Katharsis Kavramı Merkezinde Sinemada Felsefe

Sinema ve Felsefe arasında bir bağ var mı yada sinemayla felsefe ortak bir paydada buluşturulabilir mi? Genç akademisyenlerimizden felsefeci Feyza Şule Güngör bu soruya cevap arayanlardan. Meslekten felsefeci ve bir sinemasever olarak bu ortak payda arayışını “Sinemada Felsefe” kitabında dile getiriyor. Sinema tarihi açısından da çok önemli 21 filmi temele alarak felsefeyi de ilgilendiren, felsefenin alanında olan birçok kavramı filmler üzerinden okuyor.

Yazar, sinema ve felsefe arasında ortak payda kurma arayışının anahtarı olarak “katharsis” kavramını kullanıyor. Katharsis arınma, temizlenme, arıtma, saflaşma anlamlarına geliyor. Hepimiz yaşarken karşılaştığımız birçok olumsuz durumun yarattığı üzüntü, kırılma, kırgınlık, sinirlenme gibi duyguları içimize atarız. Bastırırız onları. İçimizde biriken bu duygular zamanlı zamansız, yerli yersiz çözülür, açığa çıkar. Bilinçaltı patlar. İşte “katharsis” bizi bu patlamalardan koruyan, arındıran bir durumdur. Peki nasıl olur bu? Aristo “Poetika” adlı eserinde “katharsis” tanımını çok bedihi bir şekilde yapar. “Tragedyanın görevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan temizlemektir.”

Feyza Şule Güngör kitabında sanat felsefesi olarak da anlamını yitirmeyen “katharsis”le sinema ilişkisi üzerine şunları söyler: “Katharsis etkisi, izleyicinin izlediği öykü ile kendi arasında kurduğu yaşantı ve duygu ortaklığı sonucu oluşur. Bu etki, izleyicinin öyküdeki dramatik süreçlerde ortak olduğu coşkusal gerilimden sonraolumsuz duygularını boşaltıp uzaklaştırması ve rahatlaması esasına dayanır. Duyguların harekete geçirilmesi ve insanın olumsuz olanlarından arındırılması şeklinde kendini gösteren katharsis etkisi, sanat vasıtasıyla duygusal ve zihinsel bir ilerleme kaydedilebileceği ilkesine dayanmaktadır.”

“Katharsis” kavramının Platon’da sanata ilişkin bir anlamı yoktur.  Doğru bilginin araçlarından biri olarak ele alınır. Platon gerçek bilgiye ruhun bedenden kurtulduğu, bedeni kısıtlamaların tasallutundan kurtulan ruhun bedensel bütün kirlerden arındığında ulaşılabilineceğini söyler. Yani saflıkta… Bir tür trans hali. İşte bu trans haline müzik dinlerken yada film izlerken de girebiliriz.  Platon tragedyayı olumsuzlar. Aristo ise mimeris ve katharis kavramını aynı anda kullanır ve tragedyanın merkezine oturtur. Aristo’ya göre katharsis’in doğrudan gerçekleşeceği yer tragedyadır.

Feyza Şule Güngör de aynı fikirdedir: “Platon’un serseri sanatlar deyip küçümsediği sanatların çağın kötülüğüne ve kaosuna karşı bir sığınma olabileceğini düşünüyorum. Bir sinema filmi ile geçmiş ve gelecek, tarafsız bugüne yerleştirilir. İnsan, içinde bulunduğu anda başka bir zamanın öteki yüzünü keşfetme deneyimini yaşar. Kendi duygularının, zamanın, yaşamın, öteki hayatların farkına varır.”

“Sinemada Felsefe” hem korkularımızın hem acılarımızın hem özgürlüğümüzün hem beşerliğimizin hem de üstün yanımızın kaynağı duyguları ustaca ele alan ve izlediğimizde bize “katharsis” yaşatan 21 filmin incelenmesinden oluşuyor. Ölüm, yaşlılık, susmak-konuşmak, doğru-yalan, iyilik-kötülük, güçlülük-zayıflık, özgürlük, aşk, adalet… Yazar filmleri seçerken filmlerinin sinemasal kimlik ve tavrına dikkat etmiş. Özellikle de yönetmenlerine… Seçtiği filmlerin yönetmenleri sinemayı para kazanmak, şan şöhret sahibi olmak için yapan isimler değil. Ölüm, varlık, yolculuk, göç, yabancılık, tarih, merhamet, acımasızlık, bellek, doğa gibi kavramlar da yönetmenlerin seçiminde etkili. Yönetmenlerden Bazıları: A. Tarkovsky, Ingmar Bergman, A. Kurusowa, Lars Von Trier

Gelelim filmlere: Yedinci Mühür, Yaban Çilekleri, Persona, Raşomon, Ran, Budala, Dogville, Manderlay, Karanlıkta Dans, Beş Vakit, Korkunç İvan, Saatler, Sonsuzluk ve Bir Gün, Ulis’in Bakışı, Casablanca, Stalker, Ayna, Dünyanın Bütün Sabahları, Günaha Son Çağrı, Zorba, Derviş ve Ölüm.

Feyza Şule Güngör

Kitabın ilk film incelemesi: “Yedinci Mühür: Ölüm ve Varlığın Mühürlenmesi” Filmin yönetmeni Ingmar Bergman. 1957 yılında çekilmiş. 14. Yüzyılda yaşamış ve hiç tanımadığı diyarlarda Tanrı adına savaşmış bir şövalyenin üzerinden insanın ölüm karşısındaki tutumları, anlamsızlığı anlatılıyor. Bütün bu anlamsızlığa rağmen anlam arayışı… Film her ne kadar 14. Yüzyılda geçen bir senaryoya dayansa da bütün insanlığın anlam arayışını anlatıyor aslında. Bu makalede yazar filmi felsefi açıdan çözümler.

“Sinemada Felsefe” 21 film üzerinden insana dair, insanın içinde olan 21 varoluş halini değerlendiriyor. Filmleri bir film eleştirmeni gibi değilde elinden geldiğince film izleyen bir izleyici, felsefeci olarak ele alıyor. Yazar, kitabında sinema teorilerine ve profesyonle değerlendirmelere yer vermemiş. Bunu bilinçli bir şekilde yaptığını yazıyor. Aynı zamanda filmlerin içeriği çok detaylandırılmamış. Metinlerde aynı zamanda edebi bir tat da söz konusu. Metinleri dikkatli okumak gerekiyor. yoğunlaşmak…

Yazımızı Feyza Hanım’ın şu satırlarıyla bitirelim: “Sinemada Felsefe” insana dair sinemanın, felsefenin ve edebiyatın dâhil olduğu “katharsis” konuşmaları/denemeleridir. bu konuşmaların filmleri izleyen/izlemeyen tüm okuyucuları kendi yolculukları üzerine düşünmeye teşvik etmesi dileyiğle…”

Muaz ERGÜ

1 Yorum

  1. Mesut Özünlü Cevapla

    Sinema Felsefesi… Çok bakir bir alanda kalem oynatmak herkesin harcı değildir. Sizleri tebrik ediyorum Feyza Şule hocam. Bu çok sıra dışı bir cesaret, çaba ve emek… Felsefe… Âdeta bütün bilimlerin maymuncuk anahtarı… Sinemanın da… Selamlar, sağlık ve afiyetler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir