Göçmen Salih

Her sabah sahafın karşısındaki çöpleri karıştırırken görüyordum onu ve kaç zamandır “keşke bir fırsatını bulsam da konuşsam,” diye düşünüyordum. Bugün yaklaştım yanına. Salih’miş adı. Burada bir de “göçmen” sıfatı eklenmiş adının önüne. Her sabah aynı saatte bisikletiyle gelir, konteynırı karıştırır, bulduğu kâğıt, karton ve plastik parçalarını ayrı çuvallara tıkıştırır, giderdi. Gün içinde onları temizleyip sattığını öğrendim kendisinden.

Aslında sadece sahafın önünde değil, sokağa çıkma yasaklarının başladığı ilk günlerde fark etmiştim Salih’i. Velespitiyle yine kaldırım kenarlarından dura dura giderken kuşlara, kedilere ve köpeklere yemek verirken görmüştüm ilk kez. Konuşmak bugüne nasipmiş. Yarı Türkçe yarı Arapça önce nasıl geldiklerini, nerede kaldıklarını, ne yiyip ne içtiklerini anlattı.

Daha önemlisi çöplerden çıkanları nasıl sattığını, hem ailesiyle hem de kediler, kuşlar ve köpeklerden oluşan diğer ailesiyle nasıl geçindiklerini anlattı suratına yerleşik kocaman gülüşüyle. 10-15 dakika konuştuk Salih’le. İçim ısınmıştı onunla konuşurken. Ayrılmak zor geldi Göçmen Salih’in yanından. Çok zamandır uğrayamadığım Kydnos’a, yani Bardan’a, bugünkü adıyla Berdan ya da Şelaleye gitmeliydim.

Vardığımda suyun azlığı canımı sıksa da, etrafın temizliği içime su serpti. Öyle ya biz alışıktık gürül gürül, coşa koşa akan Berdan nehrine. Derenin kenarında birkaç genç oltalarını sarkıtmış nasiplerini beklerken, yukarıdan el sallayarak selamladım onları. Sonra restoran kısmından geçerek velespitimden inip birkaç fotoğraf çektim. Suları azalsa da Berdan direniyordu hayata.

Aklımdan Göçmen Salih geçti, o da direniyordu. Bize sunulan hayatı yaşamaya çalışıyorduk aslında. Savaşlar, katliamlar, depremler neyse de salgının aldığı bunca cana rağmen sürüyor hâlâ hayat. Güneşe dönelim yüzümüzü, dere kenarlarına, deniz kenarlarına koşalım. Ağacın, derenin, denizin kıymetini bilelim. Onlar bize rağmen yaşıyorlar. Bütün bunları düşünürken eve varmışım. Saatime baktım 6.45. Demek  günün spor şeysi 1 saat 45 dakika sürmüş. Neyse buna da şükür, deyip banyoya seğirttim. O da ne sular kesik. Ama ne gam güneş enerjisinin deposu var.

İsmail KUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir