Tarihe Yolculuk: Türk – Der Türke

2003 yılı sonbahar tatilinde Doğu Almanya’nın Saksonya Eyaletini gezmeye karar verdik. Doğrusu, içimde bir tedirginlik vardı. TV ve gazete haberlerinden bu bölgede yabancı düşmanlığının oldukça yüksek olduğunu biliyordum. Irkçılar özellikle de Türklere karşı çok acımasızdı. Nereye gitsek benim Türk olduğum göze çarpıyordu. Buna rağmen gitmeye karar verdik. İlk durağımız Erzgebirge Bölgesi oldu. Bu bölge, Çek Cumhuriyeti’ne sınır bölge. En ufak bir olumsuzlukta Çek Cumhuriyeti’ne geçmeyi planlamıştık. Sınırdaki köy ve kasabalardan geçerken, yol boyunca ahşap elişi satan atölyelerde sık sık durup birşeyler baktık. El işlerinin her biri diğerinden güzeldi; hangi birisini alasın ki? Konakladığımız yerlerde akşamları elimizdeki turizm rehberlerini inceliyor, elimizden geldiğince görülmesi gereken güzellikleri kaçırmamaya çalışıyorduk.

Nihayet, Çek sınırına 6 km uzaklıktaki küçük bir kasaba olan Seiffen’e geldik. İki dağın arasına sıkışmış küçük bir kasaba. Özellikle de kış aylarında kasabanın nüfusu gelen turistlerden dolayı üç katına çıkıyor. Kasabaya akşam saatlerinde yaklaştığımızda, cıvıl cıvıl, ışıklarla donatılmış sokaklar gözümüzü aldı. Özellikle de Avrupa’nın başka ülkelerinde görmediğimiz mimari tarzında bir kiliseyle karşılaştık. 8 köşeli kilise. Her dükkanın vitrininde bu sekiz köşeli kilisenin ahşaptan yapılmış maketleri var.

Akşam yemeğinden sonra bu ışık karnavalını kaçırmamak için biz de kasaba merkezine indik. Ekim ayının sonu olmasına rağmen yaklaşık 20 santimlik kar vardı. Dükkânlardan buhur kokuları geliyor. Büyük bir mağazanın vitrinde akşap işi bir adam figürü gözüme takıldı. Kıyafetleri hiç de yabancı gelmemişti bana. Kaftan giymiş bir Türk. Ağzında piposu, tüttürüyor. Almancada ne deniyor buna: “Räuchermänchen”… Altındaki isim dikkatimi çekti: “RÄUCHERMANN TÜRKE” Yani “Tüttüren Türk”. Çok bozuldum buna.

İçeriye girdim, satıcıdan bu el işini almak istediğimi söyledim. Ahşap figürün üzerinde “Füchner” yazılıydı. Yani bu atölyede yapılmış. Satıcıdan atölyenin adresini istedim. Bana adresi verdi ama, bu adresi bulmanın o kadar kolayca bir iş olmadığını da ekledi. Verilen adres kasaba dışında; dağ başındaki tek bir evdi. Ne demişler: İnsan sora sora Bağdat’ı bulurmuş. Biz de öyle yaptık, araya sora bulduk evi. İşyeri sahibine hemen Türk olduğumu, bu isme kafamın takıldığını anlattım. Hani ben oraya tam da doldurulmuş olarak gitmiştim ya. Hani burada yabancı düşmanlığı, Türk düşmanlığı vardı ya…

Hiç de benim beklediğim şekilde başlamadı konuşma. Bay Füchtner’in anlattığına göre bu bölgeye 1700’lü yıllardan beri Türkler gelirmiş. Çok yoksul bir bölgeymiş. Bölgede gümüş maden ocakları varmış. Kış aylarında fazla kar yağıp, hava da soğuk olduğundan ocaklar kapanırmış. Yoksul halk kendisine yeni bir uğraşı bulmuş. Ormanlık bölge olduğu için elbette ahşap işleri gelişmiş. Bu bölgeye Türk kervanları satışa gelirlermiş. Ortadoğu’dan getirdikleri kumaşlar, Acemişi ipekler, Anadolu işi Angora kaftanları pek makbulmüş burada.

Moda bu bölgeye Türkler üzerinden gelirmiş. Gelen tüccarlar ellerindeki malları gümüş karşılığında satarlarmış. Buradan aldıkları ham gümüşü Osmanlı sarayına para basımı için verirlermiş. Sadece kumaş değil tütün ve kahve de Türklerin en fazla sattıkları maddelermiş. O dönemde Türkler bugünkü gibi değil, el üstünde tutulurmuş. İşte bu ahşap el işleri yapanlardan birisi de Füchner ailesiymiş. Nußknacker – Cevizkıran figürü de bu aile tarafından icat edilmiş.

Dede Wilhelm Füchner, hayran olduğu Türk tüccarlarını sanatına yansıtmış. Resimlerde görülen ilk “cevizkıran” imalatçısı bu aile. Diğer bir figür de “Tüttüren Türk” –Räuchermann-. 1870 yılından beri bu figürler ahşap olarak üretiliyor. Hâlâ Türkleri severler. Bu güzel anıyla Seiffen kasabasından ayrılıp Eyalet başkenti Dresden şehrine geldiğimizde, çok uzaklardan bir bina dikkatimi çekti.

Kubbesiyle âdeta bir camiyi andıran bina, bir sigara fabrikasıymış. Şimdilerde sigara müzesi olarak kullanılıyor. O dönemde Türklere hayranlık duyan Almanlar Türkçe bir isimle, hem de Şark mimari tarzında bir sigara fabrikası kuruyorlar. Adı da YENİCE – YENIDCE. Bu bina Dresden kentinin ortasında.

O gezide şunu öğrendim: Demek ki Türkler her zaman “KÖTÜ” olarak anılmıyor. Biz de her yıl Noel Bayramı yaklaşınca dolabımızdaki kutulardan bu eşyaları çıkarıp oturma odasının bir köşesinde sergileriz, anıları tazeleriz.

Celal AYDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir