Doğu Akdeniz’i Geziyoruz-I

Gün doğarken biz de şehirle birlikte uyandık. Bahar tadında bir kış günüydü. Güneyin tatlı kışı işte. Denizin eşsiz iyot kokusu sokakları dolaşıyor, insanlara huzur veriyordu. Yüzümüzü yalayan bu büyülü serinliği içimize çektik. Bu bizi biraz daha kendimize getirdi. Sokak arasına park ettiğimiz aracımıza binip, günün bize sunacağı güzelliklerin heyecanı ile yola koyulduk. Çok değil iki cadde sonra anayola çıktık.

Akdeniz’in muazzam maviliği bize eşlik etmeye başladı. Yolun sol tarafı yükseklere çıkıldıkça ara ara inşa edilmiş yaylalık evlerin de görüldüğü yemyeşil dağ. Sağ tarafı ise uzaktan maketi andıran irili ufaklı yük gemilerini görebildiğimiz sonsuz deniz. Yaklaşık on kilometre boyunca manzaranın tadını çıkardık.

Temiz hava açlığımızı daha çok hissettirdi. Yolumuz uzun sayılmazdı fakat görmeyi planladığımız yerler öyle çoktu ki, kahvaltıyla zaman kaybetmek istemedik. Yol üzerinde gördüğümüz ilk ‘‘Tandır’’ da karnımızı doyuracaktık.

Mayalanmış hamurdan hazırlanan ekmeklerin odun ateşinde pişirildiği tandırlar Hatay’ın geleneksel tatlarının en önemlilerinden biri. Hatay’ın maharetli kadınlarının elinde kısa sürede pişen ekmekler buzdolabında günlerce tazeliğini koruyabiliyor. Böylece haftalarca tüketmek mümkün olabiliyor. Tandır ekmeğinin bu derece lezzetli olmasının en önemli sebebi; toprak tandırının Amik ovasının bereketli killi toprağıyla, yörenin kamış tohumlarının harmanlanıp harç edilmiş olmasından kaynaklanıyor olmalı.

On beş kilometre sonra yolu oldukça yokuş olan Belen’e girdik. Esnafların dükkanlarını yeni yeni açtığı çarşısından geçerken sol tarafta Kanuni Sultan Süleyman Cami tabelası dikkatimi çekti. Kanuni Sultan Süleyman buradan geçerken, buraya cami, han hamam ve kervansaray yapılmasını emretmiş. Muhteşem Süleyman’ın emri kısa sürede gerçekleştirildikten hemen sonra, buraya Kayseri’nin Develi ilçesinden 65 Yörük ailesi getirtilmiş. Böylece ilk mecburi iskan gerçekleştirilmiş.

İskanla birlikte, zamanın otel işlevini gören Kervansaray inşa edilmiş. Kervansarayın karşısına cami, hamam ve yaklaşık elli tane dükkan yapılmış. Aslında Belen stratejik yönüyle Kanuni’den daha önce, Çaldıran Savaşı’na giden babası Sultan Selim Han’ın dikkatini çekmiş, fakat projelerini uygulamaya Yavuz’un ömrü vefa etmemiş. Kanuni Sultan Süleyman Cami geleneksel ihtişamı ile hala ayakta, han ve hamam da öyle. Fakat tavanı çökmüş olan kervansarayın sadece avlusu kullanılmakta.

Adına derbend denilen bu şirin yer zamanla Türkmen şivesi ile Belen adını almış. Hac yolunun geçtiği Belen aynı zamanda Evliya Çelebi’nin tasvirlerine de mazhar olmuş bir köy. Denizden yaklaşık 640 metre yükseklikteyiz. Belen’den çıkar çıkmaz Amanos Dağlarına geçit veren tek yer olan Belen Geçiti’nden geçiyoruz.

Manzaranın tadını çıkarmak için yolun hemen sağında kısa bir mola veriyor doğma büyüme bu toprakların can kızı olan benim canım ‘‘hayte’’m. Doğduğu toprakları gururla anlatıyor bize. Parça parça çiçekli basma bir yorganı andırıyor bereketli Amik ovası. Anadolu’nun ve dahi Avrupa’nın Ortadoğu’ya bağlanan noktasına ayak basmak benim için muazzam bir his. Güneş gözümüzü rahatsız edecek derecede öğle vaktini işaret ediyordu. Sadece 10 dakika süren kısa bir molaydı. Fakat ben antik çağlardan bu yana ordaydım sanki.

Tarih boyunca kimler ayak basmamış ki bu topraklara? Seyyahlar, ulaklar, kervanlar, Hristiyan ve Müslüman hacılar, Sultanlar, Paşalar, hatta Büyük İskender.

Hatay/Belen

Akdeniz’in en doğusundayız. Ha desen Suriye, sonra Mezopotamya, sonra Hicaz. Bir tarafımız körfez, diğer tarafımız ova. Belki de bu yüzden bu toprakların kaderi olmuş yıllar yılı bitmeyen kavga.

Devam edecek…

Ülkü OLCAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir