Sırça Kalp

Erken kararan bir günün gecesi… Rıhtımdayım. Bugün kazandığım ödülün heyecanı biraz yatışsın eve öyle gideyim diye düşünüyorum. Banka oturdum. Karşımdaki petrol kuyularının cılız ışıkları denize yansıyor. Ardında lüks köy evleri gibi sıralanmış villalar. Karım Gülizar da istiyor bu evlerden, istesin bakalım sinsi Gülizar. Kar pamukçuklar halinde yere inerken üzerime düşenleri izledim, hemen eriyip yok oluyor. Rüzgâr, yüzümü okşamaktan çok sert bir tokatla çarpıp geçiyor, rüzgârla dertleşilmez. Ama deniz olur, dalga sesleriyle cevaplar beni ve her gidişinde yeniden döner bana. Cevap vermese de olur, dinlesin yeter. İnsanın kederlerinde olduğu gibi mutluluğunu da paylaşacak kimsesi olmayışı ne kötü. İçimde mayalanarak büyüyüp benliğimi saran yalnızlık yordu beni, konuşup rahatlayamıyorum.  

Bir önceki ödülümü müjde verir gibi söylediğimde, arkadaşlarımın sevinmiş gibi görünüp ben odadan çıkar çıkmaz arkamdan beni kılıbıklıkla damgalayıp nasıl kahkahayla güldüklerini hiç unutmadım. Artık kimseye açıklamak istemiyorum müjdelerimi. Kapı kapanır kapanmaz merdivenin ilk basamağına adımımı atmadan daha, sabırsız kahkahaları keskin kötü bir koku gibi yayıldı, duyup duymayacağımı bile önemsemediler. Oysa taştan zannettikleri kalbim sırçadandı, tuzla buz olmuştu o anda. Yaralarım kapansa da, zihnimdeki izleri hâlâ canımı acıtıyor. İnsan olmak böyle bir şey, ama insan kılığındaki bu canlılar anlayamıyorlar ki… Yazıklar olsun sizin gibi arkadaşlara…

Derdimin aç bir kurt gibi beynimi kemirmesindense anlatıp kurtları dışarı salmak ve rahatlamak istemiştim. Karımın ilgisizliği ve saygısızlığı, kaynanamın alayları ve karımı kışkırtmaları… Sıkıntılarım, arkadaşlarımdan bir çare umarcasına kelimelere dökülüp çıkmıştı ağzımdan, ama bu sefer dıştan daha teçhizatlı olarak beni yiyip bitiriyordu bu aç kurtlar. Sonra öğrendim ki, acılarını boşaltıp kurtlarını dışarı vermek başkalarının gözünde küçültüyormuş insanı. Elifle ayının farkını bile bilmeyen insanlar, yangını söndürmek yerine daha çok alev alsın diye üflüyorlardı Mecusi gibi. Kimse haklı da olsa masumun, mazlumun yanında değildi ki. “Erkek değil misin, vur ağzına karının, kov kaynanayı, kes harçlıklarını, bakalım bir daha yapıyorlar mı?” türünden telkinlerine pabuç bırakmadım. Ayıptır, günahtır diyorum, kaba insanlar anlamıyorlar. Ben hak ediyormuşum, zayıfmışım, güya sessizmişim, güya hakkımı arayamıyormuşum, başıma vur ekmeğimi almış, falan filan. “Od düştüğü yeri yandırır.” der atalar, onlara göre önemli olan güçlü olmak, tabi arsızlığı güçlü olmak sanıyorlar. İnsanlar da devletler gibi, zayıf olan güçlünün kolay lokması. Evlerde iş yerlerinde çatışma varsa, devletlerin arasında olması hiç abes değil. Yazıklar olsun sizin gibi Elifba’yı tersinden okuyanlara…

Soğuktan ellerim morarmış, ama içimdeki yangını söndürmeye yetmiyor. Çaycı çocuk buraya kadar geldi. Bardağın buğusu üşüdüğümü hissettirdi. Paltomun yakasını kaldırdım, uçlarını da dizlerime iyice çektim.

Başarılar, insanları saygın yapar dedim. Evdeki sorunumu unuttururum, belki severler, sayarlar, onlardan biri gibi görürler dedim. Projeler geliştirdim, rüyalarımda bile gördüm, durmadan çalıştım. Onca olumsuzluğun koynunda, evimden günlerce ayrı kalarak, verimsiz bir arazide çalıştım sabırla. Kaç tane toprak analiz merkezinden olumsuz rapor alan toprağa yine kendi bulduğum bir bitki atığıyla verim kazandırdım. Amirlerim, arkadaşlarım yine güldüler arkamdan. Başarı da kâr etmiyordu saygın olmaya. Elit olmanın güzelliğini hiç tatmamış onlar, ne kadar uğraşsam da farkıma varamıyorlar. Arsız olamadıktan sonra, böyle insanları hissettirmeden kemirmek için uyuşturucu faredişlerinden yoksun olduktan sonra, neylesinler başarıyı, neylesinler entelektüelliği? Bir kez kırılan kalp, yapıştırıldıktan sonra sadece sarsılır. Ve yapıştırılan yerler ne kopup dağılır ne de eskisi gibi birden bin parçaya bölünür. Sarsıldı ve durdu kalbim…

Bakanlığa göndermiştim projemi. Ödül kazandığım zaman arkadaşlarım tebrik bile etmediler. Kutlamaya çağırmıştım, alkolsüz kutlama olmaz diye katılmamışlardı. Yürüyüp kısalttığımı sandığım aramızdaki mesafe meğer gittikçe uzamaktaymış. Terfi ettiğimde bakışlarındaki kin, ateş bulsa tutuşacak kadar baruttu. Sakin ve mütevazı mizacımla onlara bu fırsatı vermedim. Yezit ruhlular işte. İlk ödülümle karım bir araba almıştı kendine.  İki yıldır kullandığı araba için teşekkür etmek şöyle dursun, nasıl yaptığımı, çalışmamın ne olduğunu, nerede uğraştığımı bile merak etmedi. Gözünde diplomalı çiftçiyim. Anlatmaya çalıştığım daha ilk cümlemde “İyi, iyi anladık, işini iyi yapıyorsun ödüllü çiftçim benim anladık.” demişti. Defalarca kırılan kalbim sarsılıp durulunca, araba alma plânını anlatmıştı.  Yazıklar olsun sana bencil Gülizar…          

Bugün çıkışta e-mailime gelen haber ikinci ödülümü müjdeliyordu. Suni gübre kullanmadan, yine tarlada kalan bitki köklerinin hayvan dışkısıyla işlenmesinden elde ettiğim karışım, üretimi yüzde on beş arttırdı.

Oh olsun işte, bu ödül daha büyük ve kimsenin haberi yok. Bir tek köydeki annemi aradım, komşuya çağırdım telefona. Benim plânlarımı da bir tek o biliyor.

Ödülümü annemin adına bankaya yatıracağım. Boşanacağım karımdan. Avukatla görüştüm bile. Bakü’de bir ev alıp annemi yanıma alacağım. Annemin bana bulduğu bir kız vardı eskiden, Gülizar yüzünden evlenmeyi istememiştim.  Geçen yıl, Kür nehri taşıp da köyümüz sular altında kalınca bize gelemeyen annemi komşu köydeki akrabalarının yanına götürmüş ve aylarca bakmıştı. Hâlâ evlenmemiş, güzel kızdı aslında. Annem mutsuz olduğumu söyleyince geçenlerde, kafasını sallayıp gülümsemiş. İyiye yoralım bu gülüşü dedi annem telefonda. Kapılmıştım Gülizar’ın mavimsi gülüşüne. Hep öyle gülecek zannetmiştim. Yazıklar olsun sana ikiyüzlü Gülizar.

Annemin yüksek tansiyondan hastaneye yatırıldığı zamandı. Başında naylon bonesi, üstünde pembe önlüğü, bembeyaz yüzü ve masmavi gözleriyle gülümseyen Gülizar, nasıl da güzel görünmüştü gözüme. Annemin etajerini her gün üç defa silen, silerken gönlümde kendinden başka her şeyi silen Gülizar… Lavaboya gideceği zaman annemin terliklerini çevirmekten usanmayan, evlendikten sonra annemi köylü diye yanına istemeyen Gülizar. Sonraları beni de beğenmeyen Gülizar… Yazıklar olsun sana kibirli Gülizar.

Ziraat mühendisi olduğumu bildiği halde, bilerek evlendiği halde, araziden geldiğimde çamurlu ayakkabılarımı bana temizletirken, artık yalnızca kendini gönlümdeki yerinden silen Gülizar. Temizlikçilikten zengin, sosyetik ev hanımlığına terfi eden, terfi ederken geçmişini unutan Gülizar… Ne zaman konuşmaya çalışsam mavi gözlerini kırpıştırarak nasıl alaya alacağının hesabını çabucak yapan daha cümlelerim bitmeden bana inceden alaylarla laf dokunduran kinaye ustası Gülizar. Havaya, kar tanelerine, denize söyleyebiliyor da insan karısına söyleyemiyor. Bu yalnız bırakış acısını sen de tadacaksın. Yazıklar olsun sana densiz Gülizar…  

Annemin köyden getirdiği peynirleri, yoğurtları dilenciye verirken, annemin şalını parmak ucuyla tutup vestiyere kaldırırken bilmiyordu kalbimin sırçadan bir saray olduğunu. O saraya gülüşüyle sahip olduğunu ve gülüşü olmadığında sultanlığının elden gideceğini bilmiyordu. Annem elinde çizgili telis çantasıyla sırtımı sıvazlayıp “Eden bulur oğul. Sabır! İt tutsan da aslını sor, demişler, sormadık.” deyip dediği günün ertesinde sessizce giderken gönlümde sultanlığı gitti Gülizar’ın. Yazıklar olsun sana hürmetsiz Gülizar…   

Artık bakanlıkta çalışacağım, özel laboratuar tahsis edecekler bana, araba da. Yarın yola çıkacağım. Bakü’de her şey daha yahşi olacak. En güzeli Gülizar ve annesi hayatımdan silinecek. Gönülden silinenin hayattan silinmesi daha kolay oluyor. Bir zamanlar bakarken içimin titrediği mavi gözlerini, görmek bile istemiyorum nice zamandır. Bu onlara katlanacağım son gece olacak. Ben yarın gece eve gitmeyince merak ederler mi ki? Mahkeme kâğıdını alınca yüzünün şeklini görmek isterdim. “Diplomalı temizlikçiden boşanmak istiyorum hâkim bey.” demek isterdim, ama bana yakışmaz onun zehirli oklarıyla onu yaralamak. Dil yarası kılıç yarasından yamandır, demiş atalarımız. Ben de sessizce çekilmeliyim hayatlarından. Yapmak zorunda kaldığımı gözlerini korkutmadan yapmalıyım. Yok, işime taş koyarlar diye korkumdan değil, zarifliğimden. Konuşulacak insanlar değil ki onlar. Dillerinden çıkan sözler, zehirli ok gibi. Beni böyle bir çare düşünmeye mecbur ettin ya, yazıklar olsun sana basiretsiz Gülizar…

Mosmor ellerim cebimde, rıhtımdayım hâlâ. İkinci çay daha lezzetli geldi. On kat fazla verdim çay parasını, gülümsedi esmer çocuk. Onun gülüşü mutluluğundan, yaralı kalbim yaraya merhem olmaktan hoşnut. Elmira Rahimova’nın yanık sesi ocaktan buraya dek geliyor, ‘incitme meni…’ ağlamaklarla dolu içim. Birkaç dakika içinde müziği açıp elinde bir simitle döndü “Benden ağabey.” dedi uzattığım parayı almadı, sevinerek gitti. Onca yasağa ve önleme rağmen çocuk işçiler bitmiyor, kendi kendilerine çalışıyor değiller ya. Ailesini dinlemeyip de ne yapsın bu çocuklar? Bir proje cümle yazıldı zihnime işçi çocuklara dair. Eğitim Bakanlığına da bir proje yazıp göndermeliyim. Annemin ‘sabır’ öğretisinin ilhamıyla yoğrulmuş bir proje. Kimselere söylemeden, söyleyip de alaylarının sabır ağacımı yontmasına izin vermeden harekete geçip bitirmeliyim.

Akşam Gülizar konuşurken kafamda yazarım. Yarın da iş yerindeki arkadaşlarım internetten alıntı şakalarını sulu sepken gülüşler eşliğinde birbirleriyle paylaşırken projemi yazıya geçiririm, vedalaşmadan çıkıp giderim. Yazıklar olsun sizin gibi vefa yoksulu arkadaşlara…

Ayakkabılarım çamur oldu, Gülizar beni tarladan geldim sanacak yine. Sansın. O söylenirken ben ayakkabılarımı temizleyip yemeğimi ısıtacağım. Ne vakit gidersem gideyim, hep yemiş oluyorlar yemeklerini. Ben yemek yerken, mavi gözlerini kırpıştırarak vitrinlerdeki yeni kış sezonu ürünlerinin güzelliğinden, dolabı dolu olsa da giyecek bir şeyi kalmadığından bahsedecek biteviye, sonrası malum para isteyecek. Yazıklar olsun sana yiyici Gülizar… Bense kafamda projemi plânlayacağım ve sözlerine de gülüşlerine de hiç aldırış etmeyeceğim, çünkü bu onlara katlanacağım son gecem.

Yazıklar olsun sana nankör Gülizar…

Zeynep Sati YALÇIN

Beklerken, İz Yayıncılık, 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...