Dervişin Kavalı ve Felsefe Dersleri

“Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri” kitabında Ergür Altan ötekilerin, ötekileştirilmişlerin öyküsünü anlatıyor. Kimdir Ötekiler? Toplumun rutin işleyişinin dışında olanlar hatta işleyişi tehdit edenler. Toplum sözleşmesinin, yazısız kuralların yok saydığı, görmezden geldiği insanlar. Hayatın günahını sırtlayanlar… Mazlumlar, mağdurlar… Çöplerden kâğıt toplayan çocuklar, yetiştirme yurtlarında yetişenler, hayatın hep tokadını yiyenler, her daim yenilmişler, mevsimlik tarım işçileri, deliler, meczuplar, evsizler, sokak çocukları, buz gibi soğuklarda kartonlardan yatakları olanlar, sokak kadınları, yurtsuzlar, mülksüzler…    

Ötekilerin öykülerini anlatıyor Altan. Aslında anlatmıyor; yaşıyor ve yaşatıyor… Hayatın şiddetli, sert, asık suratlı işleyişine dayanamayan ve kıyılara sürüklenenler, kıyıda kalmışlar, görülmeyenler, görülmesi istenmeyenler. Sıcak bir yuvaya, sevgiye, merhamete ihtiyacı olanlar. Büyüklerin, akıllıların, aklı başındaların cehenneme çevirdiği bir dünyada cehennem azabı yaşayanlar. İncinmişler, incitilmişler… Tacize, tecavüze uğrayanlar, şiddet görenler, hayatın karanlık yüzünün gönülsüz oyuncuları… “Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri” steril hayatların aksine asıl hayatta neler yaşanıyor, bizimle aynı zamanda yaşayan ötekiler ve ötekileştirdiklerimiz hangi tehlikelerin içinden geçip gidiyor bunları gösteriyor satır satır.

Ergür Altan sosyal medyada çok tanınan, yazıları öyküleri binlerce tıklanan, okunma rekorları kıran ince, naif biri. Sosyal medyadaki öyküleri “Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri” ile kitaplaştı. Altan, masa başında makale, öykü, yazı üreten bir profesyonel yazar değil. Hayatın içinde, öyküsünü yazdığı ötekilerle iletişim halinde. O yüzden yazdıkları samimi, yüreğe dokunuyor, içimize işliyor. Toplumun hem dışlayarak cezalandırdığı hem de kötülüklerin kaynağı olarak gördüğü, günah keçisine dönüştürdüğü insanların duygu dünyalarını okuyucuya açıyor. Bu insanlar korktuğumuz kadar kötü değiller. Öfkeleri, kırgınlıkları yaşadıkları acılardan, travmalardan, onlara normal bir yaşam şansı verilmemesinden…

“Derviş’in Kavalı ve Felsefe Dersleri” kitabı aynı isimdeki öyküyle başlıyor. Sevginin, vefanın, adanmışlığın öyküsünü anlatıyor. Tanya, Yusufçuk ve Küçük Mucizeler’de tecavüze uğramış iki çocuğun yıkık dünyalarından nasıl bir sevgi ve merhamet dünyası kurduklarını anlatıyor. “İki Ekmek Bir Süt” öyküsünde yine toplum tarafından dışlanan, ötekileştirilen çingenelerin vefası, merhameti, dostluğu gösteriliyor. Yetiştirme Yurdunda Büyüyen Asiye’nin Hikâyesi okuyucuyu yetiştirme yurtlarına götürüyor ve orada yetişenlerin içinde bulunduğu psikolojiyi hatırlatıyor.

Böyle Buyurdu Muhammet öyküsüyle bir kâğıt toplayıcısı çocuğun kendinden tonlarca ağır dünyasıyla karşılaşıyoruz. Yetimlik, üvey babalık, anadan ayrılma ve sokaklarda binbir zorluğa ve tehlikeye rağmen hayatta kalma mücadelesi… On dokuz yaşındaki Muhammed’in on dokuz bin yıl yaşamış gibi yıpranan ömrü… Birdenbire büyüyen çocuklar… Toplumun, değer yargılarının kötü yargılayıp, kötüleştirdiği kızların, erkeklerin yürek burkan ama umutla ışıldayan öyküleri… Birbirlerinin yüreklerinden başka hiçbir şeye tutunmayan insanların sitemli hayatları…

Ergür Altan o gizemli, efsunlu, bizi yürekten yakalayan kalemiyle kederin sevince, sevincin umuda, umudun hüzne, hüznün sevgiye, sevginin hakikate, hakikatin dayanmaya, dayanmanın dostluğa döndüğü ötekilerin çok sahici, gerçekten sahici hayatlara dokunuyor. Bu kırık dökük hayatları okurken bazen kendimize, bazen değer yargılarına kızıyoruz. Kızgınlığımız sımsıcak bir gözyaşına dönüşüyor…

Erkek egemen, eril söylemle dalga geçen hayat kadınlarının, acı gerçeklerle kafa bulan yenilmişlerin kaderleri derin bir ironiyle de anlatılıyor. “Bazı kadınlar serseridir Bayım; iyi küfreden, yiğitçe seven, delikanlıca kederlenendir bazı kadınlar. Yiğitlikte de delikanlılık da böyle kadınlara yaraşır asıl, siz erkeklere değil! Bir bak yüzüme şimdi; paranı, statünü, yapmacıklığını al ve defol buradan!” (Ben Hanım Hanımcık Olmayan Bir Kadınım Bayım s. 93)  

“Kitaplar gibi kokmaktır özgürlük; Otlardan sevgi büyüleri yapmak ve toprağa karıştığında bir gün, Tabiat Ana’nın beni şefkatle anmasıdır.” (Böyle Buyurdu Muhammet s.188)

“Ben Ali, çoban Ali. Ağrı’nın köyünde dağlara karşı Sokrates’in Savunması’nı okuyorum ve bazı geceler rüyamda Sokrates’i yalınayak yoksul halkın arasına karışarak onlara ‘Biz Kimiz?’ diye sorup Onun erdemi ve bilgeliği anlatmasına tanık oluyorum.” (Sokrates’in Son Öğrencisi s. 117)

“Bir gece Neşet Ertaş girdi rüyama. ‘Ah güzel gardaşım, ölülerden bilme beni; yoruldum, gittim,’ dedi. (Rüyada Neşet Ertaş’ı Görmek s.173)

Muaz ERGÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...