Barış Aygener’in Pedogojik Dertlenmeleri

Ülke olarak en dertli olduğumuz alanlardan biri sanırım eğitim-öğretim. Bir türlü çözemediğimiz ve zaman geçtikçe daha da büyüyen sıkıntılar, sorunlar… Modern dünyadaki eğitim-öğretim sıkıntılarına, zorunlu eğitimin handikaplarına bir de ülkemize özgü sorunları ekleniyor. Modern zamanlarla gelenek, geçmiş arasında sıkışıp kalmak. Zamanı doğru okuyamamanın yarattığı travma… Bir tarafta okulun bile neredeyse olmadığı, kısıtlı imkânlarla bir şeyler öğrenmek zorunda kalanlar, bir yanda imkânların içinde boğulup gidenler… Bir yanda çocuğunu kendi yaşadığı dönemlerin psikolojisiyle yetiştirmeye çalışanlar, çocuklarının kendi ayakları üstünde durmasını, bir birey olmasını benimseyenler ve çocuklarını silikleştiren veliler, bir yanda çocuklarına her türlü imkânı sağlayıp, özel okullara, eğitim merkezlerine göndererek sorumluluktan kurtulduğunu zannedenler ve çocuğuyla gereğince ilgilenmeyenler… Aşırı ilgi ve aşırı ilgisizliğe mahkum çocuklar… İşte böylesi bir ortama direnerek ayakta kalmaya gayret eden nesiller… Uzun lafın kısası eğitimden laf açıldığında dertler küme küme…

İster kabul edelim ister direnelim modern zamanlarda yaşıyoruz. Bireyselleşmenin baskısında… Zamanın ruhu bize birçok şeyi diretiyor. Klasik aile yapısı parçalanıyor. İnsanların aile, akraba, mahalle… gibi koruyucu şemsiyeleri birer birer işlevini yitiriyor. Hayat bir yarış alanı… Burada bireyin güçlü olması öğütleniyor. Bireyin doğumundan ölümüne kadar bir sistemle kuşatıldığını görüyoruz. Anne karnından başlayarak insan gözlem altına alınıyor ve hayatı sistem tarafından çiziliyor. Mekanik bir kurgu ve süreç… Bu sürecin en önemli ayağı eğitim.

Uzun eğitim sürecinin çocukluk devresiyle ilgilenen, çocukların eğitimini konu alan, eğitim teknikleri ve bu teknikleri uygulama bilimine Pedagoji deniyor. İnsan hayatının karakutusu çocukluk olduğuna göre Pedogoji önemli bir alan olsa gerek. Çocuk yetiştirmekte, çocuğu anlamakta, çocuk iletişim kurmakta özürlü bir toplum olmamız dolayısıyla Pedogoji bizim için daha da önemli bir hale geliyor. Belki adından belki Batı menşeli bir alan olması dolayısıyla Pedogojiye burun kıvıran insan çoktur. Bu bilim bizi bozar, bizi anlatamaz, bu dış güçlerin bizi oyalama yöntemi olarak ortaya sürdüğü bir oyun diyen çıkacaktır. Adı ne olursa olsun, ne denirse densin sıkıntılarımız çok. Düzgün, sağlıklı bireyler yetiştirmede zorlanıyoruz. Halının altına süpürdüğümüz sorunlar ileride psikolojik rahatsızlıklar, uyumsuzluklar, intiharlar, cinayetler… olarak geri dönüyor. Toplum sağlığımız çok bozuk. Etraf patlamaya hazır insanlarla dolu…

