Dar Kapı

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” der İncil. Ünlü Fransız yazar ve düşünür Andre Gide, bu öğütle başlar Dar Kapı adlı romanına ve eser Jerome ve Alissa’nın aşkını çetin bir arınma çabası ile ‘dar kapı’ya ulaşma metaforu etrafında ruhsal bir arınmanın, vuslata tercih edilen bir ilahi aşk sınanmasının öyküsünü anlatır. Bir nevi doğu mistisizmi içindeki beşeri aşktan ilahi aşka ulaşma yolculuğu.

Leyla ile Mecnun’da da bu anlatılır. Hüsn- ü Aşk’ta da anlatılan bu. Yani beşeri aşk bir noktadan sonra insanın kendini var kılma, hayatı anlamlandırma ve hakikati arama çabasına dönüşür. Fuzuli’nin hikayesinde bir noktadan sonra Kays’ın yanına giden Leyla’yı Kays tanımaz. Çünkü o artık Kays olmaktan çıkmış Mecnun olmuştur. Onun değişime uğramış  dünyasında ve farklılaşan muhayyilesinde artık bambaşka bir Leyla vardır.  Leyla’nın şekl ü şemali, beşeri varlığı artık bir anlam ifade etmemektedir. ‘Bir ben vardır benden içerü’ kavlince Leyla’dan içerü bir Leyla vardır gayrı.

Modern insanın anlamakta zorlanacağı bir adanmışlık ve özveri temeline dayalı bir dünya görüşü ve yaşam felsefesi. Tercihini zor olandan yana kullanmayı tavsiye eden bir didaktik öğreti. Anlam dünyamızda somutlaştırmaya çalıştığımızda ‘kor ateşi avuçlamaya çalışma’ metaforu çıkar karşımıza.  

Bu didaktik öğretiyi İsmet Özel biraz da güncelleştirip ‘Zor Zamanda Konuşmak’ şeklinde formüle eder. Zor zamanda konuşmak dar kapıdan girmeye çalışmaktır bir nevi. Çünkü geniş zamanlarda herkes konuşur, herkes her şeyi sahiplenir dilin kemiği yok düsturunca moda söylemler ve güncel laflar herkesin ağzına pelesenk olup çiğnenmiş sakız hükmüne düşer.

Zor zamanlarda konuşmak ise hayatın gerçeğinin, hakikatin özünün, gerçeğin zamana ve mekâna meydan okuyan  erdemli  yansımalarının peşinde olmaktır. Yalanın, dolanın, insanı ve insani değerleri yok eden düzenbazlıkların, reklamcılığın ve vitrin düzenlemelerinin, tribünlere oynamanın, gerçekleri ters yüz ederek yalanı hakikat, hakikati yalan diye yutturma gayret ve çabalarının revaçta olduğu zaman ve mekanlarda gerçeğin sadece gerçeğin peşinde ve çabasında olmaktır zor zamanda konuşmak.

Zor zamanlarda konuşmak elbette her zaman ve zeminde belalı ve meşakkatli bir uğraştır. Zaten bu çabayı anlamlı kılan da bu belalı ve meşakkatli yanıdır. Kazanıma eşdeğer bir bedel. Ve bilinir “cennet ucuz değil ve dahi cehennem lüzumsuz değil”. Dar kapıya müptela olmak her durumda kendince bir bedel ödetir takipçisine. Zaten aradığı ve istediği de bu değil mi dar kapının müptelası olan ve zor zamanda sözün ve yaşamın anlamının ve mahiyetinin farkında olan kişinin? Hem ne diyor Ziya Paşa:

Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne,
Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.”
 

Hayat, tahammülü zor sınavların geçit alanıdır. Bu sınavların  en zoru da belki insanın kendi nefsine karşı verdiği sınav olsa gerektir ki İslam tasavvufunda da bu durum en büyük savaş olarak değerlendirilmiştir hep. “Yaşam çok zalim bir öğretmendir. Önce sınav yapar, sonra dersi verir.” diyen Andre Gide, “Nice hastalıklar vardır; elde olmayanı istemekten gelir.” öğüdüyle de hastalıklı ve sağlıklı bir ruh hali arasındaki dengeyi ortaya koymaktadır.

Yazının dağınık ana fikrini ve gidişatını da  yine Andre Gide’den bir alıntı ve dilekle toparlamaya ve istikametini düzeltmeye çalışalım. “Kendimde bin bir mümkünün var olduğunu hissediyorum. Fakat bunlardan bir tanesi olmağa rıza gösteremiyorum. Tanrım. Yalnız tek bir şey istemeyi ve durmadan onu istemeyi bana ilham et.”

Fadıl KARLIDAĞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...