Yüzünü Yuyucular Görsün!

Beni uyandırdıklarında daha yeni ağarıyordu, gün ama keşikçi kadınlar çoktan başlamıştı, ekmek atmaya. Birbirine sırayla yardım eden kadınlara keşikçi diyordu nenem. Kasabada kadın dünyasına ait zaman ve zahmet isteyen ağır işler, bu keşikçilik sayesinde kolaylaşıyordu. Yazılı olmayan ama riayetine herkesin titizlikle özen gösterdiği kuralları vardı keşikçiliğin. Borcu olan keşikçinin sözlüğünde hayır yazmazdı, mesela. İki eli kanda da olsa evet demeliydi, sırası gelen keşikçi.

Çukurova’nın cehennem ateşinden müstear güneşine yakalanmak istemeyen kadınlar, gün yükselmeden işi bitirmek için acele ediyordu. Üçüncü bir ekmek tahtası olsa hızlanacaktı, işleri. İşte keşikçi kadınların bu acelesiydi, beni uyandıran. Ayşe Abladan seynit (ekmek tahtası) istemeye gitmem gerekiyormuş. El kadar çocuğun kocaman ekmek tahtasını nasıl taşıyacağını düşünen yok, tabi! Sırf erkek kuvvetime laf gelmesin diye koca seynidi taşımayı göze alıp itiraz etmeden yola düştüm.

Sesime uyandı Ayşe Abla. Uykulu gözlerle, tedirginlik içinde açtı kapıyı:

-Aman çocuğum, iyi ki geldin! Gün öğlen olmuş… Namazdan sonra içim geçmiş, uyuyakalmışım.

Gün daha yeni ağarıp geliyordu ama Ayşe Abla o vakte kadar uyumuş ve birilerine bu halde yakalanmış olmaktan utanıyordu. O kadar mahcup görünüyordu ki sabahın köründe rahatsız ettiğim için özür dilememe bile gerek kalmadı. İlginçtir, çocuk dünyamda iz bırakmış kadınların hemen hepsi dinlenmek, uyumak hele keyif çatmak gibi insan için son derece doğal olan ihtiyaçlar karşısında utangaç ve mahcuptular, hep.

Evet, bunlar bir ihtiyaçtı ama el âlem görmeden mümkün mertebe gizlice yapılmalıydı. Yine ilginç biçimde, dinlenirken başkasına, özellikle de hemcinslerine yakalanan bu kadınların ceplerinde hep hazır duran bahaneler birbirine çok benziyordu: Çamaşırı daha yeni serdim, vallahi belim koptu sabahtan beri; uzandıydım… Çocuk hiç uyutmadı gece; iki dakika dinleneyim dedim, şurada… Arka bahçeyi temizleyeyim dediydim; başıma sıcak geçti, herhalde…

Ekmek tahtası başka bir komşudaymış; Ayşe Abla kendisi gidip alacakmış. O da kahvaltı için çocuklarına sac böreği ve sıkma yapmak istiyormuş. Hazır sac kurulmuşken iki topak hamur yoğurup o da gelecekmiş; zaten Musa Emmim de (kocası) çok severmiş, sıkmayı.

-Ismaan halaya selam söyle, kolay gelsin de; seynidi de hamurumu da alıp hemen varıyorum, ben de.

Ekmek tahtasını taşımaktan kurtulmanın verdiği mutlulukla döndüm, eve. Ayşe Ablanın gecikeceğini ve işin uzayacağı anlayan keşikçilerin suratı düştü, söylediklerimi duyunca. İçlerinden biri:

-Ekmek tahtasını alacakmış da hamur yoğuracakmış da gelecekmiş… Teaaah.. Haydi gızım, haydi… ‘Bana bir goca gerek, o da bu gece gerek!’ diyemedin mi, yavrum!

-Ne diyorsun, sen ya!

Diğerlerinin ağız dolu kahkahası, kör sabahın sessizliğinde kulaklarımın zarını patlattı:

-Siz ne diye gülüyorsunuz!!?

Bir işin zamanında yapılması gerektiğini vurgulardı, bu ahlaksız cümle. İyi de bunu anlatmanın daha edepli yolları yok muydu? Bu patavatsız ve boş boğaz kadın bula bula bunu mu bulmuştu? ‘goca’ ve gece’ sözcüklerindeki ses uyumu falan da umurumda değildi. O kadar kadının içinde duyduğum bu sözler, beni utanç içinde bırakmıştı. İsyan dolu itirazlarım, keşikçi kadınların kahkahaları arasında boğulup gitti, tabi. Erkeklerin yanında nefes alırken bile temkinli olan, görgü kurallarına aykırı en küçük bir davranışı dahi ahlaksızlık addeden bu kadınlar, yalnız kaldıklarında o çok değer verdikleri toplumsal kuralları alenen çiğniyorlardı. Hem nasıl olur da beni erkekten saymazlardı! 12 yaş az mıydı? Çocuk aklımın anlayacağı işler değildi… En iyisi kaçmaktı; kaçmak ve bir an önce kurtulmak…

Kulağımı arsız keşikçi kadınların kahkahalarından kurtarmak için kaçıp yatağıma sığındım ama uyumak ne mümkün! Kısa bir süre sonra kahkahalar yerini kikirdeşmeye bıraktı. Ardından beni çekiştirmeye başladılar:

-Bu da başımıza erkek kesildi, anam!

-Bak hele, daha yoğurdu yumruğuyla yiyor ama heriflik taslıyor, bize!

Bahşiş yörükleri ‘bir iş için yeteri kadar olgun ve büyük’ olmadığınızı anlatmak için yoğurdu yumruğuyla yemek deyimini kullanır. Ne kaşık tutacak ne de yufkayı lokma yapacak kadar büyümüştür, yoğurdu yumruğuyla yiyenler. /y/ seslerinin tekrarıyla sağlanan uyuma dikkat buyurun lütfen!

Aslında bu arsız kadına verecek çok iyi bir cevabım vardı ama utancımdan dışarı çıkamıyorumdum ki… Bu yüzden yastığımdan başka duyan olmadı, isyan dolu cevabımı:

-Kocaman ekmek tahtasını taşıtmak isterken küçük demiyordunuz ama…

Keşikçi kadınlara karşı hissettiğim öfkenin sınırı yoktu. Yatağımın içine büzüldükçe içimdeki volkan, yüreğimin çeperlerini dışa doğru daha da zorluyordu, patladı patlayacak… Nenem, nefret edip yüzünü bir daha görmek istemediği kişiler için ‘yüzünü yuyucular görsün!’ diye beddua eder. Yörüklerin dilinde yuyucu, gassal yani ölü yıkayıcı demektir. Sözcüğün bu anlamı, tarihi metinlerimizde kayıtlı… Ta Yunus Emre’den yani 13. yüzyıldan beri yörüklerin hafızasında döne devrile bana kadar ulaşmış. Benimle dalga geçen, erkeklik gururumu hiçe sayan keşikçilere karşı duyduğum kızgınlığı ancak bu beddua teskin ediyor: yüzlerini yuyucular görsün!

Biraz gecikmeli olsa da Ayşe Abla da geldi yardıma… Üç koldan bezeleri teker teker bitirip koca hamur leğenini boşalttılar, kısa sürede. Neşeli atışmalar geliyor kulağıma… Kadınların keyfi yerinde… Sıcak iyice bastırmadan sıkma ve börek keyfine başladılar. Kimi peynirli kimi patatesli istiyor, böreğini… Bir başkası da sıkmasında bol tereyağı istiyormuş. Başımı yastığa gömdükçe sanki kulaklarım daha da keskinleşiyor, her ayrıntıyı duyuyorum…

Sıcacık bazlamalara sürülen tereyağının kokusu da dürtükleyip duruyor beni. Keşke bu kadar kızmasaydım… Ne vardı, bu kadar sinirlenecek? Yok, yok… İyi oldu, kızdığım. Bu arsız kadınlara çok yüz vermeye gelmez… Erkek dediğin ağır olmalı, değil mi? Hem nenem ‘Ağır taşı ne yel almış, ne sel almış.’ demez mi hep? Sıcak ekmek ve erimiş tereyağı kokusu, boş midemi tahrik ediyor. Erkeklik gururum ve aç karnımın gurultusu arasında gidip geliyorum, sürekli.

Nenemin beni kast ederek kız kardeşime seslendiğini duydum, bir ara:

-Çağırın şunu, acıkmıştır; hamur bitiyor, sonradan sonraya iş çıkarıp sıkma istemesin, benden!

Acımdan ölsem de çıkmayacaktım yataktan. Nasıl olsa nenem ne yapar eder; bir iki sıkma ve börek ayırır, benim için. Bundan, adım gibi emindim… Bu yüzen inadımı sürdürüp derin bir uykuya dalmış numarası yaparak cevap vermedim kız kardeşime, ta ki keşikçiler gidene kadar…

Mustafa SARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...