Rehber Öğretmen, Pedagog, eğitimci Barış Aygener toplum olarak yaşadığımız sorunlara duyarlı bir insan. Gerçekten dertli… Görev yaptığı eğitim kurumlarında karşılaştığı sorunları, akademik alanda okuduklarını “Pedogojik Dertlenmeler” adıyla kitaplaştırdı. Bir toplumda yaşıyor olmanın sorumluluğunu derinden hissederek yaralarıma parmak basıyor, dertlerimizi gösteriyor. Yaşamın anlamlı, huzur ve mutluluk içinde daha iyi nasıl yaşanabileceği noktasında kafa yoruyor. Tecrübelerini ve önerilerini okuyucuyla paylaşıyor. Kitabı okurken herkes kendi yaşamından, kişisel serüveninden izler bulacak. Çünkü Aygener metinlerini oluştururken akademik kavramları yazıya boca etmiyor. Süslü aforizmalar kasmıyor. Gayet basit, olağan, yaşanmış, tecrübe edilmiş şeylerden bahsediyor. Yazılar zorlanmadan okunacak bir kıvamda. Üslup içeriden birinin üslubu. İnsanın yüceliğine inanan, evrensel değerleri benimseyen, insanı dert edinen bir insanın kaleminden, gönlünden dökülen satırlar. Yazar sesli düşünüyor. Dayatmıyor…

“Pedogik Dertlenmeler” dört bölümden müteşekkil: Zamanın Ruhunu Üfleyen Düşünceler, Günden Devşirilen Kalıcı Düşünceler, Bilgelik Yolunda Düşünceler, Röportajlar. İlk bölümden aylardır hepimizi etkisi altına alan, her alanda paradigma değişikliğine yol açan, en fazla da eğitimi etkileyen Koronavirüsün yarattığı ortamı ele alıyor. Pandemi döneminde ve sonrasında yaşananları ve yaşanacakları anlamlandırma çabasında. Bildiğimiz gibi koronavirüs süreciyle birlikte eğitimde yeni teknikler yürürlüğe girdi. Bu da klasik yüzyüze eğitimin biricikliğini ortadan kaldırdı. Uzaktan eğitim devreye sokuldu. Uzaktan eğitim, eğitimi belli zaman ve mekândan kurtararak dijital araçların yardımıyla zamansız, mekânsız bir hale büründürdü. Aygener bu ilk bölümde bu olgunun getirisi ve götürüsü ile ilgili düşüncelerini yazmış. “Pandemi öğrenme devrimine neden olabilecek mi?” diye soruyor. Aslında bu soruya ülkemizde eğitimi düzenleyen, eğitimden sorumlu birimlerin cevabı önemli. Bu soruya yanıt bulabilecek miyiz yoksa yine izleyici koltuğuna oturup sanayi devrimini, bilişim devrimini izlediğimiz gibi izleyecek miyiz? Sonra da Batıyı eleştirmeye devam mı edeceğiz?

“Pedogojik Derlenmeler” yüzyılımızda meydana gelen değişimleri, dönüşümleri değerlendiriyor. Eğitimin yaşadığı değişimleri çağın gözlüğüyle değerlendirirken aynı zamanda tüm çağlar için gerekli olan insani taraflarımıza da değiniyor. Evrensel insani değerleri vurguluyor. Güce tapan toplumun uygarlık sevdasının çıkmazlarını, her başımız sıkıştığında kaçtığımız çocukluğumuzu, doğayı tekrar keşfetmenin önemini, bilmekle olmanın elzemliğini anlatıyor. Her ne kadar dijital makinelerin esareti altında yaşasak da doğayla buluşmanın, doğayla bağ kurmanın bize katacaklarından…

Barış Aygener “Pedogojik Dertlenmeler” kitabıyla insanın yitirdiklerine dikkat çekiyor. Denemelerini birçok düşünür ve filozofun düşünceleriyle derinleştiriyor. Edebiyattan bilime, şiirden psikolojiye, tarihten sosyolojiye çok yönlü okumalarının sağladığı perspektif genişliği kitapta kendini hissettiriyor.

Kitap çok özenli bir hazırlık döneminden geçmiş. Kapağı ve kullanılan kağıt kaliteli. Gumbel Yayınevi çok güzel bir ürün ortaya çıkarmış. Yazarını ve Yayınevini kutlarız.

Muaz ERGÜ

Pedogojik Dertlenmeler, Gumbel Yayınevi, Ankara, Eylül 2020.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir