Masal, Yaşam Çarkının Yağıdır…

Yaşamı sürdürmek için ‘harcanmaya’ gerek kalmayan zamanın kime göre ‘serbest’ kılındığı başka bir tartışma konusudur. Çünkü gündelik hayatını sürdürmek için kurduğu zaman dengesi içinde hem kendi çarkını, hem de onun bağlı olduğu yaşamın çarkını döndüren insanın bugüne kadar taşıdığı bilgilerin tümü, toplumsal belleğin en eski iletişim aracı olan masallar aracılığıyla aktarılmıştır. Adalet, inanç ve geleneklerin yanında; ahlak, erdem, liyakat ve yiğitlik gibi kavramlar hiç farkında olunmadan masallar aracılığıyla toplumsal dokunun kılcal damarlarına kadar ulaşmıştır. Bir bakıma masal, yaşam çarkını çeviren görünmez dişlilerin arasına dökülen yağdır. Bu yağı kestiğinizde önce o dişliler paslanır, sonra durur ve giderek çürür…

“Ben kendimi masalda buldum”

Bir kaç yıl önce, çocukluğu Batı Toroslar’ın yaylalarında geçen Yörük kökenli, orta yaş üstü bir dostum, çocuklarının kendisini anlamadığından yakınarak “bir gün bizim eve gelsene. Yaşadıklarımı anlatınca bana “bırak baba yaa, bize masal anlatma!” diyorlar diye dert yanmıştı…

Yörük dostum bir doktordu ve oldukça steril, sıkıntıdan uzak bir o kadar da ‘kolay’ bir yaşam sunduğu çocuklarına göre babalarının yaşadığını söylediği hayat yalnızca bir masaldı…

Kendimi de aralarına katabileceğim bir çok ebeveynin iki-üç kuşaktır yaptığı gibi çocukları yaşamın ‘zorluklarından’ uzak tutarak onlara büyük bir kolaylık sağlandığına inanılması ve bunu adeta ibadet eder gibi yerine getirmesinin yarattığı sosyal doku, bana göre bugün yaşadığımız bir çok sorunun temelini oluşturuyor.

Zincir Koptukça Çark Durur

“Biz çok çile çektik, çocuklarımız çekmesin” diyerek temellendirilen yaşama döngüsünün geldiği nokta, çile çekmeden, yalnızca kredi kartına yatırılan meblağı çekerek büyüyen çocukların yaşadıkları coğrafyayla göbek bağını koparmasıdır. Aralarından başaktan ‘fırlayan tohumlar’ gibi yaşamla göbek bağını, -ebeveynlerine rağmen- kurma çabasına giren gençlerin çıkması ve sayılarının giderek de artması yaşam adına sevindirici elbette. Ancak arada kaybolan organik bağların ve yitirilen zamanın yerini doldurmak oldukça zor. Çünkü yaşam, sürekliliktir. Zincirin orijinal halkaları koptukça yerine ikame edilenler bu çarkı çevirmekte epeyce zorlanıyor, kimi zaman hiç çeviremiyor.

Gerçekliğin Dışına İtilen Masallar

Masal, modernitenin giderek salt tüketilen ‘şeyler’ üzerinden anlamlandırıldığı zaman diliminde ötekileştirmenin ve gerçek dışılığın tanımı olarak da kullanılmıştır. Oysa masal, gerçekliğe giden yolda yürürken insanlığın bıraktığı ayak izleridir. Gerçeğe ancak masallardan geçerek ulaşılabilir. Bir bakıma yaşamın, olsa olsa artık masallarda yer alabilecek zorlukları geride kalmış, teknoloji her şeye kolay çözümler üretmiş ve insanlığa sınırsız bir ‘serbest zaman’ armağan etmiştir. Bir litre suya erişmek, bir ekmeğe sahip olmak ve bulunduğunuz yerden binlerce kilometre uzağa gitmek için artık geçmişteki kadar zaman harcamaya gerek kalmamıştır.

Masal, Yaşam Çarkının Yağıdır

Yaşamı sürdürmek için ‘harcanmaya‘ gerek kalmayan zamanın kime göre ‘serbest’ kılındığı başka bir tartışma konusudur. Çünkü gündelik hayatını sürdürmek için kurduğu zaman dengesi içinde hem kendi çarkını, hem de onun bağlı olduğu yaşamın çarkını döndüren insanın bugüne kadar taşıdığı bilgilerin tümü, toplumsal belleğin en eski iletişim aracı olan masallar aracılığıyla aktarılmıştır. Adalet, inanç ve geleneklerin yanında; ahlak, erdem, liyakat ve yiğitlik gibi kavramlar hiç farkında olunmadan masallar aracılığıyla toplumsal dokunun kılcal damarlarına kadar ulaşmıştır. Bir bakıma masal, yaşam çarkını çeviren görünmez dişlilerin arasına dökülen yağdır. Bu yağı kestiğinizde önce o dişliler paslanır, sonra durur ve giderek çürür…

Sürekliliği Besleyen Masal Pınarı

Argo tabiriyle, “bana masal anlatma” ifadelerinin dolaşıma çıkmasıyla, toplumun trajik savrulma dönemlerinden geçerek masallarını yitirmeye başlamasının aynı zaman dilimine denk düşmesi tesadüf değildir. İnsanlığın çocukluk dönemlerinin mitosları gibi, her topluluğun masal örgüsü de o toplumun derin köklerini ortaya koyar. Bir başka deyişle masal, üzerinde yaşanan coğrafyanın yalnızca bir kara parçası olmadığının en köklü kanıtıdır. Masal, içtiğiniz sudan yediğiniz ekmeğe, daldaki kuştan deredeki taşa kadar yaşamın her zerresine işleyen, dahası bu işleyişiyle sürekliliği besleyen bir pınardır.

Ben Kimliğimi Masallarda Buldum

Ben narı ve inciri masallardan öğrendim. Kuşların, ağaçların, otların adını; iyiliğin erdemini, sabrı ve bunun sonunda güzelliklerin bizi bulacağını masallardan öğrendim. Bir kıza gönül vermenin, kırdığın bir gönlü onarmanın neyi ifade ettiğini; sevmeyi, nefreti, iyiliği, kötülüğü masallardan öğrendim. Dahası adımı, kimliğimi ve benliğimi masallarda buldum.

Üzümü Tilkiden, Balı Ayıdan Öğrenmek

Ayı ve tilkinin bitmeyen maceralarını ele alan masallardan öğrendim; dimlit üzümlerini çatallı değnekle asmadan indirmeyi. Tulumdan peynir, kovandan bal, dağarcıktan yağ… Ağaca çıkıp tadına doyulmaz şeker armutlarını yemeyi, ikizi bol bardak kirazlarından ‘sevdiğim kıza’ küpe yapmayı, karnım ağrıyınca yakı vurmayı, başım dönünce ‘püse’ kokmayı masallardan öğrendim.

Tanrıyı ve şeytanı, yeri ve göğü masallardan öğrendim. Hastaların şifaya, dertlilerin devaya, Aşık’ın Maşuk’a kavuşacağını masallardan öğrendim.

Masalını Yitiren Devin Hüznü

Ama dut kurusuyla ‘coco pops’u, elma kakıyla ‘corn flakes’i,bazlamayla hamburgeri takas edip, masallarının kaynağı olan coğrafyasına sırtını dönenleri bir türlü öğrenemedim.

Bu yüzden aldığım her yeni yıkım haberinde masalını yitiren bir dev gibi hüzünlüyüm…

Yusuf YAVUZ

Fotoğraflar: Yusuf Yavuz arşivi, Yukarı Köprüçay Havzası, Sütçüler/Isparta ve Kurşunlu Şelalesi, Antalya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!