Namık Kemal’den Bir Anekdot

Eve kapandığımız bu günlerde acı bir haber vermemek için sizi biracık gülümsetmek istiyorum. Geçen yazımda İtalyan gemisinde rezil olduğumuzu anlatmıştım. İlk günün akşamı yemeğe gittik. Aman Tanrım! O ne lüks! O ne şaşaa! O ne şıklık! Kimi smokinli, papyonlu, kimi ipek gömlekli, bayanlar dekolte giymiş. Biz Ressam Aydın Karahasan ile  Hint fakirleri gibi sofraya oturduk.

Bir ara baktım Aydın panik halinde masaya bakıyor, o manzarayı –sözcükler yetmese de- anlatmalıyım: Önümüzde üst üste konulmuş üç porselen tabak, üç kristal bardak, üçer tane gümüş çatal bıçak, kaşık… Her şey en pahalı cinsinden. Peçeteler ipek işlemeli. Şimdi hangisiyle neyi yiyeceksin. Aydın kulağıma eğildi: “Yahu Yücel burada üç Aydın yok ki, ha bu ne rezilliktir?..” dedi.

O anda ben kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyorum. Aydın tedirgince bana baktı: “Senin yüzünden! Ben böyle seyahat istemem, inelim!” dedi. “Yahu Aydın bu dolmuş değil ki! Nereye, nasıl inelim!” dedim, “yok inelim!” diye tutturdu. Böğrümden dirsek yememek için kenara çekilince yanımdaki bayan rahatsız oldu. “Affedersiniz,” falan diye mırıldanırken amiral gibi giyinmiş garson önümüze yemek listesini koydu. Adama garson diyemezsin, belki de başkaptan. Sipariş vermeye utanıyoruz. Derken sipariş istedi. Yemeklerin adı İtalyanca ve İngilizce. Gözümüzü kapatıp parmağımızı bir yemeğin üstüne koyduk. Bekle babam bekle. Sonunda yemekler geldi. Baktım Aydın elini çenesine koymuş: ‘Ben ne ısmarladım, ne geldi,’ der gibi öfkeyle tabağa bakıyor. Yeniden gülme krizine tutuldum mu!.. Bir yandan garip Aydın’a bakıyorum, bir yandan kendi tabağıma: “Ulan bu nedir?” Beter durumdayız. Aydın yandaki hanımın sınırına geçmemek için azami dikkat sarf ederken benim bardağı devirmez mi, havada yakaladım. Su üstümüze döküldü, yanımdaki bayana çarptım, elinden çatal düştü. Artık kıpırdamıyorum. Aydın’ın alnında boncuk boncuk terler, sakalları aslan yelesi gibi kabarmış, ter sakalının üstüne damlıyor… Ben bela çıkmasın diye uzak duruyorum.

Sonunda biz mi yemeği yedik, yemek mi bizi bilmiyorum. Aydın: “Haydi üst kata gidelim,” dedi. Ben güvertede kahve içeceğimizi sandım. Orada dünya mutfağından her çeşit yemek var. Kendin istediğini seçiyorsun. Yukarı geldiğimizde Aydın tepsiyi alıp yemek sırasına geçti:

“Napıyorsun?” diye sordum.

Namık Kemalîn Başına Gelen…

“Bak, Namık Kemal Paris’e kaçtığı yıllarda bir lokantaya oturmuş. Fransızlar bakalım bu Osmanlı ayısı nasıl yiyecek diye dikkat kesilmişler. Namık Kemal yarım tavuk ısmarlamış, peçetesini önüne açıp çatal bıçakla tavuğu kemiklerinden öylesine temiz sıyırıp yemiş ki, Fransızlar aşk olsun demişler. Garson gelip tabakları kaldırınca Namık Kemal, yarım tavuk daha getirin demiş ve kolları sıvamış. Fransızlar hemen sormuşlar. Doymadınız mı Namık Bey? Hayır, demiş, birinci tavuğu sizin için yedim, mideme bir bok gitmedi, ikinci tavuğu kendim için yiyeceğim…”

Aydın Karahasan – Yücel Feyzioğlu

Yücel FEYZİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...