Yeni Özne: Ağdaş

İçinde yaşadığımız yüzyıl, bilgi-iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü hızıyla, yerleşik insan ilişkilerini ve toplumsal yapıları altüst etmeye başlamış durumdadır. Ortaçağın kulu, reayası, yeni çağda yurttaşa dönüşürken, modern insan, içinde bulunduğumuz yüzyılda  “ağdaş” (netizen) olmaya doğru köklü bir atılım gerçekleştirmektedir. Kuşkusuz “ağdaşlık” hâlâ yurttaşlığın yeni bir katmanı olarak görülebilir; ancak ağdaşlığın uluslarüstü bir bağlama doğru gidişi, onun bağımsızlaşacağının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir.

Nedir Ağdaşlık?

Ağdaşlık, toplumsallığın sanal ortamda gerçekleşen yeni biçimidir. Betül Çotuksöken’in deyişiyle,  yüz yüze ilişkiler çerçevesinde aynı mekânı ve zamanı paylaşan insan, ilkin teknikle ve artık bilimsel bilginin eşliğinde teknolojiyle birlikte, mekân ve zaman sınırlarını aşarak, adına “sanal gerçeklik” dediğimiz bir ortamda yaşamaya başlamıştır (http://gundem.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm). İşte bu ortamda gerçekleşen ilişkiler örgüsü ağdaşlık diye nitelendirebileceğimiz, yeni bir durum yaratmıştır. Bu yeni durum, insanın özneleşme sürecinde de önemli bir aşama olarak ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz insan, duyan, bilen, isteyen,  üreten, değer koyan, değer biçen bir varlık olarak kendine yabancılaşmaksızın özneleşmesini Aydınlanma’ya borçludur. Delphik ‘kendini bil’ söylemi, Immanule Kant’ın dilinde ‘bilme ve eyleme cesareti  göster  ve yaşamının sorumluluğunu üstlen’ şiarına dönüşmüştür. Ancak Aydınlanma’nın öznesi, örtük bir biçimde de olsa epistemik olarak seçkincilik ve sıradancılık temeline oturmaktadır. Çünkü hakikati bilen (seçkin) ve biçimlendirilmesi gereken hakikat yoksunu sıradan insanlar vardır. Aydınlanmacı düşünürler bu seçkincilik ve sıradancılık öğretisini ortaçağlardan, ortaçağlar ise ilkçağlardan devşirmiştir. Bu öğretiye göre, eğiten, öğreten seçkin özne ile öğrenen, eğitilen sıradan özne arasında epistemolojik açıdan köklü bir fark vardır. Ağdaşlıkla gelen yeni özne, köklü tarihsel geçmişi olan seçkincilik ve sıradancılık öğretisini altüst etmiştir. Bu yeni öznede, seçkin ve sıradan kimse yoktur; aksine karşılıklı öğrenme ve interaktiflik vardır; diğer bir deyişle, epistemolojik açıdan ayrıcalıklı olan kalmamıştır.

Bu yeni özneyi, yani ağdaş özneyi kavrayabilmek için, ağdaş ve ağdaşlık üzerine Aristoteles’in ölümsüz yaklaşımıyla yola çıkarak kimi saptamalar yapabiliriz.

1. Ağdaşlık, her şeyden önce, yaşanan bir durumdur. Facebook, Twetter gibi küresel ağörgüsü taşıyan sosyal paylaşım siteleri ve bloglar vb., bilişim çağında herkesin sıradanmışçasına yaşadığı ve yaşamına kattığı gerçeklilere dönüşmüştür. Gençler arasında çok yaygın olmakla birlikte, orta yaş ve üstü de, bu sürece gittikçe dahil olmaktadır. Sanal ağörgüleri, Heidegger’in kavramsallaştırmasını ödünç alarak söylersek hergünküleşmiştir. Zaman hergünkülüğü içinde, zaman ve mekan ötesindeymişçesine sanal ağörgülerinde akmaktadır.

2. Ağdaşlık, toplumsal olanın özel olan, özel olanın da toplumsal olana bir tür taşınmasıdır. Sanal ağ örgüsü içerisinde kişiler, özel alanlarını ağdaşlarına açmakta, ağdaşlarıyla bilgi, belge, duygu, yaşantılar vb.yi paylaşmaktadır. Paylaşılan şeyler, kişisel olduğu kadar siyasal, ideolojik, dinsel, mezhepsel, etnik vb. içerikler de taşımaktadır. Profiller ve paylaşımlar, özel ve toplumsal alanın birbiri içerisine geçmiş ve adeta “özel-toplumsal” kişiliklere dönüşmüştür.

3. Ağdaş yeni bir öznedir ve bu özne, uluslar-üstüdür. Farklı etnik, dinsel, cinsel, mezhepsel kimlikler, aynı ağın içerisindedir ve birbirleriyle, dilsel becerilerine bağlı olarak, irtibat halindedir. Bunun bir sonucu olarak, karşıt görüşler, karşıt değer yargıları, karşıt yaklaşımlar yan yana ve bir aradadır. Ağdaş özne, ağ içerisinde her şeyiyle öznedir; tüm süreçlerde aktiftir. Özel yaşam alanı rahatlığı içerisinde konuşmakta ve yazmaktadır. Kendi, bilgisi, görgüsü, algısı, bakış açısı, beğenisi, değer yargısı, değer biçmesi oradadır; paylaşımlarına kendisi karar verdiği gibi, paylaşımlarına yapılan yorumlardan hangisinin kalıcı olacağına, hangisinin silineceğine karar veren de odur.  Kendi ağına kimleri dahil edip etmeyeceğine de o karar vermektedir. Âdeta merkez ağdaşın kendisidir. Neye katılıp katılmayacağında da özgürdür.

4. Ağda, hiç bir baskıya ve ayrımcılığa yer yoktur; çünkü isteyen her ağdaş özne, onda kendine bir yer bulabilir, kendini bir biçimde ifade edebilir. Yine Çotuksöken’in deyişiyle, ağdaşlıkta yöneten-yönetilen ayırımı neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Karar verici olmak, artık belli bir kesimin ayrıcalığı değildir; her türlü ayırımcılık, özellikle, cinsiyetçi işbölümüyle hepimize ulaşan cinsiyetçi ayırımcılık gücünü yitirmiştir. Ağ içinde, çocuklar da, gençler de, kadınlar da, yaşlılar da vardır. Farklı kimliksel özelliklerini bugüne kadar şu ya da bu şekilde gizleyenler de artık peçelerini kaldırmıştır, toplumda onlar da vardır. Son günlerde yaşananlar, bütün bunları gözümüzün önüne sermiş durumdadır; dünyevileşmenin, aydınlanmanın önemi bir kez daha tüm yalınlığı ve açıklığıyla ortaya çıkmıştır, yeter ki olup bitene ezberlerle bakmayalım. (http://gundem.milliyet.com.tr/-agdas-toplumu-gencler ogretiyor/gundem/ydetay/1721800/default.htm)

5. Ağdaş özne, bir tuşa basmakla mesajını yüzbinlere ulaştırabilmekte; yüzbinleri harekete geçirebilmektedir. Hatta bu hareket sanal ağörgüsünden çıkarak yüzbinlerin, hatta milyonların alanlarda nesnelleştiği gerçek eylemlere yol açabilmektedir. Literatüre Arap Baharı ve Gezi Parkı eylemleri olarak geçen vakıalar bunun ilginç izdüşümlerdir. Bu durum, siyasilerin, karar vericilerin kabusu olmuş durumdadır. Hemen herkes, tüm süreçlere aktif katılım talep etmekte, varlığını bir şekilde deklere etmektedir. Diğer bir deyişle, ontolojik olarak herkes, varlığını, epistemolojik olarak varolduğunun bilinmesini istemektedir.

6. Ağdaş özne, Althusser’in egemen ideolojinin araçlarından birisi olarak gördüğü yaygın medyaya meydan okumaktadır. Bu açıdan profesyonel imaj meyker’ları altüst etmekte, haberin hem kaynağı hem de tahkik edicisi konumuna geçmektedir. Olayın bizzat içinde olan kimseler, olayları, gelişmiş cep telefonlarıyla kameraya almakta, sanal ağ örgüleriyle, anında paylaşmakta ve bir anda milyonlara ulaşabilmektedir. Medyanın, siyasilerin çarpıtmalarına, sansürlerine, görmezden gelmelerine anında yanıt vermektedirler. Yalanlarını anında açık edebilmektedir.  Halktan birine protestosunu bahane ederek ‘gavat’ diyen, ama sonra ben ‘gavas’ dedim diyen bir bürokratı, heceleterek, sanalda tekrar tekrar dinletebilmektedir.

7. Ağdaş özne siyasal süreçlere de katılmak arzusundadır; sanal ağörgüsüyle politik, protest bir güç olma yolundadır. Anında tepkisini vermekte, lehte ya da aleyhte tavrını açıkça ortaya koymakta, sanal ağlarda hemen örgütlenmektedir.

8. Ağdaş özneden bilgi saklamanın da imkanı yoktur; halı altına süpürüleni, saklanmak isteneni, gösterilmeyeni, bulup ortaya çıkarmakta ve deşifre etmektedir. Sadece bu da değil, gizleneni, halı altına süpürüleni, daha da görünür kılmaktadır.

9. Ağdaş özne bilgi teknolojilerine de hakimdir; bu hakimiyet onun özgürlük alanının bir dışavurumudur. Ne kadar teknolojiye hakimsen o kadar insana ulaşırsın.

10. Ağdaş öznenin alternatif bir dili, alternatif bir jargonu, alternatif sözlükleri vardır. Zekasıyla politik esprileri birleştirebildiği gibi, sanal karakterler yaratıp, beğenmediği her şeyi onlarla protesto edebilmektedir. Hatta o, uzmanlara inat, sanal sözlükler oluşturmaktadır. Bu sözlüklerde birbiriyle çelişen hemen her şey yan yana ve bir aradadır. Çok sesli bir sözlüktür; lehte aleyhte her şey vardır; kısacası yok yoktur.

Ağdaşlık oldukça yeni bir durum olduğu için anlamakta ve kavramakta doğal olarak zorlanıyoruz. Öyle görünüyor ki, bu yeni durum, özneleşme sürecimizi, değerlerimizi, toplumsal ilişkilerimizi ve aidiyetlerimizi köklü bir biçimde etkileyecektir. Çünkü ötekini bana, beni ötekine bir biçimde yaklaştırmakta  ve bir şekilde iletişim kurdurmaktadır.

Bu durum doğal olarak, siyaset yapma, bilim yapma, öğretmenlik yapma tarzımızı kökten değiştirmeye adaydır; çünkü yerleşik paradigmaları altüst etmektedir. Gelişmiş cep telefonuyla, ben öyle demedim diyen bir siyasiye, kendi söylemini anında dinletebildiği gibi, Hz. Google aracılığıyla, öğretmenin, öğretim üyesinin verdiği bilgiyi, yine anında test edebilmekte, ama öğretmenim-hocam, böyle diyenler de var, “siz ne diyorsunuz” diye soru yöneltebilmektedir.

Öyle görünüyor ki, ağdaşlığın yoğun bir etkisinin olduğu gözlenen içinde yaşadığımız dönemde, artık hiçbir siyasetçi, hiçbir bilim insanı, hiçbir öğretmen ağdaş özneyi görmezden gelemeyecektir. Çünkü o, sanal olduğu kadar gerçek bir özne olduğunu da göstermektedir.

Bu yeni duruma ayak uyduramayanlar, kuşkusuz özgürlüklerden yasaklar çıkaracaklardır. Korkularını yasaklara boğdurmaya çalışacaklar, ağdaş özneyi sınırlamak isteyeceklerdir.

Ancak unutulmamalı ki, ağdaş özne, en çok koktuğu şeye, yaşamını çekilmez kılan korkularına savaş açmaktadır.

Artık yeni bir öznemiz var: Ağdaş…

İnanın hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Hasan AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...