Dede Korkut’ta Şenlik, Savaş ve Yas

Dede Korkut Hikâyeleri 700-800 yıl evvelki Oğuzların hayatlarıyla ilgili pek çok ipuçlarıyla doludur. Destanı bir havaya bürünmüş olsalar bile, biz onlarda gündelik yaşayışın çeşitli veçhelerini gerçeğe oldukça yakın olarak bulabiliriz. Hikâyelerdeki çeşitli olaylar ve bunların yorumları o vakit insanının hayat görüşünü ortaya koyar. Geçirdiğimiz değişmeleri idrak bakımından bu tür eserlerin incelenmesi zarurîdir.

Biz bu yazımızda toplumun bütününü etkileyen olayları ele alacağız. Şenlik, savaş ve yas gibi olaylar hangi durumlarda meydana geliyorlar? Bu topluluklara karışan insanların rûh halleri nasıldır? Duygularını nasıl ifâde ediyorlar? Özetle söz konusu olaylar toplum yapısını hangi şekillerde etkiliyorlar?

Bu soruları cevaplandırabilmek için yazımıza başlık yaptığımız üç mühim olayı çeşitli yönleriyle ortaya koymaya çalışacağız.

Şenlikler

Oğuzların hayatında şenlikler büyük yer tutar. Denilebilir ki onlar, şenlik, savaş ye yas üçgeni içinde yaşarlar.

Şenlikler belirli kurallar dahilinde yapılır. Şenliğe sebep olan olaylar türlü türlüdür.

Öncelikle gelenek haline gelmiş şenlikler vardır. Bunlar, hanların ve beylerin yılda bir defa düzenleyerek, bütün Oğuz topluluğunu davet ettikleri şenliklerdir. Bu şenliklerin en büyüğü Hanlar Hanı Bayındır Han’ın verdiği şölendir. Hanlar ve beyler de kendi hakimiyet sahaları içinde şölenler tertiplerler.

İkinci şenlik şekli, bir zafer veya ilk defa ava çıkan yiğitler için düzenlenen, yahut esirlikten kurtuluşu kutlama şenlikleridir. Bunlara kısaca, mutlu birolayı kutlama şenlikleri diyebiliriz.

Üçüncü şenlik şekli ise, bir dileğin gerçekleşmesi için yapılanlardır. Buna Dirse Hanın evlât sahibi olmak için verdiği şöleni örnek olarak gösterebiliriz.

Hanların ve beylerin yiğitleri ile kendi aralarında hoşça vakit geçirmek için düzenledikleri eğlenceler de daha kısmî bir şenlik şekli sayılabilir. Bu eğlencelerde şarap içilir. Ama sarhoş olacak derecede keskin şarap içmek ayıptır.

Son olarak düğünleri de bir şenlik türü sayabiliriz. Düğünlerde bütün halk bir araya toplanır. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı eğlenirler. Ozanlar kopuz çalarlar ve türkü söylerler. Kopuz çalan ozanlar kadınların eğlendiği tarafa da -Han’ın izniyle- geçebilirler.

Zaten kopuz bütün Oğuzlarca kutlu sayılır. Çünkü o, Dede Korkut’un kopuzudur.

Bayındır Han ve Salur Kazan birinci gruba aldığımız şenlikleri her yıl düzenlerler. Bin yere ipek halı, seccadeler sererler. Büyük otağlar kurdururlar. Tepe gibi et yığdırırlar, göl gibi kımız sağdırırlar. Fakiri doyurup, çıplağı donatırlar. Borçluyu borcundan kurtarırlar, Hattâ Kazan Han’ın yaptığı gibi evlerini onlara yağma ettirirler. Bunlar bütün şenliklerin ortak özellikleridir.

Zaferlerden sonra düzenlenen şenlikler yedi gün yedi gece sürer, köleler ve cariyeler azat edilir. Yiğitlere ülke ve hil’at verilir. Dede Korkut gelir, destan söyler.

Hanlar ve beğler kendi yiğitleriyle eğlenirken şarap da içerler. Bu eğlencelerin sonunda ava veya sefere çıkılır.

Düğünlerde güveyinin yüzüğüne nişan alınarak ok atılır. Misafirlere yemek verilir. Gelin ve damat kırmızı elbiseler giyerler. 

Av-Savaş-Zafer

Dede Korkut hikâyelerinde av ve savaş da eğlence gibi gelenekleşmiştir. Oğuz beyleri ya savaştadırlar, ya eğleniyorlardır veya ava çıkarlar.

Savaş yoksa mutlaka ava çıkılır. Geyik ve çeşitli kuşlar en çok avlanan av hayvanlarıdır. Avcı avını başkasına ait arazide vurmuşsa, arazi sahibine avından pay verir.

Bamsı Beyrek, geyiği Banı Çiçeğin otağına yakın yerde vurunca, Banı Çiçek avdan pay ister. Bamsı Beyrek de alelâde avcı değil bey oğlu olduğu için avın hepsini onlara bırakır.

Ava genellikle kafile halinde gidilir, topluca av yapılır. Çünkü bu, aynı zamanda bir savaş hazırlığıdır. Dede Korkut kitabında “Alaca dağa, alaca asker ava çıktı.” gibi cümlelere sık sık rastlarız.

Oğuz beyleri yanlarında kırk yiğitle gezerler. Kâfirle karşılaştıkları yerde savaşırlar. Savaşa başlamadan önce “arı sudan abdest alıp,- ak alınla iki rekât namaz kılarlar.” Adı güzel Muhammed’e salavat getirip”, derhal kâfir üzerine at salarlar.

Buraya Dede Korkut’tan, savaşı anını tasvir eden bir bölümü alıyoruz:

“Sayılmakla Oğuz beyleri tükense olmaz, hep yetiştiler. Arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekât namaz kıldılar. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdiler, derhal kâfire at saldılar, kılıç çaldılar. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün ciğerinde olan er yiğitler belirdi. O gün namertler sapa yer gözetti. O gün bir kıyamet savaş aldı, meydan dolu baş oldu. Başlar kesildi top gibi. Yiğit yiğit atlar koştu, nalı düştü. Alaca alaca mızraklar saplandı. Kara çelik öz kılıçlar çalındı, ağzı düştü. Üç kanatlı kayın oklar atıldı temreni düştü. Kıyametin bir günü o gün oldu. Bey hizmetkârından, hizmetkâr beyinden ayrıldı.”

Savaşa kadın da katılır. Zaten Dede Korkut hikâyelerindeki kadın erkeğin hemen bütün yaptıklarını yapar. Kazan Hanı esirlikten kurtarmak için, karısı boyu uzun Burla Hatun da savaşır. Banı Çiçek ve Selcen Hatun da gerektiğinde bir erkek kadar savaşabilen kadınlardır.

Oğuzların savaşları genellikle zaferle biter, ön muharebelerde yenilgiler olsa bile, “şanlı Oğuz beyleri” sonunda öçlerini alırlar ve zafere ulaşırlar. Zafer kazanan Han, şenlikler bahsinde görüldüğü üzre, eğlenceler düzenler, mükâfatlar verir. Elde edilen ganimetten “ak alınlı Bayındır Hana” hisse ayrılır.

Kan Davası

Yas, aslında ölümle sonuçlanan veya ölüme yakın sayılan kan davası ve esaret gibi iki sosyal olgunun sonucudur.

Kan davası fikrine Dede Korkut hikâyelerinde birkaç yerde, ama kuvvetli bir motif olarak rastlanır. “Kazanoğlu Uruz’un” esir olduğunun anlatıldığı hikâyede böyle bir motif vardır.

Kazan ile oğlu ilk defa ava çıkarlar. Av sırasında düşmana rastlarlar. Uruz babasına karşılarında bulunan düşman kişilerden öldürülen olduğu takdirde kan dâvâlanıp davalanmayacağını sorar. Kazan da oğluna “bunlar kâfir oldukları için, bin kâfir öldürsen kimse senden kan davalamaz.” diye cevap verir. Buradan anlıyoruz ki Oğuz ilinde kan davası vardır.

Uşun Koca oğlu Segrek hikâyesinde ise, ağabeyi Eğrek’in esir olduğunu duyan Segrek, anne ve babasının onu engellemek için evlendirmelerine rağmen gerdeğe girmez. Ağabeyini kurtarmaya, şayet ölmüş ise kanını almaya gider. Bu da Oğuz topluluğunun dışındaki topluluklardan kan almaya örnektir.

Dış Oğuzun İç Oğuza âsî oluşunu anlatan hikâyede Oğuzların kendi aralarında kan davası gütmelerine şahit oluruz. Kazan Han evini yağmalatırken kendilerini çağırmadığı için dayısı Aruz, Kazan Hana kızar. Ona asi olur. Beyreği kendi tarafına çekmek ister. Beyrek Kazan’a hıyanet etmeği kabullenmeyince de onu öldürür. İç Oğuzla Dış Oğuz karşı karşıya gelirler. Aruz ve Kazan dövüşmek için meydana çıkarlar. Kazan, dayısı Aruz’u öldürür. Böylece Beyrek’in kanı alınmış olur. Aruz’un emrindeki beyler Kazandan af dilerler ve onun emrine girerler.

