Hani Güzel Hikâyeler?

Derin bir keder, hani nerede güzel hikâyeler, nerede umutlar hayaller? Eğer şöyle olsaydı eğer böyle olsaydılar ile nereye yürüyebileceğimizi bilmeden, yapayalnız duran bizler keşke’lerimizi, hangi deftere sığdıracağız, hangi kesici alet ile yok edeciğiz? Saçmalasak da yazmalı mı yada susmalı mıyız? Sessizce mi bağırsak avazımızın çıktığı kadar gürültülü mü, gözlerimizin bağırtısından anlamayana bağırsak ne çare duyar mı, eğere bir kolumuzu keşkeye diğer kolumuzu bağlamışlar çekiştirip duruyorlar.

Bu inanç, bir şeylere inanmanın içgüdüsü umudun beslediği beklenti neye inansak elimizde kalmıyor mu? Kafasını hırsla koparıyor lime lime ediyoruz umudumuzu yada edilmesine müsaade ediyoruz. İnsan neden her şeye müsaade eder, söylenen can yakıcı bir söze, inciten bir harekete neden müsaade eder susmanın amentüsü. Ah ne güzel şey dilini koparıp atmışcasına susmak, ama müsaade! Müsaadeyle yıkılan bir tuğlanın gelip, kalbin tam orta yerine düşmesi sayfalar dolusu yazmak isteyip, kitaplar dolusu susmayı seçmenin açıklamasını hangi cümleler ile yapabiliriz?

Düşüncelerimizi hangi sonuca bağlayalım şimdi. Bir düş kurup yıkılmanın hangi sözünü söyleyelim, yazdıklarımızı hangi yorganların arasında dinlendirip okuyucuya sunalım? Hep biz hep biz başka dert yok mudur? Hangi ağır sözü yutalım da unutalım? Şımarıklık mı acaba yaptığımız ağrı dediğimizde neden  dağ değil de söylenen acı sözler, yapılan hatalar eğerler keşkeler geliyor akla çünkü insanız ya biz hani, duyguyuz, yanan bir ateş, eriyen bir mumuz. Kağıda yazdıklarımızı silmek için üretilen silgilerin, muhteşem teknolojilerle zihindekileri ve buna mukabil kalptekileri silenlerini üretemezler mi? 

Kelimelerimizi özenle seçerken, muntazam bir lego yapar gibi gelip bunu yıkanlar arasında nasıl ve ne kadar yaşayalım deliriyoruz, başkasını kendimizle karıştırarak karşımızdakinin aklını ve ruhunu yok sayarak, hem deliriyor hem delirtiyoruz. Problemi, deliliği hep kendimizde ararken yargılarken fütursuzca, kalbimizi deliriyoruz bu deliler diyarında nasıl yaşayacağınız pişmanlıklarımızla keşke’lerimizle ömrümüzü nasıl tamamlayacağız? Susmak istemiyorum konuşamadıklarını hepsini tam buraya yazmak istiyorum diyerek başladı yazısına Didem.

Vaziyeti ne olacaktı, bilmiyordu, yazı yazarken parmaklarının titremesiyle kalbi çarpıyordu, bilinmek okunmak, görünmek değildi amacı yazarken, ama insan sevilmek ve sevinmek istiyordu, dünya denen çamurda debelenmek yerine mutsuzluk inşaatı neticesinde enkaz altında kalmak yerine mutluluğu okşamak istiyordu elleriyle. Didem oturduğu yerden hızlıca kalktı, çayını da yarım bırakmıştı şiir yazmayı denemiş olmamıştı, deneme yazmayı deneyip, onu da tutturamamıştı. Odasında delirecek gibi olduğunda kendini karton bir kutuda hapsedilmiş gibi hissettiğinde kalemini öpmek istiyordu cümleleriyle. Cümlelerinin hükmü neydi bilemecesine. Karton kutusunun içinden çıktı Didem. Hazırlandı, erkenden evden çıktı, hava soğuktu sanki her soğuk surat, onu izliyordu.

Bilmiyordu nedendi bir yerlere saklanma isteği, hayat akışında herkes tıkırında’ydı, ona göre, bir kendisi dikiş tutturamamıştı. Ellerini ve ayaklarını hissetmeden yürüyordu yol boyunca sanki bir yerlerden kovulmuşcasına, yalnızcasına, yüzünü göğe kaldırıyor şükredip mavinin varlığına yere tekrar başını eğiyordu.  Yaşı yirmidörttü, bu yaşta ne acı çekmişti ki yalnız kalmışcasına yürüyordu başarısızlıklarına umutsuzluğuna keşkelerine ağlayarak yürüyordu nereden başlasındı hayatının söküklerini dikmeye, hangi dikiş makinesi ve hangi iplik yeterdi dikişine güçlüydü ama Yaralarını tam olarak iyileştiren bir yara bandı, icat edilmemişti henüz. Kulakları çınlıyordu kafatasının içinde birçok gürültü, herkezin ağzı vardı konuşuyordu kolayca ağızlarının içine döndürmeden kelimeleri cümleleri konuşuyorlardı.

Yalnızca kendisi, susmayı seçmişti artık sözlerin kifayetsiz olduğunu anladığından bu yana ümitsiz değildi umudunu asla yitirmedi cisminin yazıların sözlerin kıymeti yoktu belki ama kendisine değer biçen bir Rabbi vardı elbet. Yürürken, en çok mavi gökyüzüne bakıp nefes alabildiğine şükretmeyi seviyordu bu kalleşler içinde batan, dünyada en çok maviyle tazeleniyordu umudu yok yok, umudu tükenmeyecekti geceyi gündüze gündüzü geceye çeviren Allah’a elbet. Ona da güzel bir yol nasip edecekti. Nasip ne güzel bir ümitti o bir insandı didem bir insandı, seven, kızan tükenen yenilmeyen üzülen utanan, hata yapan pişman olan hüznüyle kalbi delinen  ama ümidini yitirmeyen bir insandı oturdu, soğukta, medresenin içine ahşap masaların üzeri buzdu kalbi sıcacıktı ama Didem’in. Her ne kadar incitse ve incinse de.

Nefes almak varsa, geceden sonra güneş varsa mutlaka yaşamalı, mutlaka koşmalıydı elbet bir çıkışı vardı, karanlık kapıların, kardan sonra gelen güneş vardı, Batının Doğusu solun sağı vardı! Çay  aldı kendine verdi, kendini kitabına defterine yazarken yazılarını kendine verip veriştip iç hesabını yapıp faturasını kendine kesip kapatıyordu tekrar açacağı o veresiye sayfalarını. Doğruyu, konuşmanın beş para etmediği bu dünyada hesapları kendine kessindo bunda bir beis yoktu yeter ki o doğru kalmaya çalışanlardan olsundu her ne olursa olsun. Yazı yazmak onun için baca temizliği yapmak gibiydi  ah bir akıllanabilseydi kaç çeşit dersi vardı, bu hayatın kaç dersten geçse takdir edilirdi?

Baca temizliği yapayım derken tıkanmıştı yine yazmaya çalıştığı yazısını daha fazla ilerletemedi mutlu sonlara inanmayan realizmle harmanlanan zihni nasıl bir hikâye ortaya koysundu kalbi kırıktı nasıl bir şiir yazsındı? Bak işte yine başladığı bir yazıyı daha tamamlayamamıştı şimdi kendisinin kaç eksiği vardı hangilerini saptasındı. Yazsa ne olacaktı ki kendi yazsın kendi okusundu. Gökyüzüne baktı nefes aldı lacivert’e dönüyordu mavisi gökyüzünün oturduğu yerden kalktı sessizce bulunduğu yere izini bırakamadan yine uzaklaştı olduğu yerden şimdi yürürken insan nasıl ve ne şekilde izini bırakırdı geriye bunu düşünüyordu. Reklam afişlerine mi basılmalıydı fotoğrafları, adı insan sadece adı ve şekliyle mi vardı? O düşünceleri ve cismiyle yine havada kaldı.

Tuğba Çiçekyurt

   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir