“Meryem Kokan Şehir”

Doğrusunu söylemek gerekirse; Kempen ile yolumuz tesadüfen kesişti. İyi de oldu bir bakıma bu tesadüf. Düğün için gittiğimiz Düsseldorf‘da düğün gecesi de kaldık. Ertesi gün ev sahibemizin tavsiyesi üzerine bu tarihi kente yöneldik. Kent dediğime bakmayın Kempen, 35 bin nüfuslu bir ilçe. Ancak ilçe tabiri Almanca’da yok. Bu yüzden ilçeler ‘küçük şehir’ olarak tanımlanıyor.

Tarih, şehir merkezinde her adım attığınız yerde karşınıza çıkıyor. Kısaca; Kempen elinizle dokunabileceğiniz, yüreğinizle hissedebileceğiniz bir küçük şehir. Tarihi yaşayan ve yaşatan bir mekân. Gördüğüm kadarıyla insanlar da burada tarihleriyle yaşamayı seviyorlar. Kapsamlı bir restorasyon sayesinde ‘Altstadt’ dedikleri eski şehir merkezi tekrar yaratılmış. Sokakları gezerken Yağ Pazarı(Buttermarkt)’nı, kale surlarını, Peter Kilisesini, Fransiskan Manastırı (şimdiki Kramer Müzesi ve Kutsal Sanat Müzesi)’nı hemen göreceksiniz. Şehir Kapısı(Kuhtor), Tönisberg’deki yel değirmeni ve Hubert’deki Berfes kulesi ile büyük resim tamamlanıyor.

Kempen‘e adım atar atmaz eşime söylediğim ilk söz “Burası Meryem kokuyor!” oldu. Yüzündeki şaşkınlık ifadesini görmeliydiniz! Kimbilir, neler geçti aklından? Son bir yılda sayısız kasaba veya küçük şehir görünce ilk izlenimim hep doğru çıkıyor. Ama bu kez durum çok farklı. Şehir flamasındaki mavi zemin üzerine yerleştirilmiş hilal ve ay hemen dikkatimi çekiyor. Bu, Hz. Meryem‘in sembolü aynı zamanda! Hıristiyanlık’ta ilk ihya hareketini başlatan âlimin de bu şehirde doğduğunu öğrenmekte gecikmiyoruz. Meydana hükmeden anıt Thomas Hemerken‘e ait çünkü. Ancak O, dinler tarihinde doğduğu şehir ile anılıyor: Kempenli Thomas(1380-1471). Meydana, caddeye, liseye onun ismi verilmiş. Doğduğu ev heykelin hemen arkasında duruyor.

Gotik-Barok tarzda yapılmış manastır ve kilise ise dini eserlerin sergilendigi Sanat Müzesi olarak faaliyet gösteriyor ve özellikle Ortaçağ Flaman Sanatı‘na odaklanılmış. Sebebini ileride okuyacaksınız. Kilise ayrıca konser salonu olarak da hizmet veriyor. Son yıllarda Avrupa’da bu yönde bir eğilim gözlemliyorum ki Batı toplumlarında dindarlığın zayıflaması ile ilgili olabilir. Ya da yıkılmakta olan kiliselerin restorasyonunu ekseriyetle ticari şirketler üstlenmekte ve kültürel alan olarak kullanmak istemekteler. Yine 16. yüzyılda inşâ edilmiş ahşap evler, taş basamaklı parmaklıklar ve muhteşem kapılar keşfedilmeyi bekleyen tarihi yapılar. Zira turizm bu yörede henüz gelişmiş değil.

Gelelim ziyaretin bizi doğrudan ilgilendiren yanına…

Devotio Moderna (Yeni Dindarlık), Ortaçağ Avrupa’sında en iyi bilinen ve en etkili dini yenilenme hareketidir. Modern zamanlarda her iki Hıristiyan kilisesi üzerinde etkisi olmuştur. Laiklik ve Kilise arasında “üçüncü bir yol” arayan bağımsız bir dindarlık hareketi olarak, sadece mevcut toplumsal koşulların eleştirisini dile getirmekle kalmamış, aynı zamanda hümanizm akımına benzeyen yeni bir ruhun ve dini dönüşümün de öncüsü olmuştur. 14. yüzyılın sonlarına doğru doğan bu ihya hareketi ne yazık ki uzun ömürlü olamadı. Etkisi birkaç bölge ile sınırlı kaldı.

Devotio Moderna terimi, ilk kez 1420’de Henricus Pomerius tarafından kullanılır. Ancak fikriyat olarak Kempenli Thomas’ın eserlerinde derinliğine işlenir. Bu dini cereyan ilkin Hollanda’da, sonra Almanya’da(Rheinland ve Elsass) yayılır. Rönesans’a duyulan yakınlık onları Roma kilisesine bağlı kalmaktan alıkoymaz. Ancak bu hareket, 16. yüzyıl başında doğan yeni kilisenin, yani Reformasyon hareketinin çekiciliğini daha anlaşılabilir kılmaktadır.

“Üçüncü Yol”un yaşam tarzı, Yarenlik kurumu ile gerçekleşti. Yeni dindarlık, “Ortak Yaşamın Kardeşleri”(fratres communis vitae) cemiyetlerinde daha somut bir hale geldi ve hızla vakıflara dönüştü. Aynı şekilde “Ortak Yaşamın Kızkardeşleri” cemiyetleri de kurulmuştur.

Yarenler hem çalıştılar hem de dini yaşamlarını sürdürdüler ama ömür boyu Kilise’ye sadık kalma yemini etmediler, ancak manastır hayatının üç temel ilkesine bağlı kaldılar: itaat, iffet ve kanaat. Ve paylaşılan ortak bir yaşam tarzı geliştirdiler. Gündelik hayata sabah zikriyle başlıyorlar ve çoğu dindardan farklı olarak sürekli İncil okuyorlardı. Buna ek olarak, genellikle soru-cevap şeklinde süren özel bir vaaz icat ettiler.

Devotio Moderna hareketinde, dinî yaşamın yeni esaslarından ziyâde yeni bir içsel tutum söz konusudur. Bu, Tanrı ile İnsan arasında aracısız yeni bir yol önerdiği ve yeni bir ibadet şekli getirdiği için dindarlık açısından devrimci bir düzenleme sayılabilir. Kilise’nin ürettiği tarikatlar ile ruhban sınıfını reddederek Aydınlanma’nın ilk işaretini vermiştir. Aynı zamanda bilimsel düşüncenin gelişmesine ön ayak olmuştur.

Aslında Ortaçağ içerisinde Kilise’nin yenilenme gereği çokça ifade edilmişti. En önemli gerekçelerden biri, Hıristiyan tarikatlar ile manastır hayatının iyice dejenere olmasıdır. Bu çağda yaşayan Erasmus, sözde din adamlarının toplum üzerinde tahakküm kurmasına alaycı gözle bakar. Acaba 15 asır boyunca hiçbir din eleştirisinin görülmediği Avrupa’da neden birden bire dine karşı tepkiler doğmuştur?

Bu soru Aydınlanma ve Reformasyon sürecinde çok önem taşır. Çünkü Papalık kurumu, 15. ve 16. yüzyılda Borgia ve Medici ailelerinin eline geçerek dini otorite vasfını yitirmiş ve laik bir işletme haline gelmiştir. Ve tüm bu olaylar, Hıristiyanların ölümden ve cehennem azabından çok korktukları bir devirde cereyan ediyordu. Zaman yeni bir din anlayışı için hazırdı. Böylece Devotio Moderna hareketinin tohumları bereketli bir toprağa düştü ve Kempenli Thomas‘ın yazdığı “Mesih’in İzcileri” adlı eser halkın başucu kitabı haline geldi. Başka dillere de çevrildi. Halk artık ilhamı din adamlarından değil, doğrudan doğruya İncil’den alıyordu…

Devotio Moderna hareketinin ruhundaki niyetler ve eylemler, Kilise yasalarına derinlemesine kök salmış reform girişiminden başka bir şey değildi. Gerçi bir mezhep olarak tarihteki yerini alamadı ama Reformasyon’un öncüsü olarak yorumlanabilecek, belki Luther ve Kalvin‘in işini kolaylaştıracak manevi bir iklim yarattı. Martin Luther‘in Magdeburg‘da öğrenci iken Yarenler ile temasa geçtiği biliniyor, ancak Devotio Moderna hakkında geniş bilgi sahibi olduğu uzun yıllar sonra kanıtlanabildi.

Reformasyon Hareketi patlak verdiğinde, Luther‘e ilk katılanların Yarenler olduğu gerçeği gözardı edilmemelidir. Şark ise aynı çağda tarikatlere yönelerek bugünkü mâkus talihini çizmiştir.

Alaattin DİKER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir