İblis, Hakikate Talip Olmaz!

Varlığa düştüğümüzde yokluk üzerimizde var olmaya başlar. Bir sabahın seherinde var oluruz, zamansız ve mekânsız… Varlık ile yokluk arasında sadece bir nefesliktir var oluşumuz. Kapıyı içerden veya dışardan çalmanın da bir anlamı yoktur çünkü kapı insanın ta kendisidir. Hakk’ın eşiğine oturup varlığı, hiçliği ve sonsuzluğu duyumsamayla, ağır melankolik duygulanımların kokusuyla ve yokluk korkusuyla yaşamı kökünden söküp atmak ancak Hakk erenlerin irfanıdır. Bu irfanın yokluğudur tüm acılar, yıkımlar, zulümler… Artık insan yok, insan kayıp, insan çürük ve dahi insan hala çamur…

Var olmak ile yok olmak arasındaki salınımla açılır varlık. Kendini geriye çekerek ileriye fırlatır; bir kevn ve fesat içinde kemalin diyalektik rezonansıyla kalbi tüm titreşimlerin tek çabası, Hakk’ın aşkını her daim vahdet içinde yaşamak… Vahdet-i vücut, vahdet-i şuhud… Çok mu önemli? “Evren evrendir, Tanrı da Tanrı; hiç önemi yok.” diyen Hallac-ı Mansur misali darağacına çekilmektir var oluş. “Bağın kapısını açtım, sandım ki cennete düştüm; yar ile tenha buluştum, ne bağ duydu ne bağbancı.” Var oluşun kapısı insanla açılır ve onunla kapanır. Hakk’ın halifesi, bu kapıyı açıp kapatmayı bilenlerdir sadece. Teslim Abdal “yar ile tenhada buluşur.” Çünkü Hakk, sessizlikte tecelli eder, gürültüde değil. Varlık gürültüdür, çokluktur; çokluk da şirktir. Oysaki insan, Hakk’ın aynasıdır. Bu aynada çokluğa yer yoktur. Sadece kesretin ağır fenomenolojik yanılsaması vardır. Akıl, fenomenlerin köleliğini yapa dursun; Aynul Kudat Hemedani öte taraftan seslenir: “Hey dostum! Aklın ötesi vardır. Aklın sınırı, akıl ötesi tavrın başlangıcıdır.” Akla saplanmak, çokluk çukurunda debelenmektir. Akıl, çoklukla sınır çizerken gönül bu evrenin sınırlarını zorlar; dışarıya taşar. Canın tenden ayrılması akıl içindir; Hakk erenler/arifler için canlar ölmez; ölen tenlerdir.

“Geldim şu âlemi ıslah edeyim, özümü meydanda buldum sonradan… Özü çürük imiş duyduk sonradan.” Özü çürük, dili çürük, kalbi çürük ve dahi bedeni hala çamur bir şekilde “zaman mahlûkunu” hakikatin, adaletin ve merhametin yerine ikâme edebileceğini zanneden, köleliğin modern tüm içerimlerini mümin addedip, egosunu okşama şehvetiyle kapıldığı nefsani sapkınlıkların gayr-i ahlaki, gayr-i insani, gayr-i İslami olarak pazarlayıp “dün mazlum bugün zalim olmayı” da “Hakk’a hizme”t yalan ve talanlarıyla inşa edenler; Halep’in tek bir şekerinin yağmalanması dahi sizlere günah olarak yeter!

***

Bedeni putlaştıran modern kapitalist bireyciliğin, çökmüş muhafazakâr dini-darlığın, çürümüş tarikat ve cemaatlerin, yeşil Kemalistlerin, soğuk savaş dönemi artığı İslamcılığın ve dahi tüm bunların bilumum türevlerinin “akıl ötesi tavra, erdeme bu coğrafyadaki insanların özgürlük umutlarına” dair tek bir ideali, rüyası, hayali olmadığı gibi bu coğrafyanın çocuklarının tüm rüyalarının içini boşalttılar; tüm hayallerini çaldılar.  Bunların tarım dönemine dayalı metafizik gemilerinin batmasının üzerinden hayli bir zaman geçti. Güç devşirmenin, gettolarını okşamanın ağır travmatik yanılsamalarını hakikat diye pazarlayadursunlar; Anadolu’nun, Mezopotamya’nın çocukları bu irfanı, felsefeyi ağır ağır ve derinden akarak çağların ötesine her seferinde taşıyacaklardır.

Bu coğrafyanın tüm mirasını ideolojik, mezhebi çıkarlarına tahvil ederek; emperyalistlerden aldıkları tapu sicil kayıtları ile kurdukları modern ulus devlerinin sınır bekçiliğine aziz İslam’ı sınır bekçiliğine koşturarak “devlet-i ebed müddet” salvolarıyla ebed olanın Hakk olduğunu dışlayıp, Hakk’ın yerine gücü ikame ederek iman, ahlak, erdem, evrensel bir benlik ve tüm insanlığı kucaklayacak bir perspektiflerinin olduğunu sanıyorlarsa sadece dönüp tarihe bakmaları yeter. 

Yanı başındaki acıları görmenin ağır körlük hastalığına tutulmuş, yeşil Kemalizm’e uygun adım İzmir Marşıyla tempo tutan Muhafazakâr İslamcı camiaların heba ettiği yüz yıllık beklentiler, umutlar maatteessüf ki yine yüz yıldır olduğu gibi tekrar heba edilmiş durumda; umutlar, beklentiler yine başka baharlara kaldı. Çünkü İblis, hakikate talip olmaz, hakikati yamultup sunar; iblis, var oluşun ilahi prosesi ile realite arasındaki dengeyi yitirmiştir. Adalet dengedir, adaletin olmadığı yerde İblis’in işi bittiği gibi Tanrı tarafından da o belde terk edilmiştir.  “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir (Hac 10).”

Gürgün KARAMAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...