Nar Lekesi Bu, Başka Şeye Benzemez!

-Şu sinek de konsa artık bir yere.-

“Keşke”ler vardır hayatımızda, sonralarda bir anlığına hüzün veren bir anıya dönüşür.

-Arada da kocaman bir sineğin vızıldaması var tabi-

Hani vardır ya yaşlılarımızın birden bire duyulan “ah”ları, iç çekişleri, dalıp giden gözler; işte hep o keşkelerin hüznü. Neydi bu “keşke”ler? Kim koyuyordu onu oraya?

-Şu sineğe bir dur demeli. Yazmama müsaade etmiyor mübarek!-

Nasıl bir büyü var da şu “keşke”de, yaptığı yanlış da olsa toz kondurmayıp yapmaya devam eden insanoğlunu kendini sorgulamaya sevkediyor? Bununla da kalmayıp gururundan yanına yaklaşılamayan insan geçmişinden elem duyuyor, eleminin başına da “keşke” konuyor. Konmuyor hatta, bildiğiniz tünüyor. Peki oradan biri çıkıp demez mi kısacık ömrüme bir de keşke mi koyayım? Daha neler! Hayır bayım, kesinlikle koymayın. Nasıl olsa o gelip bir anınıza tüner elbet. Neydi bu ömrümüzü paylaşmak istemediğimiz? Yoklayın anılarınızı bakalım. En geçmişe, ilk anılarımızı koyduğumuz köşeye. Kendi köşemden bir anımı paylaşayım sizinle.

Herkesin illa çok sevdiği değerli bir eşyası olmuştur elbet. Hani o gözümüzden sakındığımız ama başka tüm gözlerin de görmesini istediğimiz… Benim de küçükken bir gelinliğim vardı. Şimdikiler beğenmez belki ama o zamanlar benim için çok değerliydi. Rengi biraz sarıya kaçmış, şu yuvarlak demiri olmayanlardan. Bizimle aynı köyde oturmayan teyzem hediye etmişti. Hatırlıyorum da o gün sabaha kadar uyuyamamıştım heyecandan. Bi yarın olsun da herkese göstereyim istiyordum. Neyse uyuyakalmışım. Sabah erkenden gelinliğimi giyip öyle sofraya oturdum. Tabii annem başladı hemen azarlamaya. Ama ben aklıma koymuştum bir kere. Gelinliğimi herkese gösterecektim. Annemi bin bir sözle ikna ettim sonunda. Kirletmeyeceğime dair, dikkat edeceğime dair, yerde kirli toprağın üzerine oturmayacağıma dair… sözler, sözler ve sözler.

Sonunda işkencem bitti ve annem gitmeme izin verdi. Koşarak çıktım evden. Büyükbabamgile nasıl geldim hiç bilmiyorum. Avlunun kapısından şöyle bir yokladım, bizimkiler görmüştü beni. Şimdi şov zamanı. Ağır ağır avluya girdim. Arkadaşlarım koşarak yanıma geldi. Hep bir ağızdan gelinliğim hakkında konuşmaya başladılar. Biri beğenisini, öbürü nerden aldığımı, bir diğeriyse bana yakıştığını söylüyordu. İstediğim olmuştu işte, mutluydum. Çünkü hepsi gelinliğimi konuşuyordu. O sırada büyükbabam kamyonetiyle avluya girdi. Etrafına toplandık hemen. Kamyonetin kasası narla doluydu. Herbirimize birkaç nar verdi.

İşte o zaman beyaz gelinliğimle nar yeme gafletinde bulundum. Kıpkırmızı nar sabahtan beri özenle koruduğum gelinliğimi saniyeler içerisinde mahvetmişti. Beyaz gelinliğim artık kıpkırmızıydı. Gözyaşlarımı zor tutuyordum. Çeşmenin yanına koştum ve elimden geldiğince yıkadım. Yok, daha da berbat etmiştim. Lekeyi her yere bulaştırmıştım. Evin yolunu tutmaktan başka çarem kalmamıştı. Eve ağlayarak girdim. Annem halimi görünce önce kızdı, sonra üstümden çıkarıp yıkadı. Ben de yaşlı gözlerle gelinliğimin akıbetini bekliyordum. Annem iyice yıkadıktan sonra şöyle bir açıp baktı. Sonra da bir iç çekişle: “Sana söylemiştim böyle olacağını. Keşke beni dinleseydin. Bu nar lekesi, asla çıkmaz!” dedi. Annem kondurmuştu artık “keşke”yi gelinliğime. Ben ne yapabilirdim ki…

Zeynep ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...