Türkiye’de Feminizm

Yirminci yüzyılın başında kadınlara oy hakkı tanınması için mücadele eden kadın hareketleri 1960’lı yılların başından itibaren ABD’de daha sonra tüm Batı ülkelerinde güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Kadın hareketinin ortaya çıkmasında özellikle 1960’lı yıllardaki gençlik ve öğrenci hareketleri etkili oldu. Akım kendini “feminist” olarak tanımladı, eşitlik arayışının ötesinde, erkek dünyasında tamamlayıcı bir unsur olmaya karşı çıktı.

Feminizm özellikle kadınların kendi kimliklerini algılama konusunda özel ve kamu hayatını da içeren kültür değişimlerini başlattı. Ayrımcı bir tavır sergileyen ve küçük gruplarla örgütlenen feminizm akımı, kadın tarihinde yepyeni tartışmaları başlattı. Feminizm akımı ilk olarak Batı Avrupa’da ortaya çıkmasına rağmen daha sonra Türkiye’de de etkisini göstermeye başlamıştır. Fakat bu akım ilk yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda kamuoyunun gündemine gelmemiştir.

Tanzimatla birlikte Batılaşmaya yönelen Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların yararına birçok yasa çıkarılmıştır. Kız çocuklarına miras hakkı, gelinlik vergisinin kaldırılışı, cariyelik ve köleliğin yasaklanması, kız okullarının açılması, öğretmen okullarına kız öğrenciler alınması vb. birçok haklar getirilmiştir. Fakat bu yenilikçi girişimler sınırlı bir kesime yönelik olduğu için kadınların örgütlenme ve küçük gruplaşmalar oluşmasına izin vermedi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda kadının çalışma yaşamında yer alması kadınları kent yaşamına soktu. 1915 yılından itibaren Ziya Gökalp; evlenme, boşanma, miras hukuku konularında kadınlara eşit haklar isteminde bulundu. 1917’de hazırlanan Aile Nizamnamesi taslağında tek eşli evlilik hükmü getirildi. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkiye’de kadın hakları açısından yeni bir döneme girildi.

17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Hukukundan aktarılan Türk Medeni Kanunu kabul edilerek kadına boşanma hakkı verildi.

5 Aralık 1934’te Milletvekili Seçimi Kanununda yapılan değişiklikle kadınlara oy hakkı tanındı.

1960’lı yıllarda Batı’da yaygınlaşan feminist hareket Türkiye’de fazla etkisini göstermemesine rağmen Birleşmiş Milletlerin 1975’i Kadın yılı ilan etmesinden sonra feminizm, Türkiye’de sınırlı oranlarda tartışılmaya başlandı.

1980’li yıllara geldiğimizde ise Türkiye’de muhalif  hareketlerin aldığı askeri darbe, feminist hareketlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Türkiye’de tam olarak ilk feminist kadın hareketi sol kesim kadınları tarafından başlatılmıştır. Kadın hareketleri konuşulmayan, konuşma, cinsiyetçi egemen kültürü sorgulamakta, toplumun organik yapısındaki dönüşümü önermekteydi. Bu dönemde sol kesiminde içinde bulunduğu tüm siyasi gruplar feminist hareketleri aykırı/sapkın bir hareket olarak algılanmaktaydı. Ne kadar çok eleştirmelere maruz kalsa da tartışılması bile bu hareket için bir başlangıçtı.

Mevcut siyasi ideolojiler içinde kendine yer bulamayan kadın örgütleri 1980’den sonraki dönemde bağımsız örgütlenme sürecini hızlandırmıştır.

1990’larda kadın hareketlerinin feminizm ya da kadın kurtuluşu olarak ortaya koyduğu “kadın meseleleri” her kesimde tartışılır konuma geldi. Siyasal parti programlarında “kadın sorunlarına” yer verilmeye başlandı. Feminizm ve kadın hareketi 1990 yıllarında daha çok incelenmeye başlandı. Feminizm ve kadın hareketi içinde bir ayrımcılığa gidilmiş feminizm, kadının ezilmişliğini kabul eden her türlü görüşü kapsadığını ancak kadın hareketinin bu ezilmişliğe siyasal çözüm üretebilen bu önerilere sahip tepkiler olması gerektiğini savunmuştur. 1990’lar Muhafazakâr kadınlar içinde de kendisini Müslüman feminist olarak tanımlayanların ortaya çıktığı bir dönem olmuştur. Bu dönemin en önemli özelliklerin birisi de kadınlar için kamusal olan mücadelesi verilirken, erkekleri de özel alana çekmiş olmasıdır.

Türkiye’de ortaya çıkan radikal, Marksist, sosyalist, liberal ve İslamcı kadınlar olarak sınıflandırılan kadın hareketlerinin her biri kendi içinde siyasal çevresi açısından önem arz etmektedir.

TÜRKİYE’DE BULUNAN FEMİNİST SÖYLEMLER

1- Radikal Feminizm

Kadınların sömürülmesi ve baskı altında tutulmasının asıl nedenini, kadınlarla erkekler arasındaki biyolojik farklılıkla gören bir kuramdır. Radikal feministler, kadının baskı altında olmasının ve kadın-erkek arasındaki çelişkinin temelde aile kurumundan türediğini savunmaktadır.

Radikal feminizm eylem düzeyinde çok fazla etkin olmasa da Türkiye açısından önemli bir yere sahiptir. Çünkü aralarındaki farka bakılmaksızın tüm feminizmler başlangıçta radikal olarak algılanmıştır. Radikal feministler için erkekle eşit konumunda yer almak taleplerin en azıdır. Nihai hedef cins rollerin ortadan kalkması, cins rollerin dönüşümünün ve kadınların gerçek kurtuluşunun sağlanmasıdır.

2000’li yıllara girerken radikal feministlerin eylem ve söylemleri önemini kaybetmeye başlamıştır. Herhangi bir kadın sorunu ortaya çıktığında buna ilişkin protesto ve eylemlerini doğrudan kendileri yapmak yerine diğer kadın örgütlerini desteklemişlerdir. Bu da Türkiye’de radikal feministler dağılarak farklı gruplar içerisinde dahil olduklarının göstergesi olmuştur.

2- Marksist Feminizm

Marksistlere göre, cinsiyet farklılığından çok kadınların ezilmesinin asıl nedeninin sınıf farklılığı olduğu, sınıf ayrımının olduğu toplumlarda ise fırsat eşitliğinin olmayacağını düşünmektedirler. Marksistlere göre kadının ezilmesinin nedeni kapitalizmdir. Bu sistemden kurtulup sosyalist sisteme geçtiklerinde hiç kimseye ekonomik olarak bağlı olmayacaklarından erkeklerden bağımsız olacaklardır.

Türkiye’de Marksist feminizm kadınların içinde bulunduğu özellikle işçi kadınların iki kat sömürüldüğü, kadın eğitimsiz ve çalışıyorsa niteliksiz işlere mahkum edildiğini, eşit ise eşit ücret alamadıklarını ve eve mahkum edildiklerini düşünen, ev işlerinden ve çocuk bakımından kurtulması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Türkiye’de Marksist kadın hareketi daha çok bir siyasal parti ya da örgütün parçası olarak ortaya çıkmıştır.

3- Sosyalist Feminizm

Sosyalist feminizm, ataerkil sistemi cinsel politikanın adı olarak tanımlayan feminizm koludur. Ataerkillik, kadının konumunun anlaşılması için kapitalist sistemle birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Sosyalist feministlere göre aile, üretimin ve dağıtımın yapıldığı yer, yani mücadelenin merkezidir.

Sosyalist feminizm Türkiye’de 1980’den sonra ortaya çıkmıştır. 1980 öncesinde Türkiye’de feminizm olmadığını o zamana kadar feminizmin sosyalist hareketi böldüğünün fakat erkeklerin ne feodal ne de maddi koşullarını değiştirmek istemediklerini bu nedenle sosyalist hareket içinde kadınların görevinin erkeklerin politika yapısını kolaylaştırmak olduğunu savunmuştur.

1990’ların önemli oluşumları Belediyeler ve Vakıflar tarafından oluşturulan kadın dayanışma merkezleri olmuştur. Şiddete maruz kalan kadınların başını sokabilecekleri kadın sığınaklarının açılmasında en çok sosyalist feministler etkili olmuştur.

Türkiye’de feminist hareketin yürütülen eylem ve etkinlikle bilinç yükseltme gruplarında, yayın, kampanya, vakıf gibi örgütlenme biçimlerindeki ortak özelliği tüm bunları eşit katılıma dayalı yapılarla sürdürmeye çalışmaları ve hiyerarşik bir yapılanmaya karşı çıkmalarıdır.

4- Liberal Feminizm

Liberal feminizm, kadının özel olan sınırlı kalmasına karşı çıkarak, birey olarak kendini geliştirecek potansiyele sahip olması gerektiğini savunur. Toplumun var olan yapısını ciddi bir biçimde sorgulamaksızın kadınlara daha ileri haklar ve olanaklar sağlanması gerektiğini savunur. Liberal feministlerin temel ilgi alanı, kadınların erkeklerle eşit ekonomik ve siyasi haklara sahip olması noktasında birleşmiştir.

Türkiye’de ise 1980 öncesinde Atatürkçü kadınlar kendilerini Kemalizm’in savunucusu olarak görmüşlerdir. Ancak 1980 sonrasında kadın konusun da ağırlık vermeye başlamış, kadınların yerel düzeyde karşılaştıkları ekonomik ve sosyal sorunlar, yasalarda kadınların aleyhine olan maddeler ve kadınların ülke yönetiminde yer alması yönündeki alanlarda da ilgilenmeye başlamışlardır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği 5 Aralık gününü kadın günü olarak kutlayan Atatürkçü kadınlar 1986 yılından sonra 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlamalarına katılmaya başlamışlardır.

1991 yılında en üst mülki idare amirliği olan valiliğe ilk defa bir kadın atanmıştır. 1992 yılında ise açılan kaymakamlık sınavında başarılı olan üç kadın, kaymakam adayı olarak göreve başlamışlardır.

Kadının statüsünü yükseltmek ve sorunlarına çözümler üretmek amacıyla üniversite ve yerel yönetimlerde de kadınlara yönelik birimlerin kurulmasının yaygınlaşması bu alanda önem kazanmıştır.  Açılan çeşitli merkezlerde ve üniversitelerde kurulan birimler, egemen siyasal yapı içerisinde sisteme yönelik hiçbir eleştirici gelişmemelerden ötürü, liberal feminizm en iyi örnekleridir.

5- İslamcı/Müslüman Feminizm

İslamcı feminizm, İslam kültürü içinde gelişen bir olguya; Müslüman kadınların birey olma çabalarına işaret etmektedir. Fakat İslamcı kesim, kadın hareketlerini tamamen Batı kaynaklı görmüştür.

Batı dünyasında, Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte kadının cinsel özelliklerinden ötürü suçlanmış ve toplum dışı bırakılmış olmasından yola çıkarak, orada kadın hareketlerini başlanması için haklı nedenler olduğunu öne sürmüşlerdir. Bütün ilahi dinlerin aynı kefeye konmasını feminist hareketlerin yanılgısı olarak görmüşlerdir.

Türkiye’deki feminist hareketin 1980 sonrası hızlı ivme kazanmasının nedeni olarak, İslami kökten dinciliğin tabana yayılmasına karşı bir karşı olma hareketi şeklinde görülmesi İslamcı feministleri dışarıda tutmuş olabilir. Fakat 1980’lerde Türkiye’de gelişen feminist hareketler içinde bulunan kişilerde İslam konusunda pek bilgi sahibi değillerdi. Bu yüzden dine dayalı eleştirilerin tartışılması söz konusu olmamıştır. İslamcı kesimlerin kadın konusundaki konuları; Batı dünyasında kadın ve cinsellik anlayışları, kadının kapitalist sistem içerisinde metalaşması ve kadın cinselliğinin sömürüsü, İslam’da kadın, İslam’da kadının seçme ve seçilme hakları, kadının aile yaşamında ve toplumsal yaşamda görevleri, örtünmenin biçim ve koşulları olmuştur. Bu çalışmada İslamcı kadınlar için en büyük karşıtlığı Batılı kadının oluşturduğu görülmüştür. Batılı bir özne olarak kadınların özgürlükten anladıklarının; cinsel özgürlük, aileyi ret, erkeksiz bir toplum olarak algılamalarıdır.

Genel olarak baktığımızda ise, 80’lerde ve 90’larda fark edilmese de feminizm tek bir hareketi temsil eden bir kavram olmamıştır. Birçok akımda da feminist anlayışı açıklamak varlığını kabul etme imtiyazını vermiştir. Feminizmin gelişim sürecinde Türkçe ’ye doğru olarak çevrilmediği ve bunun için farklı anlamlar yüklendiğini görmek mümkündür. 1990’lar sonrası farklı feminizm hareketlerinin ortaya çıkması ortak noktası “kadınların ezildiği ve kurtuluşları için stratejiler geliştirilmesi gerektiği görüşü olmuştur. Farklı feminist gruplar içerisindeki kadınlar herhangi bir eylem ya da kampanyayı desteklemek için birlik oluştursalar da hedefe ulaştıktan sonra bu birlik bozulmuştur. Doğal olarak feminist bir örgütlenme merkezi oluşmamıştır.

Dolayısıyla feminizmin tek bir doğrusu olmamıştır. Hiyerarşik bir yer kapmak gibi sorunda feminist hareketin içinde yer almamıştır.

Yasemin AYDIN

1 Yorum

  1. AvatarMustafa EVERDİ Cevapla

    Memduh Şevket Esendal’ın bir hikayesinde feminist nedir diye sorulur. Bir erkek merak eder. Kime sorsa doyurucu cevap alamaz. O kadar çok kişiye sorar ki, artık adı Feminist Tahsin kalır. Nereden nereye? Artık sorunca feminizm ne, feminist kim, cevap geliyor çok şükür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...