Defans İdeolojisi

İslam toplumlarının duçar olduğu kültürel yozlaşma, yabancılaşma, bayağılaşma, çürüme, çatışma ve bunalım ne yazık ki Aziz İslam’ı insanlık için kurtuluş umudu olmaktan hızla  uzaklaştırıyor. Müslümanlar olarak ürettiğimiz kavram ve kurumlar maalesef bugüne seslenmiyor. Günümüzün sorunlarına, sıkıntılarına, gençlerin beklentilerine cevap vermiyor. bu tarjik durumdan, kaostan hepimizin ağzına pelesenk olan dış güçler, Batı sorumlu değil yalnızca. Aklı terkeden, slogancı, selefi, kelle uçuran, kompleksli, görgüsüz insanlarımız da suçlu. Eleştirel düşünceyi kovan, nas despotizmiyle insanları hizaya getirmeye çalışan mezhepçi düşünce dünyamız sorumlu. 

Felsefeci Yazar Gürgün Karaman‘ın “Asa İle Felsefe” kitabı yukarıda anlattığımız olumsuzlukları deşifre ediyor. Ezberci, sloganik, selefi aklın pençesinde kıvranan zihinsel dünyamıza bir direniş metodolojisi teklif ediyor.

Karaman metodolojisini inşa ederken asasının darbelerini en çok bu akıl (sezgici ve selefi) ve muhafazakâr kesim nasibini alıyor diyebiliriz. Asanın darbelerini beynin nöronlarını hareket ettirme zahmetinde bulunmayan, akıl konforunun bozulmasından korkan bu zihne kurumuş kütüğe indirir gibi indiriyor.

Batı akılcılığı karşısında düşünsel olarak tarihin derinliklerinden fırlatılan cari tasavvuf ve selefiliğin coğrafyamızın tuvaline resmettikleri katı, bencil naslar “çocuklarını yiyen Satürn”dür.

Bu nedenle “Asa İle Felsefe”ye göre yıllardır kadim coğrafyamızda muhafazakârlık değişimi kabul etmeyen pragmatik bir “defans ideolojisi”dir. Zira muhafazakâr değişimi sevmez ama zorunlu olarak kabul etmek durumunda kalır. Yani muhafazakâr değişimi sevdiği  için değil kaçınılmaz olduğu için kabul edendir.

Muhafazakârlık dünyevi olan her şeyi tekeline alarak sahip/muhafaza etme içgüdüsüdür diye yazar Gürgün Karaman. Bu açıdan İslami hareket dünyevileşmiş, gelenek ise toplayıcılık yaparak “doğruluk ve yanlışlık kaygısını kaybetmiştir” yazarın “Çekiç İle Felsefe” kitabında olduğu gibi “Asa İle Felsefe” kitabında da çözüm önerisi sahabenin hanif aklına ve vahyin çağrısına kulak vererek kaybettiği İbrahim’i bulmak için asa, yani ilim, bilim, vicdan, hikmet ile diriliş/direniş ile  “Allah, vatan, özgürlük” paradigması oluşturmak. Tabiiki bunu yaparken  tarihi dışlayarak değil aksine tarihten yararlanarak. Tarihe vefa borcumuzu  unutmayarak “tarladan ürün devşirirken tırnaklarını kanatmadan” yapıyor.

Söz konusu kitapta sahih bir usulün idamesi için unutmamamız gereken  üç öğenin altı çiziliyor.

Bu ögeler kitabın her tarafına serpilmiş vaziyette.

Üç şahidi unutma: a.) Kendi benliğini b.) Başkasının benliğini c.) Cenap hakkın şahitliğini

a.) Kendi benliğimiz: Kendi bilincimizi varlığımızın anlam ve amacına uygun bir sorumluluk kendi öz dünyamızı sorgulama ve de şahit kılma.

b) Başkasının benliği: Kendimizi başkasının aynasından empati kurarak yabancılaşmaktan kurtarıp başkasının benliğinde kendimizi entegre etmek. Şahit kılmak.

c.) Cenabı Hakk’ın şahitliği: “Sizi vasat ümmet kıldık” dengelerini kaybetmiş ümmetin vasatlığa ve şahitliğinin  hakkı için şahitlik. Ki burada sevgili peygamberimizin veda hutbesi ilham kaynağı olmuştur.

Ali Şeriati‘nin üzüldüğü ve bu konuda aydınlara serzenişte bulunduğu mistisizmin elinde can çekişen devrimci kavramlar Gürgün Karaman’ın da dikkatinden kaçmıyor. Şeriati’nin şikayetini duymuşcasına kader, fıtratullah, sibğatullah, aynel yakın, ilmel yakîn, hakkal yakîn vs. kavramlar asanın darbeleri ile yontularak yeniden can/kan buluyor. Karaman’ın kitaplarını okuyan herkes bu konuda mübalağa yapmadığımızı  görecektir.

Gürgün Karaman’ın okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitaplarda da edebi bir lezzet buldum. Bir edebiyatçı olması hasebiyle dili mahirce kullanılışı hakikaten hep dikkat çekiyor. Hissederek yazması da samimiyetini gösteriyor. İslami ilimlere vukufiyeti, das kapitalizmin kodlarını iyi anlamış olması, eleştirel yorum gücü, kavramlarının peşine bir avcı gibi takılışı hakikaten takdire şayan.

Şimdi “Asa ile Felsefe” kitabının imbiğinden damıttığımız âsa dağarcığının gönüllerinize nakşolması dileğiyle vesselam.

Asa, Eskinin yeni yorumu, yeninin eski yorumudur.

Asa, “Din maskeli zulme tanrının vuruşu”dur.

Asa, ilim, hikmet ile emperyal kapital düzene başkaldırıdır.

Asa, bir atımlık otu olan sözde Aydın/sihirbazlara Musa’nın davetidir.

Asa, hayatın kalbinden hayatın kıyısına sürülen sürgün edilen İslam’ın yeniden inşası için bir araçtır.

Asa, Allah’tan insanlığa nebiler aracılığı ile uzanan mucizevi bir şefkat elidir.

Asa, Kur’an ile korunma kurulmaya davettir.

Sözün özü: Allame Muhammed İkbal “Musa Vuruşu” demişti. Gürgün Karaman “Asa ile Felsefe”/âsa vuruşu  diyor.

Gürgün Karaman’ın yayınlanmış diğer kitapları

  • Çekiçle Felsefe
  • Sarp Yokuşu Tırmanırken
  • Kofi/Nano Öyküler
  • İşrakilik/ Bir Kürt Felsefesi
  • Baba Tâhir üryan/Kelimetul Qisar
  • Mekke’den Hira’ya

Abdulvahap SERT

1 Yorum

  1. AvatarSeyit R.ÖZER Cevapla

    “Yıllardır kadim coğrafyamızda muhafazakârlık değişimi kabul etmeyen pragmatik bir “defans ideolojisi”dir. Zira muhafazakâr değişimi sevmez… Muhafazakârlık dünyevi olan her şeyi tekeline alarak sahip/muhafaza etme içgüdüsüdür.. ”
    Yerinde bir tanım. Kavramların doğru anlaşılmaması halinde birileri zihnimizi manipüle edebilir. Müslümanların parçalanmış hallerinin arka planında olan başka nedir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir