Sıcaktı…

Sıcaktı, Sahra Çölü’nün kumlarına basmamak için seksek oynayan develerin şu frenk kahramanı Quasimodo’yu kamburuna şükrettirecek büyüklükteki hörgüçlerini kurutacak, hatta bugün hayatta olsaydı meşhur Cehennem tablosuna sekizinci bir kat eklemesi konusunda Bocaccio’ya ilham verecek kadar sıcak!

Kendini sanki Etna Yanardağı’nın ağzında mahsur kalmış, ruhunu eriten bu sıcak hava dalgasında nefes almakta güçlük çeken, bir zamanlar 10 kaplan gücünde olduğu halde elan iktidardan düşmüş, dili dışarı sarkmış bir kedi yavrusuna dönmüş Kızılmaske gibi hissetti. Kalan son gücüyle buz dolabının kapısını açtı. İşte tam o anda göz bebekleri Türkan Şoray ve Sophia Loren’i çirkinler listesinde bırakacak denli güzel bir anime kahramanınınkiler kadar irileşti. Hz Musa’nın asasıyla Kızıldeniz’i yarıp Firavun’a iki büklüm tövbe ettirdiği o mucizeden sonra  belki de en büyüğü bu olmalıydı. İçi buz gibi soğuk suyla dolu bir şişe tam karşısındaydı!

Doğduğu gün güneş batıncaya kadar Apollon’un sürüsündeki tüm koyunları çalan, Yahudileri koruyup gözettiğine inanılan şu aç gözlü medya tanrısı Hermes’i bile utandıracak kadar seri bir hareketle şişeyi kavradı. Dudaklarına yaklaştırdı. Ağzı köreltilmiş camın hissiz dokunuşunu kristalleşmiş suyun labrodor akıntısını aratmayan serinleticiliği takip etti… Dişlerinde tarif edilemez bir hassasiyet ve damaklarında uyuşturucu bir etki bıraktı. Bu kutsal sıvının muktedir akışına bir saniye bile direnç gösteremeyen biçare dili suyun şeklini aldı. Taarruz ustası Cengizhan’ın o amansız saldırılarını bile sinek vızıltısına çeviren azametli su, dilin tümseklerini hoyratça aşındırıp akarken üst damağına her defasında bir koç boynuzu gibi çarparak gözlerini yaşarttı.

Bu beklenmedik istilaya hazırlıksız yakalanan burun delikleri, Konstantinapolis’in o muazzam surlarında Şahin topuyla açılan gedikler misali kocaman oldu. Yüzü  öyle kızardı ki, sanki insan teni değil de bir ejderhanın çatallı dilinden çıkan alevdi parlayan. Buna rağmen suyun soğukluğu damarlarındaki o müşfik kanı çileden çıkmış, gömleğini pantolonunu yırtmış bir Hulk’a çevirmişti. Daha önce bir beşik misali tıngır mıngır sallanan kalbi, şimdi adeta zincirini koparmış bir doberman saldırganlığıyla koşuyordu. Bu kuvvetli basınca karşı koyamayan zavallı yutağı her açılıp kapanmasında oluk oluk suyu yemek borusuna gönderdi. Ceviz büyüklüğünde yağan dolu misali midesine çarpan su canını acıttı. Acı büyüdükçe büyüdü, midesi kasıldıkça kasıldı ve nihayetinde bir gayzer basıncıyla havayla karışık şu ses çıktı ağzından dışarı: OHHHHHHH…

ŞŞRRRAAAAKK! diye bir ses işitti, hemen ardından ensesinde şiddetli bir yanma, tarifsiz bir acı…

Dönüp baktı arkasına. Rahmetli babaannesiydi.

“ELHAMDULİLLAH  DE, GAVUR!!!” dedi öfkeli bakışlarla…”OH DENMEZ!”

Özer BİLGİÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...