya girişti ve bu sefer de sinsi girişimde bulunan Amerika’nın Türkiye Türklerinin fedakârlığıyla (15 Temmuz 2016) yüz yüze kaldığını dünya seyretti. Nasıl bir kader benzerliği, nasıl bir ortak fedakarlık örneği! Böyle bir ortak kaderi yaşayan Azerbaycan ve Türkiye Türkleri, Türk Dünyasını birleştirmek için şimdiki aşamada bulunan Türk toplumlarıdır denilebilir.

Milli değerleri savunup yaşatmak misyonu Türk Dünyası toplumlarının misyonudur. Bu misyonun önüne geçemeyen Hristiyan-Batı güçleri bir Türk faktörünü tabii ki kabullenemez durumdadır. Çalışkan olan, çalışkan olduğu kadar da milli değerlere sahip çıkan bir Anglosakson toplumundan bahsetmek mümkün müdür? Çalışkanlık, özveri, milli ve manevi değer ve ilkelere sahiplenmek aşkı Türk’e veya Türk toplumlarına hastır! Bunun iyice farkındadır Batılı dişliler. İşte, Türk Dünyasının hem siyasi hem de iktisadi varoluşu söz konusu dişlileri korkutmaktadır. Bu korku onları kine, hasede ve saldırganlığa sevk etmektedir.

Denilebilir ki, şimdiki ortamda Türk Dünyasının birleşmesi mümkünsüzdür. Ancak Türk Dünyasının birleşmesinin de tam zamanıdır.

Türk Dünyasının hala amelde ve amaçta birleşemediği için üzüntü içerisindeyiz. Karabağ’ımızın hala işgal altında olmasından dolayı üzüntü içerisindeyiz. Türklük bilincinin hala bütün Türk coğrafyasında hakim olmadığından dolayı üzüntü içerisindeyiz. Türk topraklarında hala Türk askerlerinin kanının akmasından dolayı üzüntü içerisindeyiz. Vaktiyle Vatanda, memlekette iyi görevlerde bulunmuş, mal-mülk elde etmiş ama özüne, köküne, vatandaşına, Vatanına arka çevirenlerin ve alay edenlerin hala ortalıkta dolaşıp keyfine bakmasından dolayı da üzüntü içerisindeyiz. Ancak umutluyuz. Birliğe, Türkün zafer kazanacağına inanırız.

XXI. yüzyılın ilk çeyreği Türk Dünyasına kazandırdığı sarsıntılar ve şanslarla belleklere yansıdı. Hristiyan dünyasının Türkefobiyle yüklenip Türk Dünyasının üzerine geldiği bu yüzyılın ikinci çeyreğine girmiş bulunmaktayız. Ve yine de sarsıntılar, oyunlar ve şanslar önümüzde karışık bir tablo gibi durmaktadır. Orta Doğu projesi gibi bir projenin Türk Dünyasının birleşme sürecinde etkili olup, siyasi kargaşaya yol açması ve Hristiyan-yunan işbirliği sayesinde Akdeniz havzasında çıkartılmak istenen karşıtlık veya Türklük olgusuna karşı tertiplenen saldırganlık stratejisi, dünyanın siyasi manzarasında düzensizliğin habercisi niteliğinde kaosa doğru yönü belirlemekte, yeni bir doktrinin hazırlanıp devreye sokulmasını da kaçınılmaz etmektedir! Bu doktrin Türk Dünyasının Kurtarılması ve Birleştirilmesi doktrini olabilir ve olacaktır! Sözde değil, amelde! Bağırtıda değil, uygulamada!..

Türk Dünyasını Birleştirme Doktrini bu dünyanın aydınları tarafından hazırlanabilir tabii. Böyle bir projenin temeli vardır aslında. Vaktiyle büyük Türkçüler (İsmail Bey Gaspıralı, Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Nihal Atsız, Mehmet Emin Resulzade, Atatürk ve diğer fikir ve inkılap mücahitleri) Türk Dünyasını kucaklayan fikir ve amelleriyle büyük Türk coğrafyasında şanlı bir gelenek yarattılar. Bu geleneğin üzerine nesiller yetişti, yetiştirildi. Bu gelenek üzerinde kaç beyinler olgunlaştı ve olgunlaştırıldı! Bu gelenek sonrası kaç beyinsiz beyine sahip oldu, zulümden ve zombiden değil, insandan ve adaletten yana olmayı öğrendi.

Söz konusu doktrini gerçekleştirmek için ise bu gün önde ve gündemde bulunan ve hiç bilinmeyen bütün aydınların Türk dünyasına sürekli seyahatler etmeleri hava ve su gibi kaçınılmazdır. Azerbaycan’dan başlayıp Türkiye’ye, Türkiye’den Türkistan’a (Doğusuna ve Batısına), oradan Altaylara ve Balkanlara kadar büyük seyahatlerin düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Aydın kişilerin bu tür seyahatleri XXI. yüzyılın ikinci çeyreğinde Türk Dünyasının birleştirilmesi konusunda birleştirici bir stratejinin oluşmasına neden olacaktır! Bu noktada Türkiye’deki ortam daha uygundur. Türkiye’de bulunan Türk Ocakları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve diğer önemli kurumlar, aydın kişilerin özgür bir ortamda özgürce fikir paylaşımında etki sağlamakta ve söz konusu stratejinin gerçekleşmesi yönünde de etkin rol oynamaktadır. Türkiye’deki bu ortama önem veren aydın kişilerin daha ciddi teklif ve görüşlerle teşrif buyurması sonucunda hedef ve amaçların netlik kazanacağı da söylenebilir.

Siyasi alanın mensupları sadece iktidar-muhalefet tartışmaları kapsamında boy göstermeyip aydın kişilerin Türk Dünyası için atmak istedikleri adımları da önemseyip desteklemekle belirlenen hedef ve amaçlara yardımcı olabilmeleri de mümkündür ve beklenilendir. Türk Dünyasının şu an masa üzerinde kalan problemleri de (ortak Türk alfabesinin olmaması, kültür alış verişindeki iletişimsizlik, siyasi kararların alınmasında Türk toplumlarının birlikte hareket etmeleri için gereken ortak planın bulunmaması vs.) bizzat düzenlenecek aydın seyahatleri sayesinde çözülebilir.

Bugün Türk dünyasının özellikle ortak Türk alfabesinin ve ortak Türkçesinin oluşturulması meselesi en kaçınılmaz meselelerden biri gibi karşıda durmaktadır. Türkistan’da bulunan bir kardeşimiz hala Kiril alfabesiyle yazıp okumakta ise veya Türkiye ve Azerbaycan’daki Türklerle dil açısından gereken iletişim sağlanmadıysa öncelikle yukarıda bahsedilen seyahatler düzenlenmelidir. Bu tür seyahatler lokal yaşamın ve düşüncenin Türk Dünyası çerçevesinde genellik kazanmasına neden olacak ve işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk gibi durumları da aradan kaldıracaktır.

Dr. Öğr. Üyesi Ruşen ALİZADE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...