Kendini Bilmek, Kendini Bulmak…

Almanya’ya geldiğim ilk yıllarda kim bana bir şey sorsa ya da bir şeyler anlatmaya çalışsa, anlasam da anlamasan da hepsine hı hııı yahut da evet, öyledir diyordum. Sonra bir ara düşündüm, anlamadığım halde her şeye neden emme basma tulumba gibi he he diyorum ki?!…

Bu ufak ayrıntı üzerine biraz yoğunlaşınca, bana öğretilen tek şeyin her şeyi sorgulamadan, irdelemeden kabul etmek olduğunu farkettim. Yıllar sonra bu olguyu hissettiğimde bütün vücudum ürpermiş, burnumun direği sızlamıştı.

Sanki hiç yaşamamışım gibi, sanki yaşanmamış hiç… Birilerinin emrinde onursuz, niteliksiz bir insan. Koca bir saman yığını gibi geçen yıllar.

Bu moral bozucu gerçeği öğrendikten sonra ilk işim sizi anlayamıyorum (ich vestehe sie nicht) demeyi öğrenmek olmuştu. Tabi ki Türkçe’de de anlamadığım konular, bilmediğim mevzular için 5N 1K sorularını sormaya başlamıştım.

Kalp ile tasdik dil ile ikrar bizim dinimizin ilk kuralıdır. Buna ne kadar uyuyordum. Yaptıklarımla aklımdan geçenler birbirini ne kadar destekliyordu. Anlamsız hayatımın, devamlı hissettiğim huzursuzluğumun ve eski fotoğraflarımdaki asık suratımın nedeni neydi? Önce kendimle yüzleşmeli, dürüst davranıp kendime cevap vermeliydim.

Artık yaptığım her hareketin, ağzımdan çıkan sözlerin ne kadarı benim ne kadarı ezbere bunları bile sorguluyordum. Öyle zordu ki bu dönem ve öyle çok zamanımı aldı ki… Artık daha kullanmayacağım dediğim bir sözden bile kurtuluşum senelerimi almıştı. Mesela, çocuklara “uff! Bıktım sizden” lafını her söylediğimde içimden kafamı duvarlara vururcasına acı çektiriyordum kendime. Bu lafın ne kadar yanlış olduğunu bildiğim halde en ufak bir öfke anında ağzımdan çıktığı için kendimden nefret ediyordum.Bu kadar ucuz olmamalıydım.

Koskoca bir savaş meydanının ortasında hissediyordum kendimi, kafamda bir sürü soru ordusu peş peşe geliyordu üstüme. Zaten ne dilini ne yolunu ne de yordamını bildiğim bir ülkede kucağımda 3 küçük çocukla kalakalmıştım.

Cesaretimi hiç kaybetmedim. Ama bazen yavrularıma sarılıp onları yukarı kaldıracak kadar bile gücümün kalmadığını anladığımda garipleşir, koskoca bir duygu seline dönüşürdüm. Hatta bazen kendimi büyük bir göz yaşı damlası gibi görürdüm. Ağlamakla bitiremediğim koca bir damla.

Onca sene hep birileri için yasamış, hep birilerinin dediğini yapmıştım, ama bir bakmışım ne insanından ne de öğrettiklerinden bana bir damla fayda yokmuş.

Artık çevremdekileri farklı görüyor, kendi inandığım doğrularımı söylemekten hiç çekinmiyordum. Geçimsiz, uyumsuz olarak biri olarak anlatıyorlardı beni. Bu duruma üzülsem de anlaşılmadığımı bilmek bir yandan da hoşuma gidiyordu. Farklı olduğumu anlıyor ve kendimle barış antlaşmaları yapıyordum.

Yeni bir Emine yaratmanın coşkusu, sevinci, özgürlüğü bana nasıl da cesaret veriyor ve beni nasıl da kendime yaklaştırıyordu.

Her burnumun direğini sızlatan bir yönümü yakaladığımda doğru yolda olduğumu anlar, Allah’la beraber iş yaptığıma inanırım.

Öyle öyle kendimi dinlemeyi öğreniyor, kendi gönlümü hoş etmenin şifrelerini çözüyordum yavaş yavaş…

Yunus Emre‘nin dediği gibi:

Bir Dem Gelir

Hak bir gönül verdi bana, ha! demeden hayran olur
Bir dem gelir şadan olur, bir dem gelir giryan olur

Bir dem sanasın kış gibi, şol zemheri olmuş gibi
Bir dem beşaretten doğar, hoş bağ ile büstan olur

Bir dem gelir söyleyemez, bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker, dertlilere derman olur

Bir dem div olur ya peri, viraneler olur yeri
Bir dem uçar Belkıs ile, sultan-ı ins ü can olur

Bir dem varır mescidlere, yüz sürer anda yerlere
Bir dem varır deyre girer, İncil okur ruhban olur

Bir dem gelir İsa gibi, ölmüşleri diri kılur
Bir dem girer kibr evine, Fir’avn ile Haman olur

Bir dem döner Cebraile, rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrah olur, miskin Yunus hayran olur

İyi kötü her halinle dürüstçe demlenmeyi, dem almayı öğrenmeye başlarsın.

Emine KAYA

4 Yorum

  1. AvatarEmel Topkaya Cevapla

    Bir yazınızda da evin en küçüğü olduğunuzu ve ablaların ilgisini, sizi ısrarla sevmeye çalışan insanların varlığını anlatmıştınız. Çocuklukta prenses iken büyüyünce hoyrat hayatın kanunlarına uyum sağlayan kadınları ayrıca seviyorum. Çünkü onlar şımarması gerekirken, aciz kalması gerekirken, güç veriyor, hayat veriyor. Çocuklukta tattirilan bir yudum sevgiyi büyüyünce ırmak irmak çoğaltıp çocuklarına aktarıyor bu kadınlar. Zorluklarla mücadeleniz başka kadınlara da ilham olabilir, içinizi dökün böyle arada bir. kaleminize sağlık

  2. AvatarNur Sever Cevapla

    Ne güzel bir anlatım ve o günlerin belli bir bölümünde seninle yaşamış olmak da yazdıklarının bende görüntülere dönüşmesine sebebiyet verdi… Duygulandım… Hüzünlendim… Kısacası eski anılar canlandı… Yaşananlar yaşatılanlar… Hepsine eyvallah…

  3. AvatarTuncay Arslan Cevapla

    Okudum çok beğendim.
    Ama bu senin yaşam serüvenin.
    Bunu geçmiş, sorgulama, uyanış, ve yeniden dizayn ettiğin hayatı. Bir yazi ile değil bir yazı dizesi ile periyodik olarak yaz.
    Kalemin güzel, yüreğin güzel, hayat hikayen güzel.
    Geçmişe üzülsek bile.
    Geçmişten yaşadıkların seni böyle hayran olunacak güçlü bir emine yapmış.
    Biz sosyal medyada ara ara okuduk ama yeterli değildi tadımlık di hep.
    Şimdi bu yazıyı bir çiçek olarak görüyorum.
    Baharın habercisi çiçek.
    Devamı gelsin.
    Not sadece bu yazını değil her yazdığını çok ama çok beğeniyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir