Aşk Deliliktir

Oysa sevmezdi vedaları, giderken anlaşıldı aslı. Yüreğimdeki acıyı tarif etmek zor, ihanet değil bu ya da bir sözün yerine başka bir söz söylenmeli. Fakat içimde hissettiğim yoğun acıyı anlatmak imkânsız. İncecik saçları vardı, gözlerinde kurşun sıyrığı kalemleriyle usulca bakardı yaralarıma. Dokunurdu, acıtırdı, yakardı ta derinden. Yine de sorsan pek haberi olmazdı bundan. Gidişleriyle bilinirdi, dönüşleriyse yıkıcı olurdu her seferinde.

Saçlarının tellerine astım ömrümü, incecik yontulmuş altından tellere sardım hayallerimi. Vazgeçemedim bundan sebep. Ama olmadı işte. Zaten benim gibilerin pek bilinme, tanınma şansı yoktur hayatta. Aşk meşk bizlerin ekmek mücadelesinde tutunacağı dallar değildir. Kastın alt dallarından yukarıya tırmanırken aşacağın adımları bilmen gerekir ve unuttuğunda savrulursun boşlukta. Kaybedenin yenilgisi en başından kendini bilmemeyle başlar, orada nihayetlenir.

Onun gözünde damla damla pencereden akan yağmurdan farksızdım; eriyip giden kar misali geçiciğiyle anlam kazanan bir hevestim. Hissettiklerimi kelimelere yaslardım bunları hatırladıkça. Anlamın sığlıktan kurtaran kollarına atılır, kendimi gerçeğin haşin dokunuşlarıyla başbaşa bırakırdım. Kaçışı yok yalnızlığın; yalnızlık bir oluş, varlığı biçimlendiren ve detaylarını şekillendiren bir duruştur. Onu düşündüğümde ise, kahrolurdum ellerine başkasının elleri değiyor diye.

Ten yorgunluğu; zihin tahribatı… Aslına döner kimi insanlar, orada bıraktığı ne varsa aramaya çalışır. Tenimde hiç alınmamış hazların kayıp izleri, hiç öpülmemiş dudaklarım kanar durur boşuna. Sen ve sensizliğin derin kuytularında duyulan ayak sesleri… Birileri ölümü çağırıyor buralara, birileri sensizliğe şarkılar yazıyor, söylüyor ama ben uzaklarda yitik destanlar söylüyorum boşuna… Yaşamakla yaşamı anlamak ince bir çizgi vardır derler; yaşamak kadar zor değildir yaşamı anlamak…

Anlatırsın sayfalar boyu, yaşmaklar bağlarsın gözüne masumiyetin, ki kurtarır diye belki kendini; Yoksa çak ederse Yusuf’un gömleği, deli divane olur nice Züleyha… Bir hayaldi, bir hayal ve yok oldu tek kelimeyle. Tek bir nida ile tozlara karışıp çöllerde savurdu da Mecnun etti adı Kays olan kulunu. Sonra şiirler, dualar söylendi ardından ama ne fayda kurtulmak sunulmada ona armağan bahşedilen bu sofada… Çığlıkları dualarını aşmıştı bir kere, yaralarını kanatan özlem kesmişti eninde sonunda nefesini ve öylece kalmıştı ortada; öylece, tek başına, aşkla…

Aşkın sesi soluğu çıkmaz derler; yalan! En büyük yalanlar söylenir aşkla. Aşkla yapılır tüm kötülükler ve aşk uğruna ölür çoğu insan… Ya da belki de ölmez. Ölümden beter olabilir, yanıp kül edebilir hasretiyle kendini. İnsan kendisinin yabancısıdır nitekim. Yaşamın yabancısı, ölümün gediklisidir. Parçalanabilir kristal vazo misali ve yok olabilir bir anda. Çünkü aşk deliliğin herkes tarafından kabul edilen halidir; kendini onda aramak, tamamlanmayı ummak ama bulamayıp da acının dehşetiyle kahrolmak…

Emre BOZKUŞ

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir