Dede Korkut’ta İnsanî Değerler ve Yöneticiler

Dede Korkut hikâyelerinin hemen ön sözünde, toplumun benimsediği insanî özellikler ile karşılaşırız.

Kişi önce Allah’a ve onun yüceliğine inanmalıdır. Bütün hikâyelerde öne çıkan temel fikirlerden biri Allah inancıdır. İşlerin düzelmesi için Allah demek lâzımdır. Malı, Tanrı verir. Kader, Allah tarafından düzenlenir. Herkes nasibi kadar mal yer. Bu yüzden insan hırslı ve tamahkâr olmamalıdır.

Kişi, kibirli olmamalıdır. Gönlünü yüksek tutan er, makbul değildir. Her insan kendi yerini doldurur ve oraya yakışır. Hizmetçi hanım, güveyi oğul yerine geçmez. Toplum düzeninin devam etmesi için herkes yerini ve görevini bilmelidir. Erin ün salması için, cömert olması, malına kıyması gereklidir Toplumun başında  “devlet” bulunmalıdır. Kişiler de “devletli” olmalıdır. Devletsiz kişiler kötü sayılırlar.

Kişi mert olmalıdır. Mertlerin elinde iyi ve güzel gayeler için kullanılan araçlar, namertlerin elinde kötülük sebebi olurlar. Bu yüzden mertlik, iyilik, güzellik, dirlik ve düzenliğin temelidir. Kişi misafiri sevmelidir. Misafirsiz ev kara evdir ve durmasından yıkılması daha iyidir. Oğul baba adını yürütmeli, devletli olmalı, devleti devam ettirmek için çalışmalıdır. Savaş gününde hızlı kumandan, devam eden devlet, unutmayan akıl ve hasmından kaçmayan er güzeldir.

Kişinin soyu ve adı belli olmalıdır. Yiğit yerini, kılıcının hakkı ile almalıdır. Töreye saygılı olmalıdır. Yiğit baş kesmeli kan dökmeli, aç doyurmalı, çıplak donatmalıdır.

Kopuza saygı göstermelidir. Bütün savaşlarda, teke tek vuruşmalarda, bilişmelerde hep kopuz çalınır, deyiş söylenir. Kopuz Dede Korkut’un yadigârıdır. Bu yüzden kutsaldır. Yiğitlerin belinde, kılıçtan başka, mutlaka bir de kopuz vardır. Kopuz rakibi bağışlama, ona fırsat tanıma vesilesidir.

Kopuzun bu özelliğini Uşun Koca Oğlu Segrek hikâyesinde görürüz: Segrek isimli yiğit esir olan ağabeyini kurtarmaya gider. Kâfirler ağabeyi Egrek’i serbest bırakıp, Segrek’le vuruşturmayı düşünürler. Egrek uyuyan kardeşinin belinden kopuzunu alır. Deyiş söyler. Uyanan Segrek, kâfirlerden birisi sandığı ağabeyine şöyle seslenir:

“Bre kâfir, Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım (kılıçlamadım), eğer elinde kopuz olmasaydı, ağabeyimin başı için seni iki parça ederdim.”

Halkın gönlündeki değerleri özetlediğimiz bu bölümü, yine halkın gönlündeki yiğit tipinin özelliklerini belirten, Basat’ın Tepegöz’e söylediği deyişinin bir bölümüyle bitirelim:

“Karanlık gecede yolu kaybetsem ümidim Allah,

Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş Oğlu Salur Kazan

Babamın adını sorarsan koca ağaç

Anamın adını dersen kükremiş arslan

Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basat’tır”

Hikayelerde yakışıklı yiğitlerin yüzleri örtülü gezmeleri de bir gelenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

 “Oğuzda dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ile oğlu Kırk Kınuk ve boz aygırlı Beyrek.” Çünkü bunlar cemâl (yüz güzelliği) sahibi yiğitlerdir.

Kan Turalı ve Beyrek hikâyelerde geniş olarak yer kaplayan iki kahramandır. Yüzleri örtülü gezen diğer iki kahraman hakkında hikayelerde ayrıntılı bilgi bulamıyoruz. Son zamanlarda ortaya çıkan yeni Dede Korkut nüshaları yeni boyları da içeriyorlar. Bundan sonra ortaya çıkacak Dede Korkut nüshalarında, yüzü örtülü gezen Kara Çöğür ile oğlu Kırk Kunuk hakkında anlatıların bulunması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Dede Korkut’un yeni bulunan metinlerinden bir nüsha.

Hükümdar Halk İlişkisi

Bu ilişkiyi ele almadan önce halkın hükümdarı nasıl gördüğünü bilmek lâzımdır. Hükümdar halkın gönlünde belli bir yere oturmuştur. Han’ın davranışları hep bu açıdan değerlendirilir.

Biz, Türklerin tarihî hükümdar telakkisini en iyi “Begil Oğlu Emre’nin Destanı” adlı hikâyede buluruz. Begil, Bayındır Hanın bir sözü üzerine ona küser. Han’a âsi olmaya karar verir. Begil’i kararından vaz geçirmek için, hatununun söylediği şu sözler bahsettiğimiz hükümdar anlayışının açık bir ifadesidir:

“Yiğidim, bey yiğidim, padişahlar Tanrı’nın gölgesidir. Padişaha âsi olanın işi rast gelmez.”

İşte halk tarafından Tanrı’nın gölgesi olarak görülen hükümdar, bu sıfatını ve halkın kendisine olan güvenini yitirmemek için halkı hoş tutacak, tarihî geleneğin ortaya çıkardığı bir takım kurallara uymayı görev bilecektir. Yönetici kadrodan hiç kimse -isterse bey oğlu olsun- halka kötü davranamaz. Bunun en güzel örneğini Dirse Han Oğlu Boğaç Hanhikâyesinde görürüz.

Dirse Han, oğlunun boğayı yenip, kahramanlığını göstermesinden sonra onu daha çok sever, daha fazla ilgi gösterir. Yanında bulundurduğu yiğitleri Boğaç’ı kıskanırlar. Onun hakkında iftira düzerler. Maksatları Dirse Hanın Boğaç’ı öldürmesini sağlayıp, yeniden kendilerini ön plâna çıkarmaktır. Bu kırk namert yiğidin, iftiralarına konu olan davranışlar, Oğuz elinde yasaktır. İftira konusu olan davranışlar şöyledir:

Bir bey oğlunun yanındaki yiğitleriyle Oğuz elindeki kişilerin üzerine yürümesi, kadına kıza sarkıntılık etmek, ak sakallı ihtiyarlara, ak pürçekli kadınlara kötü sözler söylemek, babasından izinsiz ava çıkmak, şarabın keskininden içip sarhoş olmak, bu halde anası ile sohbet eylemek vs.

Bu davranışlar hep kötü görülen, dolayısıyla geleneğe ve görgüye aykırı olan şeylerdir. Dirse Han’a Boğaç’ın bunları yaptığı söylendiğinde, dilekle, adakla bulduğu tek oğlunu öldürmeye karar verir ve bu kararını uygular. Şayet Dirse Han, oğlunun bu davranışlarına göz yumarsa, Hanlar Hanı Bayındır Han devreye girer. İftiracı kırk namert yiğidin bu husustaki sözleri şöyledir:

“.. çapraz yatan Ala Dağdan haber geçer, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Hanın oğlu böyle gömülmemiş şey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Hanın katında sana gazap olur.”

Demek ki Oğuz beyleri haksızlığı ve zulmü kimden gelirse gelsin önlemek zorundadırlar.

Oğuz elinde haksızlık ve zulmün yeri yoktur. Oğuz beyleri yiğit ve kudretli olmak durumundadırlar. Oğuzun başına yiğit ve kudretli, kimseler bey olabilirler.Salur Kazanın Evinin Yağmalanması hikâyesinde, Kazan Hanın şu sözleri bizi bu fikre götürür:

“Kazan fikreyledi der: Eğer Çoban ile varacak olursam, kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç kakarlar. Çoban beraber olmasa Kazan kâfiri yenemezdi derler, dedi.”

Bey intikamını almak için, koca bir kâfir topluluğunun üzerine tek başına gidecek kadar cesur ve yiğit olmalıdır. Türklerdeki beğlik görgüsü budur.

Oğuz elinde beğ her gün divana çıkar. Oğuz’un ileri gelenleri ile toplanıp, görüşürler. Yapılması gerekli işleri tespit ederler. Kararlar alırlar. Divana ancak olağanüstü durumlar vuku bulunca çıkılmaz. Yoksa divanın aksatılması gelenek dışıdır.

Begil Oğlu Emrenin hikâyesinde, bir avda attan düşerek ayağını kıran Begil, beş gün divana çıkamaz. Dış Oğuzların İç Oğuza başkaldırmasının anlatıldığı hikâyede ise Beyrek’in dayısı Aruz tarafından öldürüldüğü haberini alan Kazan Han, Dede Korkut’un deyişiyle “hüngür hüngür ağlar, divanda feryad ü figan kılar.” Divanda bulunan diğer beğler de ağlaşırlar. Kazan o günden sonra yedi gün divana katılamaz. Daha sonra tekrar katılır. Çünkü divan halkın dertlerinin ele alındığı, çözüme kavuşturulduğu bir meşveret (danışma) toplantısıdır. Ve beylerin bu toplantıya katılması âdettir.

Beylik ve Hanlıkla ilgili bir âdeti daha tespit ederek, hükümdar halk ilişkisi konusunda söyleyeceklerimizi bitirelim.

Üç Ok (İç Oğuz) ve Boz Ok (Dış Oğuz) bir araya toplanırlar ve Salur Kazanın evini yağmalarlar. Bu iş belirli zamanlarda mutlaka tekrar edilir. Ev yağmasına davet edilmemek düşmanlık ve isyan sebebidir. Yağmaya bütün halk katılır. Dış Oğuzun İç Oğuza isyan ederek Beyrek’i öldürmesi böyle bir ihmalin sonucunda olur. Olayı anlatan satırları buraya alıyoruz:

“Üç Ok, Boz Ok bir araya gelse, Kazan evinin yağmalatırdı. Kazan tekrar evini yağmalattı. Ama Dış Oğuz beraber bulunmadı. Sadece İç Oğuz yağmaladı. Ne zaman Kazan evini yağmalatsa, helâllisinin elini tutar, dışarı çıkardı. Ondan sonra yağma ederlerdi.

Dış Oğuz beylerinden Aruz (Kazanın dayısı), Emen ve diğer beyler bunu işittiler. Dediler ki, bak bak, şimdiye kadar Kazanın evini beraber yağma ederdik, şimdi niçin beraber olmayalım dediler. Söz birliği ile bütün Dış Oğuz Beyleri Kazan’a gelmediler, düşmanlık eylediler.”

Burada Kazanın yağmadan önce hatununun elini tutarak evden ayrılması da bir gelenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bey biriktirdiği malı idaresindeki kişilere belirli zamanlarda dağıtan kişidir. Ve bu çok güçlü bir gelenektir. Bütün iç ve Dış Oğuz boyları bu yağmada birlikte bulunurlar. Yerleşik kurallar çiğnendiği zaman oğuz boylarının birbirine düşmesi kaçınılmaz olur.

Dede Korkut hikâyeleri Oğuzların sosyal hayıtını, değerlerini, geleneklerini, hayat görüşlerini yansıtan önemli ip uçları ile doludur. Hikâyeler çeşitli açılardan incelendikçe, tarihî devamlılığımızın sırları açıklığa kavuşacaktır.

İsa KOCAKAPLAN

(Edebiyat Burcu, 2011)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...