Leylaklar, Çocukluğum, Hayallerim…

Ülkem, doğduğum yer, vatanım o kadar acılara gark olmuş durumda ki; içimde bi rşeyler sızım sızım… Acılar, ölümler, genç kayıplar, susturulan insanlar, içeride haksız yere yatanlar, fakirlik, sefalet… Ne eklerseniz ekleyin… Çok ama çok şey var dokunulacak lakin YASSAK!

Madem okumak ve beğenmekten de kaçınıyorsunuz, ben de bir yerli Ressamımızın çalışmasıyla anılarıma döneyim…

Aylardan Nisan olduğunda, evimizin önündeki aşağı bahçede (öyle tabir ederdik zira bahçemiz iki katlıydı) leylak ağacımız donanırdı… Aşağı giriş kapısından içeri girdiğimde, özellikle okul dönüşlerimde mis gibi kokardı leylaklar… Bazen koparmak isterdim ama annemin izni olmadan koparmak, Onun hışmına uğramak olacağı için çekinirdim.

Anneciğim, bazı günler Alman Solingen marka kocaman gri dikiş makasıyla leylaklardan birkaç dal keser, diğer çiçeklerle birlikte buket yapar elime verirdi özellikle ilkokulda iken;

“Hadi götür bunları öğretmenine, Fatma öğretmen çok değerlidir, her şeye layıktır, bu çiçekler az bile Ona” derdi… Götürür, annemin bu söylediklerini iletirdim öğretmenime tembihlenmiş gibi😄 Yeşil gözlerinin içi gülerdi, bazen sarılır öperdi ben… O zamanlar öğretmenin öğrencisini öpmesi çok nadirdi zira… O yüzden önemli bir durumdu benim için… Genellikle çiçek götürme işini öğlen yemeği dönüşü yapardım, sonradan ders başlayınca kış güneşinin öğretmen masasındaki çiçeklerin üzerine vuruşunu izler, içim gururla dolardı… Çocukluk işte…

Anneciğim, Leylak dallarından koparıp zambakları da ilave ederek yaptığı buketleri ince zarif camdan vazomuza yerleştirdiğinde; genellikle bilirdim ki o gün önemli bir misafir gelecek evimize… Sobanın üzerine bir tutam kahve atılır, misafir odası diye isimlendirdiğimiz kapalı büyük köşe odanın kapıları açılır, sobası tutuşturulurdu ilaveten… Hele o soğuk günlerde (Nisanda bile soğuk olurdu havalar o zamanlar😥ya şimdi…?) gürül gürül zeytin odunlarının yanışı şu an bile kulaklarımda…

Benim okulda olduğum günlerde gelirdi misafir genellikle… Dönüş saatimde çay saati bitmiş ya da devam ediyor olurdu… İçeriye adım attığımda annemin göz kaş hareketleriyle karşılaşırdım hemen, bu “öp ellerini, hoş geldin de!” demekti… Aksi halde başına buyruk, iyi terbiye görmemiş olduğumu düşünürlerdi belki!

Maazallah böyle bir şey, annemin biricik kızı için isteyeceği en son şeydi… Hele de yaşım büyüyüp liseye başladığım yıllarda gelenlerin arasında benden gizli görücülerin olduğunu öğrenirdim sonradan… Sevmediğim şeylerdi bu görücü faslı… Zaten sonradan da hiç o tür âdetlere fırsat vermedim! Şimdi düşünüyorum iyi mi ettim? Kötü mü ettim diye…🤭🤔😶

Ama en çok okul dönüşü misafirlerle dolu bir evde hatırımda kalanlar cam vazomuzdaki leylaklar, burnumu delen pasta, börek kokuları, nadir de olsa hanımların rujlu dudaklarıyla içtiği gümüş küllüklerimizdeki sigara izmaritlerinin görüntüleri ve anneciğimin karanfil kokulu elbisesinin bedeninde duruşu olurdu… Hâlâ da leylakları resimlerde bile görmek bana o güzellikleri çağrıstıyor…

Leylaklardan yola çıktık nerelere geldik…

Resim: Ressam Saliha Gümüş

Nusret Kantarcı Fisher

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir