Cennete Yolculuk

Mosel, Ren Nehri’nin en uzun ikinci koludur. Lüksemburg üzerinden Almanya‘ya ulaşan bu ırmak Fransa‘da doğar. Almanya’da yaklaşık 365 km. boyunca akar. Özelikle bu bölüm, Koblenz‘de Ren nehrine dökülünceye dek dik yamaçlarındaki üzüm bağları ve ırmak kıvrımları ile ünlüdür. Irmak boyunca kaleler, şatolar ve şirin kasabalar yer alır.

Yeryüzünün bu harikulade bölgesinde geçirdiğimiz bir hafta içinde, birkaç kez düşündüm. Acaba ilerde burada yaşamak güzel olur mu? diyerek. Üzüm bağlarının dillere destan olduğu köylere yaptığımız ziyaretler sırasında çok sayıda evin penceresinde “satılık” tabelaları görünce şaşırdık. Ve hatta bir emlakçının ilan tahtasında  ev fiyatlarını okuduğumda “vay canına” demedim değil! En azından ilk tepkim oydu…

Ama bu duruma o kadar çok şaşırmamamız gerekiyormuş. Son günümüzde, eğitimli bir doğa rehberi Emma ile bir bağ yürüyüşüne çıkmanın zevkini yaşadık. Ve sadece Mosel‘de bağcılık ve üzüm yetiştiricileri hakkında yalnızca pek çok şey değil, aynı zamanda Mosel’deki yaşam hakkında da ilginç şeyler öğrendik. Sanırım Trier şehrinde okumuş olmam ve orada onunla aynı soyadı taşıyan biriyle arkadaşlık etmem bir hayli etkili oldu.

Mosel Nehri Haritası

Kısaca buradaki hayat Mosel ve ırmak taşması ile içiçe geçmiş. Ziyaret ettiğimiz ve ırmak kıyısında bulunan köylerin ‘arkaya’ doğru genişleyecek arazileri olmadığından birçok yerde sel baskınlarını gösteren işaretler gördük.

Emma bize Mosel’deki son, şiddetli geçen bir sel felaketinden bahsetti: “Su neredeyse birinci katların üstüne çıkmıştı!”

Bodrum ve zemin katlar için nasıl hazırlık yaptıklarını sorduğumda, “Irmağın akışını izliyorsunuz ve Trier’deki su seviyesi yeterince yüksek ise, ilk önlem olarak bodrumları boşaltarak işe başlıyorsunuz. Araçlar, traktörler vb. köydeki yüksek alanlara getiriliyor. Geri kalanlar üst katta taşınır ya da tehlike altında olmayan eş ve dostun evlerine götürülür. Ve her seferinde bu böyle devam eder. Yiyecekleri stoklar ve sonra üst katlara çekilirsiniz. Varsa tabii. Burada hiç kimse evini terk etmez, sadece sebat eder. Ancak son taşkında çocuklar ilk kattaki pencerelerden tahliye edildiler. “

Kendisi de o zaman isteksiz bir vaziyette evini terk etmek zorunda kalmış. Üstelik hamileymiş ve bebek olaydan birkaç gün sonra doğmuş.

Bize üzülerek, olay sonrası kimsenin onların durumuyla ilgilenmediğini söyledi. Evlere giren suyun boşaltılması ekseriyetle bir hafta sürermiş. Balçık derhal sert bir beton tabakasına dönüştüğünden suyun yavaş yavaş pompalanması gerekiyormuş. Aynı korkuyu her yıl yaşıyorlar ama taşkınların neden olduğu zararı hiçbir sigorta şirketi karşılamıyormuş…

Rıhtımda taşkına karşı örülen duvarlar ile korunan birçok ev gördük.

İyimser bir tahminle, eğer ev uzun süre şu altında kalmazsa, hasarın sınırlı kaldığı söyleniyor.

Nehir taşkınların nelere yol açabileceğini tam olarak anlayabiliyorum. Kaygılarını da… Yaklaşık 25 yıl önce, yaşadığım şehir de ciddi bir taşkından etkilenmiş, sahil boyundaki tüm evler sular altında kalmıştı. Mosel ise, kesinlikle bu ölçüde savunmasız değil, yüzyıllardır bu tecrübe ile sınanıyor.

Ancak, Mosel bölgesinde yaşamı zorlaştıran tek şey bu değil. Sonra altyapı ve iş yeri meselesi var. Çünkü giderek daha fazla insan şehirlere göç etmeye başlamış. Mosel’de yaşamın kolay olmadığı nokta tam olarak bu. Emma, yaklaşık sekiz yüz kişinin yaşadığı şu küçük köyde bile en az 30 evin satılık olduğunu söylüyor! Anlaşılan kimse Mosel’e taşınmak istemiyor. Çünkü burada iş bulmak çok zor. Sanayi yok; hayat tarım ve turizme dayalı sürüyor. Küçük kasabalarda sadece bir fırıncı olduğunu fark ettik.

Cochem ve Traben-Trarbach‘da işler farklı biraz. İlaveten kasap bulunuyor! Örneğin süpermarket ararken ayaklarımıza kara sular indi! Doğru dürüst alışveriş yapmak için – Aldi, Lidl ve Kik gibi market ve mağaza zincirlerini bulabileceğiniz – Zell’e kadar en az 20-25 km. gitmek zorunda kaldık. Klinik ve birçok küçük işletme de burada bulunmaktadır. Ancak sadece sınırlı iş ve iş yeri imkânı mevcut. Burada tek bir anaokulu var, diğer çocuklar çevredeki kasaba okullarına gitmek zorundalar. Kilisenin bile sorunları varmış. Tek bir rahip yirmiden fazla köye hizmet veriyormuş!

Dünyaca ünlü üzüm bağları

Belki Mosel halkının bağcılık (ve şarap üretimi) sayesinde geçindiği düşünülebilir. Evet, uğraşanlar var. Emma’nın kocası Franz onlardan biri. Ancak bu uğraşı bir başka sorunu gündeme getiriyor. Emma üzgün bir çehreyle anlatıyor ve biz mecburen dinliyoruz. Üzüm bağlarındaki boş alanlara işaret ediyor ve köylülerin ancak %10’nun üzüm yetiştirmeye devam etmek istediğini belirtiyor. Açıklamasına göre Mosel Vadisi’nde sadece birkaç büyük şirket ilerde ayakta kalabilir. Küreselleşen dünyada Güney Afrika ve Yeni Zellanda  köylüleri artık yeni rakipleri…

Tur Rehberimiz Emma Hanım ve Eşi

Neredeyse tüm Mosel kasabalarında her iki evin birinde “kiralık oda” yazan levhalar görmeniz mümkün. Aklıma hemen şu soru geliyor; gerçekten çok fazla turist var mı? Burada kaldığımız süre izin mevsimine denk geliyor; ancak sonbahar, yani bağ bozumu günleri benim için yazdan daha uygun bir zaman. Asma ağaçlarından üzüm salkımları döküldüğünde, yapraklar sararmaya başladığında ve küçük kasabalara turist akımı kesildiğinde burayı özlüyorum. Ayrıca çektiğim resimlerde dekoratif aksesuarları, yani insan görüntüleri sevmiyorum. Bu aylarda bu imkansız ne yazık ki!

Kamp Yeri

Mosel vadisi boyunca birçok kamp alanı dikkatimi çekti. Bu yerlerin yaz ortasında tıklım tıklım dolu olması bir hayli ilginç. Ama müşteri bekleyen kiralık oda veya daire sahipleri için olumsuz bir gelişme.

Mosel Vadisi, iklim koşulları bakımından da çok uygun bir bölge. Hava tahminlerine göre, son bir hafta içinde şemsiye olmadan evi asla terk etmemeliydik; Almanya’nın geniş kesiminde hava gerçekten yağışlı ve  rüzgarlı geçti. Mosel’de ise hava günlük güneşlik idi.

Geceleri havanın nasıl olduğu umurumuzda değildi, istediği kadar yağmur yağabilirdi ki bazen bardaktan boşanırcasına yağdı. Ancak günün ilk ışıkları ile yağmur kesildi. Aslında şemsiyeyi sadece bir kez kullandık, güneş altında gezmek ve yanmaktan oldukça memnun kaldık.

Evet, ama ‘Mosel’de yaşam’ hakkındaki ilk fikirlerime geri dönmek için iklim tek başına yeterli mi? Yolculuk ederken iletişim konusunda sorun yaşadık, zira Mosel vadisinde sürekli telefon ve internet bağlantısı kesiliyordu. Ne e-postalarımızı okuyabiliyor ne de whatsapp üzerinden mesaj yazabiliyorduk. Kaldığımız dairede internet her zaman düzgün çekmiyordu. Emma’ya bu sorundan bahsettiğimizde sadece güldü ve her telefon şebekesinin Mosel için uygun olmadığını söyledi. Bölge, dünya ile bağını koparmak isteyen ya da kafa dinlemeye ihtiyaç duyan kimseler için gerçekten mükemmel bir mekân olabilir.. Peki, ya bizim için?

Evet, emlak fiyatları oldukça uygun? Bir emlakçı şirin St. Aldegund kasabasında 100 metrekarelik bir ev tavsiye etti. Fiyat büyük şehirdeki ev fiyatının yaklaşık 1/4 kadar! Bizi hayrete düşüren tek emlak yalnızca bu değildi. Acaba rakamlarda bir hata mı yaptılar? diye sordum. Emma yine güldü ve bizi ayakta gördüğümüz bir rüyadan tekrar uyandırdı. Meğer evler koruma altında bulunuyormuş ve tadilat için hem izin hem de yüklü masraf gerekiyormuş. En önemlisi tekrar satmak istersek müşteri bulmak güçmüş! Özetle; yerli halk evlerini ve bağlarını satıp şehre göç ettiklerinde belki hiç kimse Mosel’deki bu güzel köylere gelip yerleşmeyecek…

Doğrusu Emma’nın hikâyeleri aklımı karıştırdı. Mosel’deki yaşam, bir haftalık tatil kadar kolay değildi. Ama cennetin yeryüzündeki iz düşümü Mosel’de yolculuk etmek, serin rüzgarlarıyla gönülleri harmanlamak, bir köyünde gecelemek, sabah uyanınca vadinin tertemiz havasını solumak inanın hayatta yaşayabileceğiniz en yoğun duygulardan biridir. Mosel’i en kısa zamanda yeniden kucaklamayı çok istiyoruz. Elbette yine gezgin olarak…

Not: Yazı dizimiz “Mosel Efsanesi” ile devam edecek.

Alaattin DİKER

1 Yorum

  1. AvatarMustafa Everdi Cevapla

    Moseldeki evlerin fiyatını yazsaydınız, belki bir ev alır emekliliği orada yaşardım. Yabancılara köylerden ev alma yasağı da var mı Almanya’da?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...