Tepegöz hikâyesinde, Başat Tepegöz’ü öldürerek, hem dana önce onun tarafından öldürülen kardeşi Kıyan Selçük’ün, hem de diğer öldürülmüş olan yiğitlerin kanını Tepegöz’den alır. Dede Korkut bu tür kan almayı över.

Esaret-Ölüm-Yas

Oğuz elinde savaşsız zaman olmayışı, esirlik gerçeğini ortaya çıkarır. Kazan Han, oğlu Uruz, Eğrek, Beyrek gibi yiğitler hep esir düşerler. Ama mutlaka kurtarılırlar. Ya diğer beyler, ya oğulları, ya kardeşleri ya da hatunları bu kurtuluşun gerçekleşmesini sağlarlar.

Esaret Oğuz elinde başa kakınç olacak bir durumdur. Yakını esir bulunan kişi, yiğitlik yapamaz. Ortalarda yiğidim diye dolaşamaz. Mutlaka yakınını esaretten kurtarması, şayet ölmüş ise kanını alması gereklidir.

Şenlikler bölümünde, Oğuz Türklerinin hayatını şenlik-savaş-yas üçgeniyle sınırlamıştık. Bu kadar çok savaş yapan, bâkî kalması düşmanlarını yenmesine bağlı bulunan bir milletin fertleri elbette esaret ve ölümü tadacaklar, bunların acısını derinden duyacaklardır.

Bu noktada ‘yas” olayıyla karşılaşırız. Daha önce Oğuz’un her tabakasından insanın esareti tadabileceğini söylemiştik. Dede Korkut hikâyelerinde hâkim olan şahıslar; han, bey ve yakınlarıdır. Bunlar toplumun üst noktasında bulunan örnek kişilerdir. Çekilen eziyetlerin ve duyulan acıların en yakıcısı da, bu şahıslar için duyulanlar olmaktadır. Kam (Bay) Püre oğlu

Bamsı Beyrek, kaderi bakımından Oğuz beyleri arasında müstesna bir yere sahiptir. Oğuzun en güzel ve en cesur yiğitlerinden biri olan Beyrek, esareti ve ölümü ayrı ayrı tadar. Beyrek, Kazan Han’ın can yoldaşıdır. Son derece kahramandır. Esir düştükten on altı yıl sonra hürriyetine kavuşur.

Onun kaderini acıklı kılan, kâfir tarafından değil de, kendi soyundan olan kişiler tarafından öldürülmesidir. Beyrek, Kazan Han’ın dayısı Aruz tarafından hile ile öldürülür. Beyrek’in acısı dost düşman herkesi sarar. Aruzun emrindeki beyler bile, onun

Beyrek’i öldürmek istediği sırada yardımına gitmezler, çekimser kalırlar ve Beyrek’in ölümüne gerçekten üzülürler.

Buraya Beyreğin esir oluşundan ve ölümünden sonra, geride kalan yakınlarının düştükleri yas halini anlatan bölümleri ayrı ayrı alıyoruz. Bu bölümlerde, yiğitlerin ardından, yapılan yas törenlerinin özellikleri de görülecektir.

Önce Beyrek’in nasıl esir düştüğünü görelim. Beyrek gerdeğe gireceği günün öncesinde gelenek icabı bir ok atar. Okun düştüğü yere gelin odası kurulur. Beyrek o gece kırk yiğidiyle bir müddet eğlenir. Kâfir Beyrek’in yalnız başına bulunduğunu, kuvvetinin az olduğunu haber alır, saldırır. Beyrek’i uykuda iken tutartar, esir götürürler. Beyrek’in esir gidişinden sonra yakınlarının düştüğü durumu anlatan bölüm şöyledir:

“Tan ağardı, güneş doğdu. Beyreğin babası anası baktı gördü ki gerdek görünmez olmuş. Âh ettiler, akılları başlarından gitti. Gördüler ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış, gelin odası paralanmış, nâip şehit olmuş.

Beyreğin babası kaba sarığını kaldırıp yere çaldı, çekti yakasını yırttı, oğul oğul diyerek böğürdü feryat figan etti. Ak bürçekli anası boncuk boncuk ağladı, gözünün yaşını döktü, acı tırnak ak yüzüne aldı çaldı, al yanağını yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, ağlayarak sızlayarak evine geldi. Pay Püre Beyin penceresi altın otağına feryat figan girdi. Kızı gelini kah kah gülemez oldu, kızıl kına ak eline yakmaz oldu. Yedi kız kardeşi ak çıkardılar kara elbiseler giydiler; vay beyim kardeş muradına maksuduna ermeyen yalnız kardeş diyip ağlaştılar böğrüştüler. Beyreğin yavuklusuna haber oldu, Banı Çiçek karalar giydi ak kaftanını çıkardı, güz elması gibi al yanağını çekip yırttı.

Vây al duvağımın sahibi

Vây alnımın başımın umudu

Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım

Nereye gittin beni yalnız koyup canım yiğit

Göz açıp da gördüğüm

Gönül ile sevdiğim

Bir yastıkta baş koyduğum

Yolunda öldüğüm kurban olduğum

Vây Kazan Beyin inançlısı

Vây kudretli Oğuzun imrenileni

Han Beyrek

diyip zârı zârı ağladı.

Bunu işitip Kıyan Selçük oğlu Deli Dündar ak çıkarıp kara giydi, Beyreğin yar ve yoldaşları ak çıkarıp kara giydiler. Soylu Oğuz beyleri Beyrek için ulu yas tuttular.”

Şu satırlar da Beyrek’in ölümünü, ölüm haberi ailesine ve Kazan Han’a ulaştıktan sonra bu kişilerin gark oldukları yas’ı ve davranışlarını anlatıyor:

“Beylere baktı, gördü kimse gelmiyor. Aruz kara çelik öz kılıcını çekip Beyreğin sağ oyluğunu kesti. Kara kana bulandı.  Beyreğin başı bunaldı. Beyler hep dağıldı, herkes atlı atına bindi. Beyreği de bindirdiler, ardına adam bindirip kucakladılar. Kaçtılar, Beyreği otağına yetiştirdiler. Cübbesini üzerine örttüler. Beyrek burada söyledi:

Der:

Yiğitlerim yerinizden kalkın

Ak boz atımın kuyruğunu kesin

Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşın

Akıntılı güzel suyu gelip geçin

Kazanın divanına koşup varın

Ak çıkarıp kara giyin

Sen sağ ol Beyrek öldü diyin

Beyreğin babasına anasına haber oldu. Ak evinin eşiğinde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkardı kara giydi. Ak boz atının kuyruğunu kestiler. Kırk elli yiğit kara giyip mavi sarındılar, Kazan Beye geldiler. Sarıklarını yere vurdular, Beyrek diye çok ağladılar. Kazanın elini öptüler, sen sağ ol, Beyrek öldü dediler. Nâmert dayın hile yapmış, çağırarak bizi aldılar, vardık. Dış Oğuz beyleri size âsi olmuşlar, bilmedik. Kur’an getirdiler, biz Kazana âsi olduk, sen de bize itaat et dediler, and içtiler, Beyrek ekmeğini çiğnemedi, onlara itaat etmedi, dayın nâmert Aruz öfkelendi, Beyreği oturduğu yerde kılıçladı, bir uyluğunu düşürdü. Sen sağ ol hânım Beyrek Hakk’a ulaştı. Benim kanımı Aruz’a komasın dedi, dediler. Kazan bu haberi işitti, mendilini eline alıp hüngür hüngür ağladı. Divan’da hıçkırarak ağladı. Hep orada olan beğler ağlaştılar. Kazan vardı, odasına girdi. Yedi gün divana çıkmadı, ağladı, oturdu.”

Nihayet Kazan Han çevresindekilerin telkinleriyle bu durumu atlatır. Hemen toplanırlar. Aruz’a savaş açarlar. Daha önce de belirttiğimiz gibi Kazan Han, dayısı Aruz’dan Beyrek’in kanını alır.

Buraya kadar gördüklerimizden bazı neticeler çıkarmak istersek şunları söyleyebiliriz:

Oğuzlar şenlik, savaş ve yas üçgeni içinde yaşarlar. Onlarda ferdî kahramanlıklar ve teşebbüsler olmakla birlikte, bu toplumun yapısını dağıtmaz aksine iyice kuvvetlendirir çevresindekiler hemen kahramanın etrafında toplanırlar ve birlik meydana getirirler.

Bu birlik devamlı güçlü tutulur, muhafaza edilir. Şölenler, savaşlar ve yas törenleri Oğuzlardaki birlik ruhunun çeşitli tezahürleridir. Birlikte eğlenirler, birlikte savaşırlar ve birlikte ağlaşırlar.

İşte bu kuvvetli birlik duygusu, toplumu kaynaştırmış, enerjilerini toplamış ve onların büyük işler başarmalarını sağlamıştır. Anadolu’yu ebedî vatan yapan, üç kıtada cihan devleti kuran, nihayet tefrika sonucu zayıf düştükten sonra, güçlü liderlerin etrafında yeniden kenetlenerek, düşmanı Sakarya ve Akdeniz’de boğup, yeniden bir Türk Devleti kuran işte bu Oğuzlardır.[1]

İsa KOCAKAPLAN

(Edebiyat Burcu, 2011)

[1] Bu yazıda kaynak olarak kullanınan yayın: Kaynak: Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul 1971.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...