Sordum Sarı Çiçeğe…

Gördüğüm her sarı çiçek babaannemden kalan çocukluk anılarımı canlandırır. Yaşadığı dağ köyünde sabahları küçük pilli transistörlü radyosunu açıp türkü dinlerdi ekmek ederken ocakta.

Onun için radyoda çalan her müzik TÜRKÜ idi. O küçük radyonun adı da “çanta radyo” idi, plastikten yapılmış bir muhafazası ve omuza asılabilen sapı vardı. Bir çanta gibi taşınabilirdi harman yerine.

Harman yerinin bir köşesinde “PITANA” edivermişti. (Belki bilmeyen vardır Pıtana demek patates demektir.) Yere otururduk o elinde küçük kazması ile kumlu toprak altından Pıtana çıkartırdı. Bir gün pıtana çıkartırken çanta radyo, o sırada “sordum sarı çiçeğe” türküsünü çalıyordu bu türküye eşlik etmeye çalışıyordu babaannem.

Türkü çalarken bir yandan bana da öğretmeye çalışıyordu sözlerini, belkide tek bildiği türkü oydu. Çünkü söz Yunus’undu, “bizim” Yunus’un idi, tertemiz Türkçe idi. Dağ köyünde Türk olanın, tertemiz Türkçe dışında dili olamazdı ki.

Sordum sarı çiçeğe benzin neden sarıdır
Çiçek eydür ey derviş ahım dağlar eridir
Yine sordum çiçeğe sizde ölüm var mıdır
Çiçek eydür ey derviş ölümsüz yer var mıdır

Bu sözlerin çok sayıda çeşitlemesi de vardır özellikle ilahi biçimine sokulurken.

Mehmet Kaplan hoca, “Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar” eserinde şöyle bir açıklaması vardır;

“Bu şiirde: Çiçek, hayatın, dinin ve kâinatın sırrını anlamış bir arif hüviyeti taşır. (Göçebe edebiyatında) Oğuz Kağan’a yol gösteren, gök yeleli büyük erkek kurttu. Burada insanı aydınlatan çiçeklerdir. Kurt ile çiçeğin öğrettiği hakikatler birbirlerinden çok farklıdır. Bu fark, göçebe medeniyeti ile köy medeniyeti arasındaki farkı gösterir.”

Çiçek ile Derviş bu şiirde çok güzel söyleşir, elimize ulaşan bu söyleşiye zamanla eklemeler yapılmış mıdır? bence evet, Çünkü YUNUS bu topraklarda çok sayıdadır ve hepsi BİZİM YUNUS olmuştur.

Devamında;

Yine sordum çiçeğe: Kışın nerde olursuz?
Çiçek eydür: Ey derviş kışın türab oluruz.

Yukarıdaki sözlerde yani çiçek-derviş söyleşisinde,  ayrımına vardıysanız. Soruyu soran  Derviş, bir şekilde ölümsüzlüğü aramaktadır. Çiçek acaba ölümsüzlüğün bir çaresini bulmuş mudur? Öyle ya, dağlarda çiçek her zaman vardır.  Çiçek bu soruyu “toprak” oluruz diyerek yanıtlamıştır. Çiçek de ölmekte toprak olmaktadır.

(Eydür: der ki, türab: toprak)

Bugün Anadolu’da bu inanç yok olmuştur. Tertemiz Türkçenin yok olması gibi, Türk de yok olmuştur dil yok olunca. Geriye kalan, Türk dışı posadır. Bizim Yunus’un inancı yok olup geriye “dışkı bir inanç” kalmıştır:   

Sarı çiçeğin benzinin sarılığı onun yaratanı karşısındaki acizliğinin simgesidir bu şiirde ve çiçeğin buna inancıdır. Çiçek Dervişe inanç öğretmektedir. Doğadaki her varlık her renk bir şeylerin göstergesidir.

Arap olan kitaptan arar okur ayetleri/işaretleri, Türk olan doğaya bakar, doğadan okur, öğrenir, alır.

Bu söyleşide derviş yine sorar çiçeğe;

Yine sordum çiçeğe: Âdem’i bilir misiz?
Çiçek eydür: Ey derviş Âdem binde biridir.

Adem dediği insandır, ama insan demek sokaklarda sürekli gördüğünüz “iki ayağı üzerinde dik yürüyen tüysüz yaratık” demek değildir. Yunus’daki “adem” yani insan, “nadir bulunan” yaratıktır.

O yüzden şiirde sözü gediğine koyar bizim Yunus;

“Adam” görünen şu insanlar arasında ancak binde birdir, der. Her gördüğünüz “iki ayağı üzerinde dik yürüyen tüysüz yaratık” insan değildir bizim Yunus’a göre.

ÇİÇEK yani DOĞA, “Dervişe”, DİN, YOL, İNANÇ öğretir.

Çok uzattım. Bir “sarı çiçek” bir sürü lakırdı ettirdi bana, 5-6 yaşlarıma iniverdim, babaannemin kazmasının yardımıyla çıkartılan PITANA-ları topraktan minik ellerimle sepete koyduğum günleri anımsadım…

Kartal YOLCU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...