Geleceğin Planı İçin Eğitim

Eğitimde tek sorumlunun öğretmen olduğunu düşünen insan ile bakkaldan aldığı ekmeği sadece bakkaldaki kişiye bağlayan kişi arasında hiçbir fark yoktur. Ekmek nasıl sofraya gelene kadar tarladan, çiftçiden, undan, fırından geçiyorsa öğrencide sınıfa gelene kadar aileden, medyadan, sokaktan, genel toplum algılarından geçerek geliyor. Bir ölü toprağı var toplumda, sorumlular işgüzarlıktan ve politik tavırlarından vazgeçmedikçe, aileler çocuk yetiştirmenin sadece yedirmek, barındırmaktan ibaret olmadığını anlamadıkça her geçen durum kötüye gidecek ve eskiyi arayacağız.

Eğitim sorununun temelinde sadece sistem sorunu yoktur, bunun aile, medya, siyaset, din, gelenek boyutları da etkendir ki nesiller sadece okulda değil bu sayılan faktörlerin de etkisi altındadır. Bu bir tür zincire benzer, nasıl ki zincir halkasının birinde sorun olursa diğer halkalar da etkileniyorsa toplumu oluşturan kurumlarda da sorun oldu mu bu eğitime, genel düşünce anlayışına, insani erdemlerin düzeyine, aile kurumun kalitesine, her şeye etki eder. Yeni nesil sadece öğretmenlerin değil toplumun her kesimin eseridir. Kimse eğitimden, bilgiden muaf değil ki yanlış bilgi içinde olan kişi toplum için potansiyel sıkıntı kaynagı olabilmektedir.

Aile kurumu yıpranırsa milli eğitim sistemi, dolayısıyla öğrenciler de bozulur. Öğretmenlerden özveri, yenilikçilik, sabır, sorumluluk, örnek olma, koşulsuz sevgi beklendiği kadar aynı özellikleri ebeveynlerden, medyadan bekleseydik yetersiz nesiller yetişmezdi. Millet olarak sorumluluğu tek kesime atmayı çok seviyoruz. Okul toplumun aynasıdır ve öğrenci kitaptaki ezber bilgiye göre değil yasadığı toplumdan gördüğü örneklere, davranışlara göre karakter geliştirecektir. Davranış varoluşu, kişiliği yansıtır. O nedenle bir toplum, eğitimi bilgi yükleme, bilgi aktarma düzeneği olarak görüyorsa, o toplumdaki eğitilmişler doğruyu bilir ama doğruyu yapmaz. Yaptıklarımız aslında öğrendiklerimizdir. Kitapta ne kadar doğru bilgi olursa olsun ahlaki, insani değerleri azalan toplum pratikte nesillere olumsuz etki yapar. Nitekim pratik yasam alışkanlıkları, kişilik kazandırmada teorik bilgilerden daha hayati öneme sahiptir.

Çocuklarımızı AVM’lere, sinemalara götürdüğümüz kadar huzurevlerine, kütüphanelere, ağaç dikmeye götürseydik daha sağduyulu, medeni toplum olurduk.

Yaratıcı sorgulayıcı düşünme, okuma alışkanlığı olmadan gelişmez. Eğitim sorunu aslında tüm toplumun sorunudur, çünkü çocuk toplumun her alanında kimlik, kültür edinir. Bu açıdan sistem mükemmel de olsa toplumdaki geri olan algı, kültür var oldukça istenen yaratıcı, karakterli nesiller oluşmayacaktır. Kitaptaki teorik bilgiler gerçek yasamın koşullarıyla tamamlanmadıkça yaratıcı düşünme gelişmeyecektir. Teoremi ezberlemek, yeni bilgi öğrenmek değil bilineni tekrar etmektir.

Bugünün eğitim sistemi içinde bizlere  “veri” , “verilerin işlenmiş hali”  ve  “bilgi” aktarılıyor. Beynimiz bu bilgilerle dolu. Fakat bizim fark yaratacağımız ve yaratıcılığımızı  keşfedeceğimiz “ne  için”“neden”  ve  “doğru mu” sorularına cevap olabilecek bilgiler verilmiyor. Böyle olduğu için bizler, “ne”  yapılacağını  çok  iyi bilirken, bu işin “nasıl ve ne için yapılacağını”  bilemiyoruz. Bu sebeple yaratıcı olamıyoruz. Eğitim sistemimiz aklımızın, beynimizin nasıl çalıştığını anlatmadan, öğretmeden başkalarının bulduğu akıl ürünü hazır bilgileri  empoze etmekte. Öğrenciden  hazırı alınması istendiği için  öğrencinin aklını kullanması gerekmemekte,  ortaya  yeni biri  düşünce  koyması için uygun zemin  hazırlanmaktadır. Yani yaratıcı öğrenme yerine hazır bilgiyi formülle ezberleme anlayışımız var ki  Avrupa’da yapılan PISA sınavında ülkemiz öğrencileri sonlarda olmakta, çünkü o sınavlarda hazır kalıplaşmış ezber bilgiler değil öğrencinin kendisinin üreteceği, yaratacağı  çözümler üzerine  sorular  sorulmakta. Bizler öğrencilere nasıl öğrenilmesi gerektiğini değil neyi öğrenmesi gerektiğini  gösteriyoruz. Yani beynimizi bir fabrikaya benzetirsek eğitim sistemimiz  öğrenciye fabrikanın  işleyişini, sistemini  öğretmeden  fabrikada çıkan ürünü ezberletiyor. Haliyle fabrikanın sistemini, işleyişini bilmeyen biri  acaba o fabrikadan  nasıl farklı ürünler çıkarabilecek?  Sistem, işleyiş  öğretilmeli  ürün  değil…

OECD  yine eğitim bakanlıkları aracılığıyla bizim de katıldığımız araştırmada 15 yaşındaki gençlerin ortaklaşa, yani takım halinde problem çözebilme becerisini ölçüyor. Gençler kendilerinden farklı olanlarla  takım kurup problem çözebiliyor mu? Kendine benzemeyeni dinleyebiliyor mu ? Bireysel olarak değil, takım halinde ortak bir hedefe gidebiliyorlar mı? Bu sorulara yanıt arayan araştırmada bizim çocuklar 32  OECD  ülkesi arasında açık ara ile en son sırada yer alıyor. İnsan bu verilere bakınca, Anadolu insanının kadim kültürü içinde derin izleri olan imece kültürüne ne olduğunu merak ediyor.  Bu ölçüm sonucunda sonuncu olmamız şunu gösteriyor: Kolektif akla önem verecek kadar vizyonumuz geniş değil, benmerkezci  düşündüğümüz  için  başkasının bizden daha  iyi  çözüm getireceğini düşünemiyoruz, empati yapamıyoruz, uzlaşmacı yapıdan uzağız, farklılıklara değer verecek kadar ruhsal, zihinsel duyguda, genişlikte değiliz,  zor şartlarda  uzlaşma uyum ama  gücümüz zayıf,  ayrıştırma, ötekileştirme gibi son derece  yıkıcı özelliklere  daha  çok yatkınız.

Öğretmen eğer öğrenciye matematik, coğrafya ya da  fizik dersi vermenin dışında, öğretmen bu sevgi hissini yüreğinde taşır ve öğrencilerine bundan bahsederse, yoldaki taşı kendiliğinden kaldırır ve tüm pis işleri hizmetlilere bırakmazsa:  öğrenciyle olduğunda ya da yalnız kaldığında, bu tuhaf duyguyu hisseder ve sık sık  öğrencinin de dikkatini çekerse, o zaman  öğrenci de  gerçek anlamda  sevmenin, öğrenmenin ne olduğunu bilir. Ahlakı ve merhameti iyi anlatan değil, bunları hayatına iyi aktaran, yaşatan öğretmenler öğrencilerinde iz bırakır.

Memurluklar arasında sadece öğretmenlerden her zaman fedakârlık isteniyor. Sanırsın ki diğer tüm kamu memurları mükemmel çalışıyor ama tek sorunlu olan öğretmenler. Biz de diyoruz ki eğitimden en başta aile olmak üzere tüm toplum sorumludur. Bunlar mükemmel olsaydı öğretmenlerden bu kadar çok fedakarlık istenmezdi. Öğrenciyi öğretmenden çok ebeveyn, toplum, medya, gelenekler, görenekler şekillendiriyor, sonra öğretmenden  yılmış vaziyetteki  öğrenci ruhundan harika üstün bir başarı abidesi bekleniyor.

Toplumda bilgisizlik neden çok? Okullarda üniversitelerde bilgiler not almak, sınıf geçmek, meslek edinmek için ezberleniyor, kişi istediğini elde edince ezberde kalan, davranışa dönüşmeyen bilgiler unutuluyor. Yani psikoloji, din dersi alıp da erdemli, sorumluluk sahibi olunamıyorsa temel sebebi eğitimin genel amacı ile öğrencilerin amaçlarının uyuşmamasıdır!!! Nitekim bizim gibi temel derdi, hayat amacı ekonomik gelir elde etmek olan toplumlarda kişi bilgiyi sadece karnını doyuracak veya kariyer yaptıracak bir araç olarak görmekte. Bu sayede karni tok ama insani erdemleri zayıf kitleler oluşmakta. Bu yüzden sevgi, güven, empati analitik düşünme gibi değerler olmamakla birlikte mutsuz, tatminsiz toplum oluşmakta.

Eğitimde nitelik olmadıktan sonra sayısal olarak kurum artışı, mezun çok vermek başarıyı asla garanti etmez… 10. sınıfa gecen öğrenci yarım sayfa kompozisyon yazamıyorsa, 11. sınıfa geçtiği halde ingilizcesi yes/no’dan ibaretse, onun ötesinde toplumun büyük bir bölümü kitap okumuyorsa, her evde yarım kilo ilaç varsa, değerlerimizin, sistemin gözden geçirilmesi lazım.

Okul birincileri 0 alıyorsa sınavlardan bence sorgulanması lazım bir çok şeyin. Üniversite, lise vs. ders kitapları teoremden öteye gitmeyip ezbere dayalıysa, o dersi öğrenci davranışa dökmek için okumuyorsa, ahlaki yönden gerileme devam ediyorsa Allah aşkına biz gerçekten o dersi öğretmiş sayıyor muyuz? Eğitim sistemimizin kalitesini oluşturan aslında mezun sayısının çok olması değil, diploma sayısı değil, toplumun genel bilinç durumu, güven algısı, sosyal sorumluluk anlyışı gibi insani değerlerin ne düzeyde olduğudur, düzelmesidir…

Bir köprü yapılacakken Kore‘den, Japonya‘dan mühendis getirip ODTÜ’lü mühendise güvenmiyorsak aslında biz kendi eğitimimizse, bilgimize güvenmiyoruz demektir. Ayrıca Türkiye’de ciddi anlamda siz kendinizi planlı olarak geliştirmediğiniz sürece üniversite size sadece diploma verir. Ülkede ciddi anlamda tahsilli, diplomalı sayısında artış var ama maalesef eskiye oranla eğitimli, irfan sahibi insan sayısında azalış var.

Üstün Dökmen diyor ki: ”Herkesin din dersi 5 ama etraf hırsızla dolu…” Ben de diyorum ki sadece din dersi değil bugün liseye giden herkes bir şekilde mezun oluyor, psikoloji dersinden herkes geçiyor ama sokağa çık psikolojisi düzgün, sağlıklı düşünen insan ara bulursan. Bu ülke reform, rönesans yapmadı, aydınlanma çağı yaşamadı, zihin değişmezse, toplumun kendi içsel değerleri yükselmezse, bilinç artmazsa özlenen toplum olmayacak…

Halil KIRIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir